Neşet Ertaş boşuna “Ah yalan dünyada, yalan dünyada” dememiş…
Gerçi bugün yaşasaydı, belki de türkünün sözlerini güncellerdi: “Ah yalan dünyada, vaatler dünyada, seçimden seçime hatırlanan dünyada…”
Çünkü yalan artık hayatımızın neredeyse resmi dili oldu. Öyle sıradanlaştı ki, doğruyu söyleyen insan neredeyse “istisnai vaka” muamelesi görüyor.
Milletvekili, seçim zamanı millete öyle vaatler verir ki sanırsınız yarın sabah ülke çağ atlayacak. Yol yapılacak, iş bulunacak, emeklinin yüzü gülecek, gençlerin geleceği kurtulacak… Sandık kapanır, milletvekili seçilir. Sonra vaatler de seçim afişleri gibi duvara asılı kalır.
Vatandaş hatırlatınca cevap hazırdır:
“Biz onu öyle dememiştik.”
Elbette! Millet de zaten yanlış anlamıştır. Herkesin hafızası bozuk, bir tek vaat sahibi haklıdır!
Belediye başkanlarında da durum pek farklı değil. Seçim meydanlarında kaldırımlar yeniden döşenir, trafik çözülür, otoparklar yapılır, sosyal konutlar yükselir, şehir adeta Dubai ile Paris arasında bir yere dönüşür. Seçim biter, vatandaş belediye kapısına gidip “Başkanım, hani bu proje?” diye sorar.
Cevap:
“Proje üzerinde çalışıyoruz.”
O proje de yıllardır “çalışıyor” maşallah!
Kulüp başkanları da ayrı bir âlem. Sezon başında şampiyonluk sözü verilir. Transfer bombaları patlar. Taraftar havaya girer. Sezon sonunda takım küme düşme hattına yaklaşınca bu kez ekonomik şartlar, hakemler, sakatlıklar, hava durumu ve gerekirse Merkür retrosu suçlanır.
Futbolcu hakeme yalan söyler:
“Hocam, dokunmadım!”
VAR devreye girer.
Ekranda adamın rakibin formasını neredeyse tapu senedi gibi çektiği görülür.
Ama futbolcu hâlâ masumdur!
Zaten VAR da bazen öyle kararlar verir ki taraftarın tansiyonunu ölçmek için artık stadyumlara sağlık ekibi değil, kardiyoloji kongresi kurulması gerekir.
Öğrenci öğretmenine, çocuk anne babasına, anne babası birbirine, kadın kocasına, koca karısına…
Herkesin hayatında küçük bir “yalan departmanı” var.
Sürücü trafik polisine yakalanır:
“Memur bey, vallahi hız yapmadım.”
Radar cihazı ise başka düşünüyor.
Ekonomi tarafına gelince iş daha da ilginç.
Televizyonda açıklanan enflasyon başka, pazarda vatandaşın yaşadığı enflasyon başka. İstatistik kâğıt üzerinde sakin, market rafında ise adeta savaş halinde!
TÜİK’in açıkladığı rakamlarla vatandaşın cüzdanı arasında öyle bir mesafe oluştu ki, araya artık navigasyon koymak gerekiyor.
Vatandaş “Hayat pahalı” diyor.
Rakamlar “O kadar da değil” diyor.
Cüzdan ise sessizce istifa ediyor.
Belki de mesele yalnızca yalan söylemek değil.
Asıl mesele, yalanın normalleşmesi.
Çünkü yalan çoğaldıkça doğru sıradanlığını kaybediyor. Verilen söz unutuldukça sözün kıymeti azalıyor. İnsanlar birbirine güvenmek yerine birbirinin söylediğini araştırmaya başlıyor.
Ve sonunda hepimiz Neşet Ertaş’ın o büyük sözünün içinde buluyoruz kendimizi:
“Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın…”
Belki hepimiz biraz ağladık, biraz yandık.
Ama artık en büyük dileğimiz çok büyük değil:
Biri çıksın ve sadece doğruyu söylesin.
Ne fazla vaat versin, ne bahane üretsin, ne de milleti kandırsın.
Çünkü bu memlekette artık en büyük lüks; zam değil, makam değil, şatafat değil…
Doğru söz!
Ah yalan dünyada…
Bir de şu yalanlardan kurtulsak, vallahi dünya biraz daha güzel olacak.