“Dünkü acılar bugünkü sevinçlerin kaynağını oluşturur”
Hayatta kalma içgüdüsü tüm canlılarda var. Doğar, büyür, gelişir, yaşlanır ve ölürler.
Peki ya biz insanlar. Sadece hayatta kalmak için mi yaşıyoruz. Keşke öyle olsaydı. Yer, içer, yatardık… Maalesef diğer canlılardan farklı olarak sahip olduğumuz “beyin” bize bir türlü rahat vermedi çağlar boyunca. Ha onu kullanamayanlara bir lafım yok tabii… Onlara düttürü dünya!
Yaşama nedenimizin sadece doğup, hayatta kalıp, ölmek olduğuna inanmıyorum ben. Elbette bir amacımız olmalı. Etrafınıza bakın! Bir sineğin bile doğaya faydası olduğunu görürsünüz…
Bir de beynimiz ve kalbimiz gibi belki de onsuz olamayacağımız spiritüel bir şeyimiz daha var. Ruhumuz! İnanın bana onun rahatsızlığı tüm bedeninizi etkiler.
Dünyadaki her şey enerji ve bu enerjinin alışverişi…
Yaşadığımız bu yüzyılda, beynimiz ve ruhumuz arasındaki dengeyi sağlamakta zorlanıyoruz. Dünyada hatta hayatlarımızda korkunç olaylar oluyor ve sadece seyretmek zorunda kalmamız bile acıdan kıvranmak için geçerli bir sebep. Peki neden yaşıyoruz. Acı çekmek için mi geldik bu dünyaya? Önce kendimizin sonra başkalarının acılarını…
“İnsanı en çok yaralayan şey (ki bu hem yetişkin hem de cezalandırılan çocuklar için geçerlidir.) fiziksel acı değil, haksızlığın mantıksızlığın verdiği ruhsal ızdıraptır…”
İşin ironik yanı ise çektiğimiz sıkıntıların dönüp dolaşıp bedenimize zarar vermeye başlamasıdır. İnsan bedeni bu, sadece delirmekle kalmıyor bir de sıkıntılar,düşünen bedene yansıyor, onu çürütüyor…
ZORLUKLAR VE İNSANLAR
Ama ya sıkıntılarımız ve acılarımız sadece bizi çürütmek için değilse? Hayat bize bir şeyler anlatmaya çalışıyorsa. Ya da varlığımızı güçlendiriyorsa?
“Bazen insanın kendisini içinde bulduğu durum, onun kendi kaderini eylemiyle değiştirmesini gerektirmektedir. Başka zamanlarda, derin derin düşünme ve bu sayede değerlerin farkına varma fırsatını kullanması için daha avantajlıdır. Bazen insan sadece kaderini kabul etmek ve çarmıhını taşımak zorundadır.”
Acılar, zorluklar insanı geliştirir. Acılarımız hafifleyince bir üst versiyonumuza geçeriz ve böylece mutlu olma hazzını da daha fazla alırız. Böylece kafamızdaki tüm soruların cevaplarını da buluruz. Ve acılar kişiye özeldir. Kime ne anlatılması gerekiyorsa evren tarafından o kadar acı verilir…
“Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda, bir anlam bulmak demektir.”
Bu acıların anlamını çözmek farkındalık gerektirir. Bence gerçekten canı yanmayan, ruhu acımayan hiç kimse gerçek mutluluğun ne olduğunu bilemez. Mutluluk için çaba da sarf edemez. Böyleleri sahte bir ilüzyon bulutu içinde yaşar gider…
Size mutlu olmayın acılar içinde kıvranın demiyorum. Ama başınıza gelen her kötü olayın da kötü olmadığını da bilin diyorum. Arada bir, yaşam sizi denemek için, sizin de etrafınızdakileri denemeniz için acılarla sınar.
Çünkü hayatın doğası, sahteliklere karşıdır.
“Güneş parlarken herkes seni sevebilir. Ama gerçekte seni kimin umursadığını fırtınalar koptuğunda anlarsın”