Küresel ekonomide son iki yıldır yaşanan dalgalanmanın ardından 2025 yılı, birçok açıdan bir “denge arayışı” dönemi olarak öne çıktı. Uluslararası raporlar, özellikle enflasyondaki gerileme, enerji ve gıda fiyatlarında normalleşme ve merkez bankalarının daha öngörülebilir bir para politikası izlemeye başlamasıyla birlikte finansal koşulların kademeli olarak iyileştiğine işaret ediyor. Nitekim küresel ölçekte şirket iflaslarındaki artış hızının yüzde 15’ten yüzde 7’ye gerilemesi de bu sürecin önemli bir göstergesi. Ancak aynı tabloya Türkiye perspektifinden baktığımızda oldukça farklı bir hikâye ile karşılaşıyoruz. 2025 yılında Türkiye’de şirket iflaslarının yüzde 29 oranında artmış olması, küresel eğilimden belirgin bir ayrışmaya işaret ediyor. Bu ayrışmanın temelinde ise operasyonel zayıflıktan çok, finansmana erişim koşullarındaki sıkılaşma ve yüksek faiz ortamının yarattığı baskı bulunuyor.
MALİYET ARTIŞI
Bugün Türkiye’de şirketlerin karşı karşıya olduğu en kritik sorunlardan biri, finansman maliyetlerindeki artışın devam etmesi. Yüksek reel faiz ortamı, özellikle kısa vadeli krediye bağımlı olan KOBİ’ler üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Şirketler faaliyetlerini sürdürebilmek için finansmana ihtiyaç duyarken, bu finansmanın maliyeti çoğu zaman operasyonel kârlılığın önüne geçebiliyor. Bu durum, kârlı görünen birçok işletmenin dahi nakit akışı açısından zorlanmasına neden oluyor.Diğer taraftan krediye erişim koşullarının zorlaşması da bu tabloyu derinleştiriyor. Selektif kredi politikaları, bankaların artan risk hassasiyeti ve teminat yapılarındaki sıkılaşma, şirketlerin finansmana ulaşmasını her zamankinden daha karmaşık hale getiriyor. Özellikle limit doluluk oranlarının yükselmesi ve refinansman maliyetlerinin artması, şirket bilançolarında ek baskı yaratıyor. Bu sürecin en kritik yansıması ise nakit akışlarında görülüyor. Türkiye’de birçok şirket için sorun artık kârlılık değil, nakit yaratabilme kapasitesi haline gelmiş durumda. Tahsilat vadelerinin uzadığı, buna karşılık maliyetlerin büyük ölçüde peşin veya kısa vadeli olduğu bir yapıda, finansman maliyetlerinin yükselmesi işletmelerin likidite dengesini bozuyor. Bu nedenle günümüzde iflaslar, çoğu zaman yanlış iş modelinden değil, bozulan nakit akışı yönetiminden kaynaklanıyor. Sektörel bazda bakıldığında ise inşaat, perakende ve hizmet sektörleri öne çıkıyor. İnşaat sektöründe yüksek faiz oranları proje finansmanını zorlaştırırken, perakende ve hizmet sektörlerinde talep dalgalanmaları ve artan operasyonel maliyetler şirketlerin fiyatlama gücünü sınırlıyor. Bu sektörlerin ortak noktası ise yüksek işletme sermayesi ihtiyacı ve finansal esnekliklerinin görece düşük olması.
KÜRESEL ÖLÇEK
Küresel ölçekte finansal koşulların kademeli olarak gevşediği bir dönemde, Türkiye’de sıkı para politikası uygulamalarının devam etmesi, şirketler açısından önemli bir ayrışma yaratıyor. Dünya genelinde şirketler düşen finansman maliyetleriyle nefes alırken, Türkiye’de şirketler yüksek faiz ortamında ayakta kalma mücadelesi veriyor. Önümüzdeki döneme ilişkin beklentiler ise temkinli olmayı gerektiriyor. Küresel ölçekte 2026 yılında iflas risklerinin yeniden artabileceğine yönelik sinyaller bulunurken, Türkiye’de mevcut finansal koşulların devam etmesi halinde bu riskin daha belirgin hissedilmesi muhtemel görünüyor. Özellikle kısa vadeli finansmana bağımlı ve borçluluk seviyesi yüksek şirketler için refinansman baskısı önemli bir risk unsuru olmaya devam edecek. Bu noktada şirketler için en kritik başlık, finansal dayanıklılığı artırmak olacaktır. Nakit akışı yönetiminin güçlendirilmesi, alternatif finansman kaynaklarının değerlendirilmesi, borç vadesinin optimize edilmesi ve müşteri ile tedarikçi riskinin dengeli şekilde dağıtılması, bu sürecin yönetilmesinde belirleyici rol oynayacaktır.Çünkü yeni dönemde şirketlerin kaderini belirleyecek olan unsur yalnızca ne kadar kâr ettikleri değil, o kârı ne kadar etkin bir şekilde nakde dönüştürebildikleridir.
Ekonomik veri takvimi
20 Nisan 2026, Pazartesi Japonya Dış Ticaret Dengesi
20 Nisan 2026, Pazartesi Almanya ÜFE (Aylık-Yıllık)
21 Nisan 2026, Salı İngiltere İşsizlik Oranı
21 Nisan 2026, Salı Almanya ZEW Ekonomik Beklenti Endeksi
21 Nisan 2026, Salı İngiltere Enflasyon Oranı (Aylık-Yıllık)
21 Nisan 2026, Salı ABD Perakende Satışlar (Aylık-Yıllık)
22 Nisan 2026, Çarşamba Türkiye TCMB Faiz Kararı
22 Nisan 2026, Çarşamba Türkiye Gecelik Borçlanma Faiz Oranı
23 Nisan 2026, Perşembe Almanya S&P Global İmalat PMI
23 Nisan 2026, Perşembe İngiltere S&P Global İmalat PMI
24 Nisan 2026, Cuma Japonya Enflasyon Oranı (Aylık-Yıllık)
24 Nisan 2026, Cuma İngiltere Perakende Satışlar (Aylık-Yıllık)
Ekonomi ve finans sözlüğü
İşletme sermayesi döngüsü:Bir işletmenin nakit çıkışları ile nakit girişleri arasındaki süreyi ifade eden finansal göstergedir. Stokların tedarik edilmesi, satışların gerçekleştirilmesi ve alacakların tahsil edilmesi süreçlerini kapsar. Döngünün uzaması, şirketin daha fazla dış finansmana ihtiyaç duymasına yol açarken; yüksek faiz ortamında bu durum finansman maliyetlerini artırarak likidite riskini yükseltir.
Refinansman riski:Mevcut borçların vadesi geldiğinde, benzer koşullarla veya daha düşük maliyetle yeniden borçlanamama riskini ifade eder. Yüksek faiz ortamı ve sıkı kredi koşulları altında bu risk artar; şirketler daha yüksek maliyetle borçlanmak zorunda kalabilir veya finansmana erişimde zorlanabilir. Bu durum, özellikle kısa vadeli borç yapısına sahip işletmelerde likidite baskısını derinleştirir.