Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin son dönemde geldiği noktayı üzüntüyle takip ediyorum. İki ülke arasında yıllardır büyük bir gururla kullandığımız 'İki devlet, tek millet' sözünün bugünlerde biraz daha üzerinde düşünmek gerekiyor. Kardeşlik yalnızca iyi günlerde birbirinin yanında durmakla, ortak tarihimizden ve kültürümüzden söz etmekle yürümüyor.
Bazen karşımızdakini dinlemeyi, hassasiyetlerini anlamayı ve aynı düşünmediğimiz konularda da birbirimize saygı göstermeyi bilmemiz gerekiyor. Pandemi döneminde yaptığım Nahçıvan seyahati, bugüne kadar gerçekleştirdiğim yolculuklar arasında bende en fazla iz bırakanlardan biriydi. Türkiye'nin hemen yanı başında, Iğdır'dan kısa bir kara yolculuğuyla ulaşılabilen bu topraklarda geçirdiğim günler, Azerbaycan'a bakışımı önemli ölçüde değiştirdi. Nahçıvan'da ilk dikkatimi çeken şeylerden biri, devletin gündelik yaşamın hemen her alanında hissedilen varlığıydı. Kamusal düzen, şehir yaşamı, insanların devletle kurduğu ilişki ve seküler anlayışın toplumsal hayattaki yansımaları Türkiye'de alışık olduğumuzdan farklıydı. Sovyet geçmişinin izlerini, bağımsızlık sonrasında şekillenen devlet anlayışını ve güvenlik kaygılarının yarattığı toplumsal refleksleri görmek benim için oldukça öğreticiydi. Elbette eleştirilecek, sorgulanacak pek çok konu vardı. Ancak seyahat etmenin en sevdiğim tarafı da bu zaten. Başka bir ülkeye gidip her şeyi kendi alışkanlıklarımız üzerinden değerlendirmek yerine, oradaki hayatın neden öyle şekillendiğini anlamaya çalışmak. Bir yandan da inanılmaz bir misafirperverlikle karşılaştım. Türkiye'den geldiğimi öğrenen insanların yakınlığı, sohbetlerde kurulan samimiyet, sofralarda gösterilen özen hala aklımda. Kendimi yabancı hissetmediğim, ancak birçok konuda yeni şeyler öğrendiğim bir yolculuktu. Bu sohbetlerde Türkiye'ye duyulan büyük sevginin yanında bazı kırgınlıkların da olduğunu fark ettim. Özellikle Türkiye'den Azerbaycan'a yönelik zaman zaman üstten bakan yaklaşımın rahatsızlık yarattığını hissettim. Karabağ meselesinin toplumda bıraktığı izleri, bağımsızlık ve egemenlik konularındaki hassasiyetleri daha yakından anlama fırsatım oldu. Azerbaycan'ın Türkiye ile kardeşliğe verdiği önem kadar kendi kararlarını verebilen bağımsız bir devlet olarak görülmeye de önem verdiğini düşündüm. Şu günlerde yaşananları değerlendirirken aklıma sık sık o günlerdeki sohbetler geliyor. Azerbaycan'ın seküler devlet anlayışı ve özellikle başörtüsüne ilişkin uygulamaları üzerinden başlayan tartışmalar, Türkiye'deki bazı siyasi çevrelerin açıklamalarıyla büyüdü. Azerbaycan tarafında bu açıklamaların iç işlerine müdahale olarak değerlendirilmesi, karşılıklı tepkilerin sertleşmesine neden oldu. Türkiye ile Azerbaycan arasında böylesine güçlü bağlar varken ilişkilerin bu başlıklar üzerinden yıpranması gerçekten üzücü.
LAİKLİK ANLAYIŞI
Azerbaycan'ın laiklik anlayışını Türkiye'deki tartışmalar üzerinden okumak bana doğru gelmiyor. Azerbaycan'ın tarihsel deneyimi, Sovyetler Birliği döneminden taşıdığı toplumsal miras ve bağımsızlık sonrasında kurduğu devlet düzeni farklı. Bu düzenin her uygulamasını doğru bulmak zorunda değiliz. Ancak başka bir ülkenin iç meselelerini değerlendirirken o ülkenin geçmişini ve hassasiyetlerini de hesaba katmalıyız. Tartışma noktası laiklik tartışmalarının yanı sıra Azerbaycan'ın İsrail ile ilişkileri, Türkiye'nin Filistin konusundaki tutumu, Ermenistan ile normalleşme süreci ve bölgesel dengeler gibi hassas konuları da içeriyor. Türkiye'nin kendi dış politika öncelikleri olduğu gibi Azerbaycan'ın da var. Özellikle coğrafi konumu, güvenlik ihtiyaçları ve geçmişte yaşadıkları düşünüldüğünde Bakü'nün bazı konularda neden farklı hareket ettiğini anlamak zor değil. Burada iki tarafın da birbirine karşı daha dikkatli olması gerektiğine inanıyorum. Türkiye'den yapılan her siyasi açıklama devletin resmi görüşü olmadığı gibi Azerbaycan'ın aldığı her karar da Türkiye'ye karşı bir tavır olarak görülmemeli. Sosyal medyada büyüyen tartışmaların, karşılıklı sert açıklamaların ve milliyetçi reflekslerle verilen tepkilerin iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vermesine izin verilmemeli.
Türkiye'nin Karabağ mücadelesinde Azerbaycan'a verdiği desteğin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Azerbaycan'ın Türkiye için taşıdığı stratejik ve kültürel önemi de ayrıca anlatmaya gerek yok. Ancak geçmişte birbirimizin yanında durmuş olmamız, bugün yaşanan sorunları görmezden gelmemizi gerektirmiyor. Tam tersine, bu kadar güçlü bir geçmişe sahip iki ülkenin sorunlarını daha kolay çözebilmesi gerekiyor. Bunun için öncelikle kullanılan dilin değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Birbirimize kamuoyu önünde mesaj vermek, siyasi tartışmaları büyütmek yerine diplomatik temasları güçlendirmek gerekiyor. Siyasetçiler arasındaki anlaşmazlıkların toplumlara yansımaması, kültürel ilişkilerin, turizmin, ticaretin ve özellikle gençler arasındaki bağların geliştirilmesi önemli.