Türkiye’de “yöresel ürün fuarları” çoğalıyor. Çadır kuruluyor, stantlara “köy ürünü”, “doğal”, “geleneksel” yazılıyor. Vatandaş da buna güveniyor.
Malatya’da yapılan bir denetim bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Yöresel ürünler fuarında “dana sucuk” adı altında satılan 230 kilogram ısıl işlem görmüş piliç sucuk ile yaklaşık 150 kilogram eritme peynirine el konuldu. Ayrıca yaklaşık 600 litre karışım yağ, 285 kilogram salça ve çeşitli soslar da muhafaza altına alındı.
Şimdi soralım: 230 kilo piliç sucuk, “dana sucuk” diye nasıl satılıyor?
Yoksa sistemimizde “önce sat, sonra denetle” yöntemi mi var? Önce vatandaşa sat, sonra kontrol et; uygunsuzsa el koy, imha et. Peki denetimden önce satın alan vatandaş ne olacak?
“Köy ürünü” yazınca mevzuat rafa kalkmaz. “Doğal” denince soğuk zincir ortadan kalkmaz.
Bazı geçici organizasyonlarda fuar, tanıtımdan çok sıcak satış alanına dönüşüyor. Kamyon geliyor, ürün satılıyor, birkaç gün sonra satıcı başka kente gidiyor. Vatandaş ise aldığı ürünle baş başa kalıyor.
Bu nedenle denetimsiz, kaynağı belirsiz geçici gıda satış organizasyonları yasaklanmalıdır.
Fuar yapılacaksa kurallar baştan belli olmalı: Satıcı ve ürünün kaynağı doğrulanacak, kayıtlar, etiketler ve soğuk zincir kontrol edilecek. Uygunsuz ürün içeri alınmayacak.
Bunlar yoksa o stant da açılmayacak!
Belediyelere açıkça sormak gerekiyor: Kamu alanını tahsis ederken “Ben sadece alan verdim” demek yeterli mi?
Belediyenin tahsis ettiği yerde satış varsa kamu güveni de hesaba katılmalıdır. Belediyeler ilgili kurumlarla önceden koordinasyon kurmalı, güvenli olmayan satışa izin vermemelidir.
Tarım ve Orman İl Müdürlüklerinin denetim yapması önemlidir. Ancak soru şudur:
Denetim neden ürün tezgâha geldikten sonra yapılıyor?
Fuar açılmadan önce satıcıların belgeleri, ürünlerin kaynağı ve etiketleri kontrol edilemez mi? Edilebiliyorsa neden her fuarda zorunlu hale getirilmiyor?
Gıda güvenliği kurdeleden önemlidir.
Yıllardır kirasını, vergisini ve personel giderini ödeyen yerel esnafın karşısına birkaç günlük dışarıdan gelen satıcı çıkarılıyor. Satıcı gidiyor, esnaf aynı yükle kalıyor.
Bu mudur adil rekabet?
Bazı kişilerin zincir market ürünlerinin ambalajını söküp bunları “yöresel ürün” diye sattığı ileri sürülüyor. Bu iddialar belge olmadan genellenemez; doğrulanırsa bu tüketiciyi yanıltmaktır.
Market ürününü başka ambalaja koymakla köy ürünü üretilmez. Kavanoza bez torba geçirmekle geleneksel üretim yapılmaz. Yöresellik ambalaj değil; üretim, emek ve izlenebilirlik meselesidir.
Denetimsiz ve geçici gıda satış organizasyonları ya yasaklanmalı ya da çok sıkı bir izin-denetim sistemine bağlanmalıdır.
Etkinlikten önce kayıtlar ve belgeler doğrulanmalı, etiketler ve soğuk zincir denetlenmeli, gerekli ürünlerden numune alınmalıdır. Etkinlik boyunca denetim sürmelidir.
Belediye de Tarım ve Orman teşkilatı da sorumluluğu birbirine atamaz.
Mesele vatandaşın kamuya duyduğu güvendir.
Vatandaş sucuk alırken dedektif, zeytinyağı alırken kimyager değildir.
Devlete güvenmek vatandaşın hatası değildir; o güveni boşa çıkarmamak kamu kurumlarının görevidir.
“Yöresel ürün” tabelasının arkasına saklanarak denetim boşluğu yaratılmasına izin verilmemeli. Ya gerçekten denetlenecek ya da bu organizasyonlar yasaklanacak.
Çünkü vatandaşın sofrası ticaret oyunu değildir.