Vatandaş geçim derdinde, kentler altyapı sorunlarıyla boğuşuyor; belediye başkanları ve meclis üyeleri ise halkın vergileriyle düzenlenen yurt dışı gezilerinde buluşuyor. Meclis salonlarında birbirlerine söylemediklerini bırakmayanlar, sıra yurt dışı seyahatlerine gelince nasıl da can ciğer kuzu sarması oluyor! Demek ki bazı konularda anlaşmak hiç de zor değilmiş!
Türkiye’de vatandaşın gündemi belli: Geçim sıkıntısı, kabaran faturalar, küçülen sofralar, bitmeyen hayat pahalılığı… Emekli ay sonunu getirmeye, asgari ücretli evini geçindirmeye çalışırken halkın vergileriyle oluşturulan belediye bütçelerinden milyonlarca liralık yurt dışı gezileri düzenleniyor.
Gerekçe mi? Hazır: “Teknik inceleme programı!”
Ne kadar da bilimsel, ne kadar da ciddi bir isim! Sanki belediye başkanı ve beraberindeki heyet uçağa binerken kentin bütün sorunlarını valizlerine koyuyor, Avrupa sokaklarını dolaşıp dönüşte çözüm projelerini bavullarından çıkarıyor!
Peki, bu gezilerden geriye ne kalıyor? Kaç proje hayata geçiriliyor? Hangi sorun çözülüyor? Vatandaşın hayatında ne değişiyor?
İşte asıl mesele bu!
MECLİSTE KAVGA, GEZİDE KOL KOLA!
Belediye meclislerini izleyenler bilir. Kürsüde sert tartışmalar, karşılıklı suçlamalar, yükselen sesler, birbirine yöneltilen ağır eleştiriler… Sanki aynı şehrin sorunlarını çözmek için değil, birbirlerine karşı mücadele etmek için oradalar!
Bir bakıyorsunuz, meclis salonunda tansiyon tavan yapmış. Birbirlerinin sözünü kesenler, en sert ifadelerle birbirlerini eleştirenler, siyasi ayrılıkları aşılmaz duvarlara dönüştürenler…
Sonra gündeme bir yurt dışı gezisi geliyor.
Bir bakıyorsunuz, dün mecliste birbirine demediğini bırakmayanlar bugün aynı programda, aynı karede, aynı yolculukta! Dün siyasi rakip olanlar, bugün yan yana; dün birbirine öfkelenenler, bugün aynı seyahatin heyecanında!
Mecliste kavga, yurt dışı gezisinde barış! Kürsüde düşmanlık, seyahatte dostluk!
İnsan sormadan edemiyor: Şehrin sorunlarını konuşurken bir türlü sağlanamayan uzlaşma, yurt dışı gezilerinde nasıl bu kadar kolay sağlanıyor?
Kent bütçesi, altyapı, trafik, çevre, imar ve halkın ihtiyaçları söz konusu olduğunda birbirine tahammül edemeyenler, seyahat programı gündeme gelince bir anda nasıl aynı noktada buluşabiliyor?
Demek ki anlaşmak mümkünmüş! Demek ki siyasi farklılıklar aşılabiliyormuş! Keşke bu birliktelik, gezilerdeki fotoğraf kareleriyle sınırlı kalmasa da kentin sorunlarının çözümünde de kendini gösterse!
Elbette aynı programa katılan herkesin niyetini sorgulamak doğru olmaz. Ancak kamuoyunun gördüğü tablo, bu gezilerin amacı ve katılımcıların belirlenme ölçütleri hakkında soru sormayı fazlasıyla haklı kılıyor.
Keşke meclis üyeleri, yurt dışı gezilerinde gösterdikleri uyumu, vatandaşın sorunlarını çözmek için meclis salonlarında da gösterebilse!
AVRUPA'YI İNCELE KENTİNE BAKMA?
Gelelim yaşadığımız kentlerin gerçeklerine…
Plansız yapılaşma, bitmeyen trafik çilesi, yağmurda suyla dolan caddeler, taşan rögarlar, çöp sorunları, bakımsız parklar ve yetersiz altyapı…
Bir yağmur yağıyor, bazı caddeler göle dönüyor. Trafik aksıyor, vatandaş evine ulaşmakta zorlanıyor. Altyapı yetersizlikleri yeniden gündeme geliyor. Kentin sorunları değişmiyor, tartışmalar değişmiyor; ama teknik inceleme gezileri sürüyor.
