Bir tarafta ay sonunu getirebilmek için pazar tezgâhlarında akşamı bekleyen emekliler, diğer tarafta yüz binlerce liralık maaşlar… Emekliye yeni bir zam modeli arayanlar, önce kendi kazançlarını ve sahip oldukları ayrıcalıkları sorgulamalı. Çünkü mesele yalnızca maaş artışı değil, adalet meselesidir!
Türkiye'de emeklinin gündemi yine aynı: Geçim derdi, eriyen maaşlar, kabaran faturalar ve her geçen gün biraz daha ağırlaşan hayat pahalılığı… Milyonlarca emekli, yıllarca çalışıp prim ödemiş, ülkesine hizmet etmiş olmanın karşılığında bugün insanca yaşayabileceği bir gelir bekliyor. Ancak emeklinin önüne konulan her yeni zam hesabı, çoğu zaman umutları biraz daha erteliyor.
Şimdi hükümetin emekli maaşlarında yeni bir model üzerinde çalıştığı konuşuluyor. İddialara göre prim günü, emeklilik yaşı ve gelir durumu dikkate alınarak daha dengeli bir gelir dağılımı oluşturulması, ayrıca refah payı düzenlemesinin gündeme gelmesi bekleniyor. Bütçe görüşmelerinin ardından Meclis'e gelmesi beklenen bu düzenlemenin emekliler arasındaki gelir farklılıklarını azaltması hedefleniyor.
Elbette emeklilerin çalışma sürelerini, prim günlerini ve ödedikleri primleri dikkate alan adil bir sistem oluşturulması önemlidir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken çok daha büyük bir mesele var: Milletin temsilcileriyle temsil ettikleri millet arasındaki gelir uçurumu!
Önce bu uçuruma bakalım.
Kamuoyunda paylaşılan Temmuz 2026 maaş tablosuna göre bakan maaşı 318 bin 9 lira, milletvekili maaşı yaklaşık 310 bin 330 lira, emekli milletvekili aylığı ise 201 bin 677 lira seviyesinde. Hem milletvekili hem de emekli aylığı alanların toplam gelirinin yaklaşık 512 bin liraya ulaştığı belirtiliyor.
Aynı tabloda en düşük emekli aylığı 23 bin 552 lira, asgari ücret 28 bin 75 lira, en düşük memur maaşı yaklaşık 70 bin lira olarak gösteriliyor. Öğretmen maaşı ise 75 bin lira seviyesinde ifade ediliyor. Öğretmen maaşlarının derece ve kademeye göre değiştiğini de unutmamak gerekiyor.
Şimdi bir düşünelim…
Bir milletvekili, yaklaşık 310 bin liralık aylık geliriyle kaç emeklinin maaşına denk bir gelir elde ediyor? 23 bin 552 liralık en düşük emekli aylığı üzerinden hesapladığımızda, bir milletvekilinin aylık maaşı yaklaşık 13 emeklinin aylığına karşılık geliyor.
Daha çarpıcı olanı ise hem milletvekili hem emekli aylığı alanların durumu. Yaklaşık 512 bin liralık toplam gelir, en düşük emekli aylığı alan yaklaşık 22 vatandaşın aylığının toplamına denk geliyor.
Bu rakamlar karşısında insan sormadan edemiyor: Aynı ülkede yaşayan, aynı marketten alışveriş yapan, aynı faturaları ödeyen, aynı hayat pahalılığıyla mücadele eden insanlar arasında bu kadar büyük bir gelir farkı nasıl normal kabul edilebilir?
Elbette milletvekilliği sorumluluk isteyen önemli bir görevdir. Bakanlık da öyle… Ancak bu görevlerin önemi, halkın ekonomik gerçeklerinden kopuk bir ücret ve ayrıcalık düzenini haklı çıkarmaz. Milletvekili olmak, milletin üzerinde bir yaşam standardına sahip olmanın değil, milletin sorunlarını daha iyi anlamanın ve çözmenin sorumluluğunu taşımaktır.
Üstelik mesele yalnızca maaşlarla da sınırlı değil. Milletvekillerine tanınan sosyal haklar, imkânlar ve çeşitli ayrıcalıklar da yeniden değerlendirilmelidir. Bu hakların hangileri gerçekten kamu hizmetinin gereği, hangileri artık sorgulanması gereken ayrıcalıklar? Şeffaf biçimde ortaya konulmalı.
