Cumhuriyetimizin 103. yılını İzmir’de coşkuyla kutladık. Sokaklarımızı bayraklarla, meydanlarımızı marşlarla, yüreklerimizi Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğumuz minnetle doldurduk. Ancak bayram kutlamaları, yalnızca sahnelerin büyüklüğünü, sanatçıların ününü veya alanlardaki kalabalığı göstermedi. Belediyeciliğin halka nasıl baktığını, bir başkanın mikrofonu hangi amaçla kullandığını da düşündürdü. Menemen ve Bornova’dan yansıyan iki farklı kutlama deneyimi, tam da bu nedenle üzerinde durulmayı hak ediyor. Bir tarafta Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan’ın davetiyle Egekent 2 Pazar Yeri yanındaki alana gelen, Blok3 konserini bekleyen insanlar vardı. Diğer tarafta Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki’nin çağrısıyla Âşık Veysel Rekreasyon Alanı’nda Selda Bağcan’ı dinlemek için buluşan yurttaşlar… İki ilçede de insanlar Cumhuriyet’in sevincini paylaşmak istiyordu. Beklentileri anlaşılırdı: Güzel bir akşam, ortak bir heyecan ve kendilerine gösterilen özen. Menemen’deki kutlamaya ilişkin gözlemlerim ise bu beklentinin gölgelendiği yönünde. İnsanlar ayakta konseri beklerken sahneye çıkan Aydın Pehlivan, “Canım Menemen ailem” hitabıyla başladığı konuşmasında belediye hizmetlerini anlatmaya koyuldu. Kreşler, dershane, üst geçitler… Elbette bunlar konuşulur. Yapılan hizmetlerin kamuoyuna anlatılması da doğaldır. Ancak zamanın, mekânın ve orada toplanan insanların geliş amacının bir anlamı vardır. Bayram programını hazırlayanların bunu gözetmesi gerekir. Çünkü o insanlar bir faaliyet raporu dinlemeye gelmedi. Çocuklarıyla, arkadaşlarıyla, aileleriyle Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamaya geldi. Konser davetine karşılık vererek alana gelen kalabalığı, belediye icraatlarının uzun uzun sıralandığı bir konuşmanın dinleyicisine dönüştürmek, haklı olarak rahatsızlık yaratır. Hele bekleyiş uzuyor, insanlar ayakta yoruluyor ve yağmur altında kalıyorsa, kürsüde söylenen her cümlenin ağırlığı değişir. Başkanın anlatma isteği kadar yurttaşın bekleyişi de önemlidir. Üstelik Cumhuriyet’in 103. yılını kutladığımız bir programda, konuşmanın bir bölümünde kulağıma gelen “100. yıl” ifadesi de yadırgatıcıydı. İnsan dili sürçebilir; kimse tek bir sözcük üzerinden mahkûm edilmemeli. Fakat böylesine anlamlı bir gecede konuşmanın hazırlığına, içeriğine ve odağına gösterilen dikkat önem taşır. Cumhuriyet Bayramı, alışılmış kürsü cümlelerinin arasına sıkıştırılacak bir takvim günü değildir. O günün sözü de özeni de başka olmalıdır. Asıl mesele bir rakamdan büyüktür. Mesele, Cumhuriyet için kurulmuş bir sahnede kimin hikâyesinin anlatıldığıdır. O gecenin merkezinde belediye başkanının hizmet listesi mi bulunacaktır, yoksa bu ülkenin bağımsızlık mücadelesi, Atatürk’ün kurucu iradesi ve milletin ortak geleceği mi? Bir başkanın kendisini anlatabileceği sayısız toplantı vardır. Cumhuriyet Bayramı ise kişisel siyasi muhasebenin ötesinde, hepimizin aynı duyguda buluşabildiği kıymetli bir ortak alandır.