Madem başka ülkelerin başarılı belediyecilik uygulamaları inceleniyor, neden bu deneyimlerin sonuçlarını kendi kentlerimizde yeterince göremiyoruz?
Madem akıllı şehirler, çağdaş ulaşım sistemleri, modern altyapı ve çevre yönetimi araştırılıyor, bunların hangileri uygulamaya geçiriliyor?
Ben bu tür gezilerden sonra hayata geçirilen projelerin ve elde edilen somut sonuçların kamuoyuna yeterince yansıtıldığını göremiyorum. Varsa açıklansın! Hangi uygulama örnek alındı, ne kadara mal oldu, hangi sorunu çözdü?
Çünkü belediyecilik, başka ülkelerin güzel sokaklarında fotoğraf çektirmek değil, kendi şehrinin sokaklarını güzelleştirmektir.
Başka ülkelerin parklarını inceleyip kendi parklarını bakımsız bırakırsan, akıllı ulaşımı araştırıp trafik sorununu çözümsüz bırakırsan, altyapı örneklerini görüp yağmurda taşkın riskini azaltamazsan, vatandaşın aklına doğal olarak şu soru gelir: Bütün bu incelemelerin faydası nerede?
HALKIN PARASIYLA GEZİ!
Belediye bütçeleri yöneticilerin, meclis üyelerinin ya da herhangi bir siyasi grubun kişisel imkânı değildir. O bütçeler, kamu hizmeti üretmek için vardır. Her harcamanın hesabı verilmeli, her kuruşun karşılığı açıklanmalıdır.
Kaç kişi geziye katıldı? Toplam maliyet ne kadar? Ulaşım ve konaklama giderleri ne tuttu? Hazırlanan raporlar nerede? Hangi projeler hayata geçirildi? Harcanan paranın kente kazandırdığı somut fayda ne oldu?
Bunlar sorulduğunda hemen “Dünyayı tanımaya karşı mısınız?” denilmesin.
Hayır, dünyayı tanımaya karşı değiliz. Kamu parasının nasıl harcandığının bilinmesini istiyoruz!
Teknik inceleme elbette gerekli olabilir. Ancak bunun makul bir maliyeti, açık bir amacı ve ölçülebilir bir sonucu olmalı. Aksi hâlde geriye birkaç protokol fotoğrafı, sosyal medya paylaşımı ve kamu bütçesine yazılan faturalar kalır.
Vatandaş pazarda hesabını yaparken, emekli temel ihtiyaçlarını kısmaya çalışırken, gençler gelecek kaygısıyla yaşarken belediyelerin de harcamalarında aynı hassasiyeti göstermesi gerekmez mi?
Halktan tasarruf bekleyenler, önce kendi harcamalarının hesabını vermeli.
GEZİDE BİRLİK, HİZMETE GELİNCE YOK!
Kimse belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin başarılı uygulamaları incelemesine karşı değil. İtirazımız, yapılan harcamaların sonuçlarının belirsiz kalmasına ve kentlerin kronik sorunları devam ederken bu gezilerin öncelik hâline gelmesine.
Bir de şu siyasi tablo var: Mecliste birbirine sert sözler söyleyenler, sıra yurt dışı gezilerine geldiğinde aynı karede buluşabiliyor. Eğer bu birliktelik kentin yararına sonuçlar üretecekse ne güzel! Ancak aynı uzlaşmayı trafik sorununda, altyapı yatırımlarında, çevre temizliğinde ve halkın yaşam kalitesini yükseltecek projelerde de görmek istiyoruz.
Çünkü vatandaşın beklediği, meclis üyelerinin gezide birbirine gülümsemesi değil; mecliste kentin sorunlarına çözüm üretmesidir.
Mecliste kavga etmek siyaset olabilir; ama halkın parasıyla yapılan gezilerdeki birlikteliği halka hizmete dönüştürmek görevdir!
Sonuçta belediye başkanları ve meclis üyeleri o koltuklarda gezmek için değil, kentlerine hizmet etmek için oturuyor.
Halkın vergileriyle gidilen her yolculuğun sonunda halkın hayatında bir iyileşme olmalı. Yoksa şehir aynı şehir, sorunlar aynı sorun, faturalar yine vatandaşın önünde…
Bir tek gezi arkadaşlıkları değişiyor!
Ne diyelim? Mecliste birbirinize tahammül edemiyorsanız bile, bari kentin sorunlarını çözmek için aynı masada buluşun. Yurt dışı gezilerinde kurulan dostluk, keşke halkın hizmetinde de kendini gösterse!