Troya Film Platformu Kurucusu Betül Günay, film üretiminden yapım desteğine, hikâye oluşturmaktan festival çalışmalarına, platformun neler yaptığını, kapsamı ve hedeflerini anlattı

Troya Film Platformu Kurucusu Betül Günay, platformun adının yerel olduğu kadar evrensel bir değer taşıdığının altını çizerek, “Türk yapımlarının yolculuklarını da biraz buna benzetiyorum. Yerelden çıkan ama yerelde kalmayan, kendi kültürel bağlamını korurken uluslararası bir dile dönüşebilen hikâyeler. Bu nedenle Troya ismi bizim için aslında bir coğrafya isminden çok bir yapım felsefesi” dedi. Sözü Betül Günay’a bırakıyoruz...

Öncelikle platformun adının dikkat çekici olduğunu belirtmeliyim. Ege’nin iki kıyısı için yerel ama Homeros’u düşününce evrensel bir isim. Bu seçiciliğinizi anlatır mısınız?

Troya ismini seçerken aslında yalnızca bir coğrafyaya ya da bir arkeolojik alana referans vermek istemedik. Bizi asıl ilgilendiren, Troya’nın bir hikâyenin binlerce yıl boyunca dönüşerek yaşayabilmesinin en güçlü örneklerinden biri olmasıydı.

Troya’ya baktığınızda tek bir hikâye görmüyorsunuz. Arkeolojik olarak üst üste gelen katmanlar, farklı dönemler, farklı kültürler ve farklı anlatılar görüyorsunuz. Aynı şekilde Homeros’un dünyasında da sözlü gelenekten yazılı kültüre geçen, zaman içinde yeniden yorumlanan bir hikâye var. Bugün hâlâ İlyada’yı okuyor, Troya Savaşı’nı sinemada yeniden anlatıyor, Odysseus’u, Truva atını farklı sanat disiplinlerinde yeniden yorumluyoruz.

Bu birikimin ölçeği de ortada: İlyada’nın yazılmasının üzerinden yaklaşık 2 bin 750 yıl geçtiği tahmin ediliyor, Troya kazılarının başlamasının üzerinden ise neredeyse 150 yıl geçti. Troya’yı farklı dönemlerde farklı medeniyetlerce sahiplenilmiş evrensel bir değer olarak, aynı zamanda Anadolu’nun ta kendisi olarak tanımlıyoruz. Programımızın ana yarışmasına İlyada adını vermemiz de bu bağdan geliyor.

Troya bizim için geçmişi temsil eden statik bir isim değil, hikâyenin dönüşümünü temsil eden dinamik bir kavram. Bir başka açıdan da Troya çok yerel ve çok evrensel bir isim aynı anda. Çanakkale topraklarında somut bir karşılığı var; fakat Homeros aracılığıyla bütün dünyanın kültürel hafızasına girmiş durumda.

Türk yapımlarının yolculuklarını da biraz buna benzetiyorum. Yerelden çıkan ama yerelde kalmayan; kendi kültürel bağlamını korurken uluslararası bir dile dönüşebilen hikâyeler. Bu nedenle Troya ismi bizim için aslında bir coğrafya isminden çok bir yapım felsefesi.

Takip ettiğimiz kadarıyla Troya Film Platformu’nun sinema projelerini desteklemek amacında olduğunu görüyoruz. Bu desteklerde türle ilgili bir sınırlama var mı?

Bizim için belirleyici olan türden çok hikâyenin ve projenin sinemasal potansiyeli. Kurmaca, belgesel, animasyon, deneysel işler ya da farklı hibrit anlatı biçimleri arasında önceden bir hiyerarşi kurmak istemiyoruz. Bugün dünya sinemasında türlerin birbirinden kesin çizgilerle ayrıldığı bir yapıdan söz etmek giderek zorlaşıyor.