ŞEFFAFLIK BEKLENTİSİ

Hizmetlerden söz açılmışken şeffaflık beklentisini de hatırlatmak gerekir. Bir belediyenin hesabı yalnızca yaptırdığı binalardan, açtığı tesislerden ibaret değildir. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı, belediye taşınmazlarına ilişkin kararlar ve bu kararların gerekçeleri de aynı açıklıkla konuşulmalıdır. Yapılanları anlatmak nasıl yöneticinin hakkıysa, kaynakların nereden geldiğini ve nasıl değerlendirildiğini sormak da yurttaşın hakkıdır. Alkış talep edilen yerde soru sorma hakkına da yer bulunmalıdır.

Bornova’dan aktarılan tablo ise başka bir duyguyu öne çıkarıyordu. Ömer Eşki’nin Cumhuriyet’i, Atatürk’ü ve vefayı merkeze alan konuşması; Selda Bağcan’ın sesiyle birleşen bayram heyecanı; konseri oturarak izleyebilen insanların memnuniyeti… Burada dikkat çekici olan yalnızca sanatçı tercihi değildi. Kutlamanın, katılan insanlara nasıl hissettirdiğiydi. İnsanların kendilerini düşünülmüş, gözetilmiş ve ortak sevincin bir parçası olarak görmesi, organizasyonun en değerli sonucudur.

Elbette tek bir etkinlikten hareketle bir ilçedeki herkesin aynı şeyi hissettiğini söyleyemeyiz. Menemen’de konserden keyif alanlar da olabilir; Bornova’da eksiklik görenler de. Fakat bu ihtimaller, dile getirilen eleştirileri geçersiz kılmaz. Bir yurttaşın yağmur altında uzayan bekleyişten rahatsız olması da bir başkasının kendisine sunulan oturma imkânından memnun kalması da belediyeciliğin dikkate alması gereken gerçek deneyimlerdir. Kalabalıkların sayısı, kişilerin yaşadıklarını görünmez kılamaz.

Bir de “aile” hitabının taşıdığı sorumluluk var. İnsanlara ailem diyorsanız, onların yorgunluğunu da düşünmelisiniz. Çocuğunun elini tutarak bekleyen anneye, ayakta zorlanan yaşlıya, sevdiği sanatçıyı dinlemek için saatler önce gelen gence karşı sorumluluğunuz vardır. Yakınlık yalnızca sıcak bir ses tonuyla kurulmaz. Programın akışında, bekleme süresinde, erişilebilirlikte ve hava koşullarına hazırlıkta karşılığını bulur. Samimiyet, mikrofon kapandıktan sonra da hissedilebildiğinde anlam kazanır. Bu karşılaştırmayı sanatçılar üzerinden bir üstünlük yarışına çevirmeye de gerek yok. Blok3’ü dinlemek isteyen gençlerin heyecanı da Selda Bağcan’ın türkülerine eşlik edenlerin coşkusu da değerlidir. Cumhuriyet, farklı kuşakların aynı bayrağın altında kendilerine yer bulabilmesidir. Yerel yöneticinin görevi, bu çeşitliliği kendi siyasi görünürlüğünün malzemesi yapmak yerine herkesin bayramdan güzel bir hatırayla ayrılmasını sağlamaktır. Başarı, sahnedeki başkanın ne kadar alkışlandığıyla ölçülemez. Cumhuriyet’in 103. yılında belediye başkanlarından beklediğimiz şey aslında çok açıktır: Günün anlamını bilmek, yurttaşın zamanına saygı göstermek ve ortak bayramımızın önüne kendi siyasi anlatısını geçirmemek. Menemen’de duyulan rahatsızlığın da Bornova’dan yansıyan memnuniyetin de yöneticilere söyleyeceği söz budur. Çünkü Cumhuriyet, halka yukarıdan seslenmenin değil, halkın sesini duymanın sorumluluğunu yükler. Bu sorumluluk, meydanlara davet edilen insanları bütün ihtiyaçlarıyla birlikte görebilmeyi de gerektirir. O gece hafızalarda kalması gereken, kimin kaç hizmet saydığı değil, insanların Cumhuriyet’e duyduğu bağlılıktır. Bir çocuğun taşıdığı bayrak, binlerce kişinin söylediği marş, Atatürk’ün adı anıldığında yükselen alkış…

Cumhuriyet için kurulan sahnede en büyük yer, hiçbir belediye başkanının değil; o Cumhuriyet’i yaşatan halkındır.