“Bir çocuk eğitimine Atatürk’le başlarsa; asaletin, zarafetin, kibarlığın, saygının, adabın ve ilmin müptelası olur. Çünkü Cumhuriyet’in geleceği, bugün sıralarda oturan çocuklarımızın aklında, vicdanında ve kaleminde yükselecektir.”

2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı başladı. Milyonlarca çocuğumuz yeniden sıralarına oturdu. Okul bahçeleri çocuk sesleriyle doldu. Öğretmenlerimiz büyük bir sorumlulukla sınıflarının kapısını açarken, anne ve babalar çocuklarını umutlarla okullarına uğurladı. Her yeni eğitim yılı yalnızca yeni kitapların açıldığı bir dönem değildir. Aslında Türkiye’nin geleceğinin yeniden yazılmaya başladığı gündür. Çünkü bugün sıralarda oturan çocuklarımız yarın bu ülkenin öğretmenleri, doktorları, mühendisleri, bilim insanları, sanatçıları, işçileri, memurları ve yöneticileri olacaktır. Bu nedenle eğitim sıradan bir kamu hizmeti değildir. Eğitim bir memleket meselesidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bunu bundan bir asır önce görmüştü. Savaş meydanlarında kazanılan bağımsızlığın eğitimle, bilimle ve üretimle güçlendirilmediği sürece kalıcı olamayacağını biliyordu. Cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimini değiştirmedi. Okullar açtı. Öğretmenler yetiştirdi. Anadolu’nun çocuklarını kitapla buluşturdu. Kız çocuklarının eğitim hayatında daha güçlü biçimde yer almasının önünü açtı. Yoksul bir Anadolu çocuğuna, “Sen de okuyabilir, başarabilir ve bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olabilirsin” diyebilecek büyük bir toplumsal dönüşümün kapısını araladı. İşte Cumhuriyet’in eğitim anlayışının temelinde bu vardır:

FIRSAT EŞİTLİĞİ

Bugün de en fazla savunmamız gereken değerlerden biri budur. Bir çocuğun geleceğini ailesinin cüzdanı belirlememelidir. Köyde doğan çocukla büyükşehirde doğan çocuk, dar gelirli bir ailenin evladıyla ekonomik imkânları daha güçlü bir ailenin evladı nitelikli eğitime ulaşabilme konusunda eşit haklara sahip olmalıdır. Çünkü yoksulluk çocuklarımızın kaderi değildir. Cumhuriyet’in okulu bütün çocuklarına eşit davranmalıdır. Eğitimin en büyük gücü ise öğretmendir. Bir öğretmen yalnızca matematik, Türkçe, tarih ya da fen bilgisi anlatmaz. Bazen söylediği tek bir cümleyle bir çocuğun hayatının yönünü değiştirir. Kimsenin fark etmediği bir yeteneği keşfeder, öğrencisinin kendisine güvenmesini sağlar, hayal kurmasına vesile olur. Bu nedenle öğretmenin ekonomik ve sosyal haklarını korumadan güçlü bir eğitim sistemi kuramayız. Öğretmeni geçim sıkıntısına mahkûm ederek eğitimde başarı bekleyemeyiz. Öğretmenin toplumdaki itibarını zedeleyerek geleceğimizi yükseltemeyiz. Çünkü öğretmene verilen değer, aslında geleceğe verilen değerdir. Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedefi açıktı:

“Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller…

Türkiye’nin bugün de ihtiyacı tam olarak budur. Çocuklarımız ezberlemek yerine düşünsün. Soru sorsun, araştırsın, kitap okusun. Sanatla tanışsın, spor yapsın, bilimin peşinden yürüsün. Tarihini öğrensin. Cumhuriyet’in hangi şartlarda ve hangi bedeller ödenerek kurulduğunu bilsin. Vatanını, milletini ve bayrağını sevsin. Ama aynı zamanda dünyayı tanısın, teknolojiyi takip etsin, üretmeyi öğrensin ve çağdaş uygarlık yarışında ülkesini ileriye taşıma sorumluluğunu hissetsin. Çünkü Atatürkçülük geçmişte yaşamak değildir. Atatürkçülük, geçmişten aldığı güçle geleceği kurabilmektir. Bir çocuk Atatürk’ü gerçekten öğrenirse Samsun’da umudu, Amasya’da millet iradesini, Erzurum ve Sivas’ta birlik olmayı, Kurtuluş Savaşı’nda bağımsızlığın bedelini, 29 Ekim’de ise Cumhuriyet’in değerini öğrenir. 10 Kasım’da yalnızca üzülmez. Kendisine bırakılan emanete sahip çıkması gerektiğini de bilir. Bu nedenle mesele sınıfların duvarlarında Atatürk fotoğrafının bulunmasıyla sınırlı değildir. Asıl mesele, o fotoğrafın temsil ettiği aklı, bilimi, bağımsızlığı, çağdaşlığı ve Cumhuriyet bilincini çocuklarımızın zihinlerine ve yüreklerine taşıyabilmektir. Velilerimize de büyük sorumluluk düşüyor. Çocuklarımızdan yalnızca yüksek notlar istemeyelim. Önce iyi insan olmalarını isteyelim. Bir arkadaşının elinden tuttuğunda onu takdir edelim. Haksızlığa karşı çıktığında yanında duralım. Kitap okuduğunda destekleyelim. Soru sorduğunda susturmayalım. Başarısız olduğunda azarlamak yerine yeniden ayağa kalkmayı ve mücadele etmeyi öğretelim. Çünkü eğitim yalnızca sınav kazanmak değildir. Eğitim; karakterli bir insan, bilinçli bir yurttaş ve vicdan sahibi bir birey yetiştirebilmektir. 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı başlarken dileğim açıktır: Hiçbir çocuğumuz yatağına aç girmesin. Hiçbir öğrencimiz ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle eğitiminden vazgeçmesin. Hiçbir öğretmenimiz geçim kaygısıyla sınıfına girmesin. Hiçbir kız çocuğumuz okulundan koparılmasın. Hiçbir evladımızın hayalleri ailesinin ekonomik koşullarına mahkûm edilmesin. Çünkü Türkiye’nin gerçek geleceği makam odalarında değil; bugün okul sıralarında oturan çocuklarımızın gözlerindeki ışıktadır. Onları bilimle yetiştirirsek bilim insanlarımız olur. Sanatla yetiştirirsek sanatçılarımız olur. Vicdanla yetiştirirsek adaletli insanlarımız olur. Cumhuriyet bilinciyle yetiştirirsek vatanına ve bağımsızlığına sahip çıkacak nesillerimiz olur. Ve onları Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefi doğrultusunda yetiştirirsek hiç kimse bu milletin geleceğe olan umudunu söndüremez.

Çünkü;

Bir çocuk eğitimine Atatürk’le başlarsa;
asaletin,
zarafetin,
kibarlığın,
saygının,
adabın
ve ilmin müptelası olur.

Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde; aklın ve bilimin ışığında, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek dileğiyle… 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize ve tüm eğitim emekçilerimize hayırlı olsun. Sağlık, huzur ve başarı getirsin. Çocuklarımızın kalemleri güçlü, zihinleri özgür, yolları Cumhuriyet’in ışığıyla aydınlık olsun. Çünkü Cumhuriyet’in yarını, bugün o sıralarda oturan çocukların ellerinde yükselecektir. Ve o ellerde kitap, o zihinlerde bilim, o yüreklerde Atatürk sevgisi oldukça; Türkiye Cumhuriyeti’nin ışığı asla sönmeyecektir