Bolu Kartalkaya’daki otelde çıkan yangın neticesinde ülke olarak sarsıldık çünkü can kaybı sayısı son belirlemelere göre 78 olarak bildirildi. Yangının nedeni, incelemelerden sonra açıklanacaktır. Ancak restoran katında çıktığı ifade edildi. Ne var ki kayıp ve yaralı sayısından öngörülen durum şu ki ilgili otelin, yangın güvenlik önlem ve denetimleri kapsamında yasal mevzuat gereklerini yerine getirmediği yönündedir.

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de rant, sermaye, kapitalizm konularına öncelik gözetiliyor, buna karşın insan ve doğal yaşam öteleniyor. Bu otel yangınıyla birlikte içimizi bir kez daha yakan konu da aslında bu oldu. Her medya kanalından, tatil için son derece ilgi gören bu tesiste bir gece konaklama bedelinin kişi başına 34 bin liradan başladığı yansıtıldı. Asgari ücret ve emekli aylık tutarları bu otelde bir gece konaklamaya dahi yetmiyordu! Ve yaşam farklılıklarındaki bu uçuruma karşın otelde yangın çıktığında örneğin bina dışında yangın merdiveni, içeride yayılımı engelleyen ve söndüren otomatik yağmurlama sistemi, yangın algılama ve uyarı sistemlerinin çalışmadığı, teknik personelin yeterliliği, yakında ambulans ve itfaiye hizmetlerinin bulunmaması, dış cephe kaplaması gibi konular tartışılıyor. Bu yüksek konaklama bedellerini ödeyebilen yangın zedelerin ifadelerine göre ne yazık ki otel grevlilerinin oda kapılarını tekmelemeleriyle yangın çıktığı yönünde uyarılıp, uyandırılmışlar.

TMMOB Makine Mühendisleri Odası İzmir Şube Yönetim Kurulu’nun yazılı basın açıklamasında dediği gibi yaşanan bu “can kayıplarının sorumluları, denetim görevini yapmayan kurum ve kuruşlar ile kâr hırsıyla güvenlik tedbirlerini almaktan imtina eden sermaye sahiplerinden başkası değildir.” Bültenin sonunda geçen ilgili kurumlara yapılan şu çağrı her şeyi ifade ediyor: “Ancak yasal düzenlemeler ve kamusal denetim ile bu felaketler önlenebilir. Görevlerini yapmayan, birbirinden haberi olmayan, meslek odalarının raporlarını, bilim insanlarının söylediklerini kulak arkası eden bir siyasi anlayışla yönetilen kurumlar olduğu sürece insanlarımız hayatlarını kaybetmeye devam edecektir.”

AK Parti iktidarıyla birlikte bu tür göz göre göre gelen örneğin maden facialarındaki ölümlere ‘fıtrat’ tanımı kazandırıldı. Kaza değil cinayet işlemi görmesi gereken ölümleri, ağır yaralanmalı, uzuv kaybetmeli iş olayları yaşandı. Aynı tür tedbirsizliklerin bedeli, kendini savunamayacak en aşağıdaki personele kesildi. Karar mekanizmalarındaki yöneticilere en ufak ceza, caydırıcı tedbir ve yasak getirilmedi. Nitekim Kahramanmaraş merkezli depremlerde dahi görülen şu ki; yıkılan binaların müteahhitleri bunca ölümlere, sakatlanan, psikolojik hasar alan vatandaşlara rağmen cezasız kalmaktalar.

Akıllanmıyoruz. Ne tarihten ne doğal olaylardan ne de insan odaklı facialardan ders çıkarmıyor, bir daha yaşanmaması için tedbirler üretmiyoruz. Yasalar yapıyoruz; uygulamaya geçirmiyoruz. Kadın cinayetleri bile anayasa ve ilgili yasal mevzuatların uygulanmaması neticesinde gerçekleşmektedir. George Soros’un Sabancı Üniversitesi’ndeki konuşmasında söylediği, ‘Türkiye’nin stratejik konumu nedeniyle en iyi ihracat ürünü ordusudur’ cümlesini, aklınızın bir yerinde hep tutun.

İnsan yaşamının bu kadar ucuz olduğu ülkede, toplumsal yozlaşmaların olması da normaldir. Bu oteldeki yangının sabahında, civarında kayak yapan insanlar eleştiriliyor. Bir dünya para ödemişler, birileri öldü diye tatillerini yarıda mı kessinler anlayışı hakim. Yazları da denizde boğulanlar kıyıya çıkarılır, üzerlerine havlu serilir. O ölmüş şahsın yanında deniz keyfi süren tatilciler vardır. Mahallede biri vefat ettiğinde sokağın yası olur, ses yükselmez anlayışından onlarca şehidin geldiği günlerde ulusal yas ilan edilmediğinden televizyon kanallarında eğlence programlarının kesilmediği günlere geldik çünkü… Zira bir vatandaşın, “şehit cenazesi görmek istemiyoruz” sözü üzerine ülkenin başbakanı demişti ki “askerlik yan gelip yatma yeri değildir…”

Laik anlayışla yönetilmesi gereken sistemlerin korunması böylesi zorlu olaylarda daha da anlaşılır olmaktadır. “Atatürk’ün toplumsal yaşamımızda, kurumlarımızda, devletin örgütlenmesinde vb. yaptığı bütün değişikliklerin temelinde bulunan ve onlarda yansıyan bu ‘insan’ ve ‘değerlilik’ anlayışına sahip çıkmadan, her gün sözünü ettiğimiz ‘Atatürk ilke ve inkılaplarına’ sahip çıkabilmek, olanaksız görünüyor” (Prof.Dr. Ioanna Kuçuradi Uludağ Konuşmaları, S.61).

Ateş düşen her hanedeki vatandaşımıza sabır ve başsağlığı, vefat edenlerimize rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.