Zabıta Teşkilatı 200 yaşında…

Dile kolay; tam iki asırdır kentlerin düzeni, halkın huzuru ve kamu yararı için görev yapan köklü bir teşkilattan söz ediyoruz.

Her yıl Zabıta Haftası geldiğinde sosyal medya hesapları kutlama mesajlarıyla doluyor. Ziyaretler yapılıyor, çiçekler veriliyor, fotoğraflar çekiliyor. Zabıta emekçilerinin fedakârlığından, gece gündüz demeden görev yapmasından söz ediliyor.

Sonra hafta bitiyor…

Çiçekler soluyor, fotoğraflar unutuluyor ama zabıta emekçilerinin sorunları olduğu yerde duruyor.

İşte asıl konuşmamız gereken gerçek budur.

Bir hafta boyunca zabıta emekçilerini hatırlamak kolay. Asıl mesele, yılın 365 günü onların hakkını savunmak ve hak ettikleri çalışma koşullarını sağlamaktır.

Çünkü zabıta emekçisinin artık güzel sözlerden fazlasına ihtiyacı var.

Çiçek değil hak, övgü değil güvence istiyorlar.

200 yıllık teşkilatın emekçileri hâlâ haklarını bekliyor

Pazar yerinde onlar var.

İşgal denetiminde onlar var.

Gece yapılan denetimlerde onlar var.

Bayramda, hafta sonunda, sıcak yaz günlerinde, yağmurda ve soğukta yine onlar görev başında.

Üstelik görevlerini yerine getirirken hakarete, tehdide ve zaman zaman fiziksel saldırılara maruz kalıyorlar.

Buna rağmen zabıta emekçilerinin yıllardır dile getirdiği temel özlük haklarında beklenen gelişmeler sağlanmış değil.

200 yıllık bir teşkilatın emekçilerinin hâlâ mesleki statülerini, çalışma koşullarını ve temel haklarını tartışıyor olması kabul edilebilir değildir.

Yıpranıyorlar ama yıpranma payları yok!

Sokakta sürekli vatandaşla karşı karşıya çalışan, gece gündüz görev yapan, stres ve şiddet riski altında kamu hizmeti yürüten zabıta personelinin yaptığı işin yıpratıcı olduğu açıktır.

Ancak yıllardır dile getirilen fiilî hizmet süresi zammı, yani yıpranma payı talebi hâlâ karşılık bulmuş değil.

Buradan sormak gerekiyor:

Zabıta emekçisi daha ne kadar yıpranmalı ki yaptığı işin yıpratıcı olduğu kabul edilsin?

Bu talep bir ayrıcalık değildir. Yapılan işin niteliğinin ve çalışma şartlarının doğal sonucudur.

24 saat hizmet bekleniyor, emeğin karşılığı verilmiyor

Zabıta hizmetleri belediyenin mesai saati bittiğinde sona ermiyor.

Gece var, hafta sonu var, bayram var. Gerektiğinde 24 saat esasına göre görev var.

Ancak sıra fazla çalışma karşılığında ödenen maktu ücrete geldiğinde emeğin karşılığından uzak bir tabloyla karşılaşıyoruz.

Zabıta emekçisinin saatlerce yaptığı fazla çalışmanın karşılığı günümüz ekonomik koşullarında neredeyse bir günlük yemek ücretine denk gelecek seviyelerde kalıyor.

24 saat hizmet beklediğiniz insana emeğinin karşılığını vermek zorundasınız.

Bu bir lütuf değil, emeğin hakkıdır.

Görev veriyorsanız güvence de vereceksiniz

Zabıta personeli görev sırasında saldırıya uğrayabiliyor, yaralanabiliyor, hatta kamu görevini yerine getirirken hayatını kaybedebiliyor.

Peki geride kalan ailesi?

Görevi nedeniyle kalıcı şekilde yaralanan personel?

Yıllardır dile getirilen şehitlik ve gazilik statüsüne ilişkin talepler neden hâlâ çözüme kavuşturulmuyor?

Kamu adına görev yaptırıyorsanız, o kamu görevlisinin arkasında güçlü bir hukuki ve sosyal güvenceyle durmak zorundasınız.

Yetki verip güvence vermemek adalet değildir.

Zabıta emekçilerinin görev ve yetkilerinden özlük haklarına, hukuki güvencelerinden çalışma koşullarına, fazla çalışma sisteminden kılık kıyafet düzenlemelerine kadar yıllardır biriken sorunları artık bütüncül biçimde ele alınmalıdır.

200 yıllık Zabıta Teşkilatı güçlü ve kapsamlı bir yasal düzenlemeyi hak ediyor.

Muhalefet verdi diye doğru teklif reddedilmemeli!

Yıllardır muhalefet partileri zabıta emekçilerinin özlük haklarının iyileştirilmesi amacıyla Meclis'e teklifler sunuyor.

Ancak mesele çoğu zaman siyasi çekişmelerin arasında kayboluyor.

Buradan iktidara açıkça sormak gerekiyor:

Bir teklif zabıta emekçisinin yararınaysa, kimin verdiğinin ne önemi var?

Muhalefet verdi diye doğru bir düzenleme reddedilmemeli.

Eksikse tamamlayın.

Yanlış bulduğunuz maddeleri düzeltin.

Olmuyorsa kendi teklifinizi hazırlayın.

Hatta bütün siyasi partiler ortak imza atsın ve 200 yıllık bir teşkilatın yıllardır çözülmeyen sorunlarını birlikte çözsün.

Çünkü emeğin iktidarı, muhalefeti olmaz.

Zabıta emekçisinin alın terini siyasi hesapların arasında bırakmaya kimsenin hakkı yoktur.

Çiçekler soluyor, sorunlar kalıyor!

Zabıta Haftası'nda verilen çiçek değerlidir. Hatırlanmak ve teşekkür edilmek elbette güzeldir.

Ama çiçek birkaç gün sonra solar.

Sosyal medya paylaşımı unutulur.

Fotoğraflar arşivlere kaldırılır.

Zabıta emekçilerinin sorunları ise devam eder.

Artık 201. yılda aynı talepleri konuşmamak gerekiyor.

Yıpranma payları verilmeli, maktu fazla çalışma ücretleri insanca seviyeye yükseltilmeli, mesleki statüleri güçlendirilmeli, görev sırasında hukuki güvenceleri artırılmalı, görevi nedeniyle hayatını kaybeden veya yaralanan personelin kendisi ve ailesi güvence altına alınmalıdır.

Zabıta emekçileri ayrıcalık istemiyor.

Sadaka istemiyor.

Haklarını istiyorlar.

200 yıllık Zabıta Teşkilatını kutlamanın en anlamlı yolu da bir hafta boyunca çiçeklerle, fotoğraflarla ve güzel sözlerle hatırlamak değil; iki asırdır bu ülkenin kentlerine hizmet eden zabıta emekçilerinin hakkını teslim etmektir.

Onların sesi duyulana, haklı talepleri karşılık bulana kadar bizler de zabıta emekçilerinin yanında olmaya, sorunlarını dile getirmeye ve seslerini yükseltmeye devam edeceğiz.

Çünkü mesele yalnızca zabıtanın meselesi değildir.

Mesele emeğe ve emekçiye verilen değerdir.