Küçük bir soruyla başlayalım. Bir sopa ile bir top, ikisi birlikte 1 lira 10 kuruş. Sopa, toptan 1 lira pahalı. Peki top kaç kuruş?

Aklınıza bir sayı geldi bile. Çoğumuzda aynı sayı gelir; hızlı ve kendinden emin. O sayıyı bir kenara yazın; yazının sonunda ona döneceğiz.

Şimdilik önemli olan cevap değil, o cevabın ne kadar çabuk geldiği. Çünkü düşünmek, tam da o hızlı sayıyı bir saniye durdurabilmektir. İlk aklımıza geleni söylemek değil; cevaptan önce durup meselenin üstüne eğilmek, kendi içimize düşmek. Sankibir meselenin içine iner, dalar gibi.

Psikolog Daniel Kahneman bunu iki sistem olarak anlatır: biri hızlı, otomatik; diğeri yavaş, çaba ister. Düşünmek ikincisidir. Zor yanı da şu: o ilk hızlı cevap öyle güçlüdür ki, Shane Frederick bu soruyu sorduğunda Harvard, MIT gibi okulların öğrencilerinin bile çoğu yanlış cevap vermiş. Yani düşünmemek zeka sorunu değil; duraksamamaktır.

Peki neden duraksamıyoruz artık? Çünkü düşünmeyi yavaş yavaş dışarıdabıraktık. Bir bilgiyi arama motorunda bulabileceğimizi bildiğimizde, o bilgiyi değil, “nerede bulacağımızı” hatırlıyoruz; zihnimiz bilgiyi değil, adresini tutuyor. Dahası, telefon sessiz ya dakapalı haldemasanın üstünde dururken bile; ona bakmama çabası beynimizde yer kaplar.

Nörobilim de bunu doğruluyor. Beyinde tek bir “düşünme merkezi” yok; ikisistem var. Biri, odaklanıp bir sorunu evirip çevirdiğimiz alın bölgesi, prefrontal korteks. Öteki, hiçbir şeye odaklanmadığımızda devreye giren “başıboş” ağ: Hayal kurarken, anımsarken, bağ kurarken çalışır. O meşhur “buldum!” anı da sıkı çalışırken değil, gevşemiş boş anlarda gelir; duşta, koşarken,yürürken... Yani can sıkıntısı boşa geçen zaman değil; beynin sessizce düşündüğü zamandır.

Bir şeyi daha unutmayalım: “düşünmek” yalnızca akıl işi değil. Dilimizde “birini düşünmek”, onun iyiliğini, geleceğini gözetmektir. Yani düşünmek hem muhakeme hem özendir. Filozof Hannah Arendt'in dikkat çektiği gibi düşüncesizlik yalnızca düşünmemek değil; insanın kendi iç sesiyle bağını koparmasıdır. Belki de bugün ihtiyacımız olan birbirimizi düşünmek için de bir saniye durabilmektir. Toplum olarak düşünmeyi bıraktıysak, yalnızca aklı değil, birbirimizi gözetmeyi de bırakıyoruz demektir.

İyi haber şu: Düşünmek bir kastır, koşulunu verince geri gelir. Bu hafta küçük bir şey deneyin: Aklınıza bir soru takıldığında hemen telefona sarılmayın; cevabı bilmemeye, o boşlukta bir süre öylece durmaya izin verin. Çünkü beyin en iyi fikri çoğu zaman, siz onu bıraktığınızda getirir.

Üçüncü yaş, artık her şeye yetişmek zorunda olmadığımız, biraz durup düşünmeye vaktimizin olduğu bir dönem. Belki de bu yüzden, düşünmek için kaybettiğimiz o bir saniyeyi yeniden kazanmanın tam zamanı.

Şimdi başa dönelim. Top kaç kuruştu? Reflekse kalırsa insan “10 kuruş” der. Ama bir saniye durup düşünürseniz: top 10 kuruş olsaydı, sopa 1 lira 10 kuruş olurdu, ikisi birlikte 1 lira 20 kuruş ederdi. Doğrusu, top 5 kuruş. Bütün mesele de bir saniyelik duraksamada.