Milletvekillerine tanınan imkânlar gözden geçirilmeli, gereksiz ayrıcalıklar kaldırılmalı ve elde edilen tasarruf doğrudan vatandaşın refahına katkı sağlayacak şekilde değerlendirilmelidir.
Bir başka önemli konu da çift aylık meselesi. Hem aktif milletvekilliği maaşı hem de emekli milletvekili aylığı alanların toplam gelirleri, toplumun vicdanında ciddi soru işaretleri yaratıyor. Burada kimsenin kazanılmış haklarını yok saymadan, kamu kaynaklarının kullanımı ve gelir adaleti açısından yeni bir düzenleme yapılması gerekiyor.
Peki, 2027 Ocak ayında ne olacak?
Şimdiden konuşulan tahmini zam oranları üzerinden yapılan hesaplamalarda, yüzde 8,02'lik artış senaryosuyla milletvekili maaşının yaklaşık 335 bin liraya, emekli milletvekili aylığının 217 bin 851 liraya, çift aylık alanların toplam gelirinin ise 553 bin lira seviyesine çıkabileceği öngörülüyor. Bakan maaşının da 343 bin lirayı aşabileceği hesaplanıyor.
Bunlar henüz kesinleşmiş rakamlar değil, tahmini hesaplamalar. Ancak asıl mesele, rakamların birkaç bin lira artıp azalması değil. Asıl mesele, ekonomik koşullar karşısında kimin ne kadar korunabildiği.
Emekliye gelince prim günü, çalışma süresi, bütçe dengesi ve enflasyon hesabı yapılıyor. Peki, milletvekillerinin maaşları belirlenirken de aynı hassasiyet gösteriliyor mu? Emeklinin sofrasındaki ekmek küçülürken, temsilcilerin gelirlerinin hangi ölçütlerle belirlendiği kamuoyuna yeterince anlatılıyor mu?
İşte tartışılması gereken tam da budur!
Hükümet, emekliye refah payı vermeyi düşünüyorsa önce toplumdaki gelir adaletsizliğini bütün yönleriyle ele almalı. Emekliyi birbirine karşı yarıştıran, prim günü ve maaş hesabıyla yeni tartışmalar yaratan modeller yerine, insanca yaşamayı güvence altına alan bir sistem kurmalı.
Çünkü emeklilik bir lütuf değildir. İnsanların yıllarca çalışarak, üreterek ve prim ödeyerek kazandığı bir haktır.
Milletvekilleri de o koltuklarda kendi refahlarını büyütmek için değil, kendilerine emanet edilen halkın yaşam koşullarını iyileştirmek için oturuyor.
Bugün emekli, pazarda filesini dolduramıyorsa, torununa harçlık verirken hesabını yapmak zorunda kalıyorsa, elektrik ve doğalgaz faturası arasında tercih yapmak zorunda kalıyorsa burada yalnızca ekonomik değil, sosyal bir adalet sorunu vardır.
Ve bu sorunun çözümü, emekliye birkaç bin lira daha verip tartışmayı kapatmak değildir.
Önce milletin vekili, milletin halini anlamalı!
Milletvekilleri kendilerini değil, kendilerini seçen milleti düşünmeli. Sosyal haklarını ve ayrıcalıklarını yeniden değerlendirmeli. Maaş düzenlemelerinde de toplumun ekonomik gerçekleriyle daha uyumlu, şeffaf ve adil bir yaklaşım benimsemeli.
Unutulmamalıdır ki milletvekilliği bir zenginleşme makamı değil, millete hizmet makamıdır.
Bir ülkede emekli geçinemiyor, asgari ücretli ayın sonunu getiremiyor, çalışan aldığı maaşla temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa; o ülkede önce konuşulması gereken konu zam oranları değil, gelir dağılımındaki adaletsizliktir.
Çünkü adalet, yalnızca kanunların önünde eşit olmak değil, aynı zamanda aynı ülkede yaşayan insanların insanca yaşayabilmesidir.
Emekli sadaka değil, yıllarca verdiği emeğin karşılığını istiyor. Millet de temsilcilerinden ayrıcalık değil, fedakârlık ve adalet bekliyor.
Şimdi soruyorum: Emekliye yeni bir maaş modeli hazırlamadan önce, milletvekillerinin maaş ve sosyal haklarını da aynı masaya yatırmanın zamanı gelmedi mi?