Elbette her programın kendi başvuru ve değerlendirme kriterleri var. Nitekim ilk iki edisyonda İlyada Kurmaca Film PitchingLab., yapım öncesi aşamadaki uzun metraj kurmaca projelere ayrıldı. Bu programda değerlendirme türe göre değil; özgünlük ve yenilik, hikâye yapısı ve akıcılık, yaratıcı ekip ve sanatsal yönetim potansiyeli, bütçenin gerçekçiliği, finansman planının sağlamlığı, toplumsal ve kültürel bağlam ile uluslararası pazardaki rekabet gücü gibi ölçütlere göre yapılıyor. Önümüzdeki yıllarda belgesel, kısa film, yapay zeka üretimleri özelinde de kategoriler açmayı planlıyoruz.

FARKLI PLATFORMLARDA

Troya Film Platformu hangi etkinliklerin iştirakçisi veya destekçisidir? Bugüne kadar hangi festival ve oluşumlara katkı sundu?

Yalnızca kendi etkinliklerini gerçekleştiren kapalı bir yapı olarak konumlandırmıyoruz. Türkiye’de sinema alanında üretim yapan festivaller, film forumları, eğitim kurumları, yaratıcı endüstriler ve kültür-sanat oluşumlarıyla birbirini besleyen bir ekosistem içerisinde hareket etmenin önemli olduğuna inanıyorum.

Bugüne kadar farklı festivaller, film forumları, eğitim programları ve sektör buluşmalarıyla çeşitli iş birlikleri gerçekleştirdik; ayrıca genç sinemacıların ve projelerin görünürlüğünü artırmaya yönelik desteklerde bulunduk. Somut örnek olarak, Netflix iş birliğiyle Çanakkale 18 Mart Üniversitesi öğrencilerine özel bir yönetmenlik eğitimi düzenledik.

Burada özellikle “destek” kavramını yalnızca maddi destek olarak düşünmemek gerekiyor. Bir projeyi doğru kişiye ulaştırmak, bir konuşmacıyı doğru kitleyle buluşturmak, bir eğitim programının oluşmasına katkı vermek, bir projenin uluslararası bağlantısını kurmak da sektör açısından çok değerli destek biçimleri.

Troya’nın önümüzdeki dönemde de bu ağı genişletmesini istiyoruz. Çünkü Türkiye’de birbirinden bağımsız çok sayıda iyi iş yapılıyor. Bizim ihtiyacımız belki de yeni yapılar kurmaktan önce, var olan iyi yapıların birbirleriyle daha fazla konuşmasını sağlamak. Troya biraz da bu bağlantı görevini üstlenmek istiyor.

NE ANLATMAK İSTİYORSUN?

Türkiye’de sayısını tespit etmekte zorlandığımız iletişim ve sinema okulları mevcut artık. Başvurularınızda bu okullardan mezun olanlara bir öncelik var mı? Yoksa proje bazlımı destek vereceksiniz?

Biz eğitim geçmişini bir ayrıcalık ya da eleme kriteri olarak görmüyoruz. Proje bazlı değerlendirme bizim için temel yaklaşım. Çünkü sinema eğitimi çok kıymetli olmakla birlikte sinemacılığın tek yolu değil.

Nitekim İlyada Kurmaca Film PitchingLab. başvurusunda aranan temel ölçüt bir okul diploması değil, önceki üretim; yönetmenin daha önce en az bir kısa film, belgesel ya da uzun metraj film çekmiş olması ve projenin çekimlerine henüz başlanmamış olması.

Bir sinemacı sinema okulundan gelebilir; iletişim, güzel sanatlar, mimarlık, edebiyat, antropoloji, sosyoloji ya da bambaşka bir alandan gelebilir. Hatta bugün dünyada disiplinlerarası üretim yapan çok sayıda yaratıcı görüyoruz. Dolayısıyla “hangi okuldan mezun oldun?” sorusundan önce bizim için “ne anlatmak istiyorsun ve bunu neden sinema aracılığıyla anlatmak istiyorsun?” sorusu daha önemli.

Ancak genç sinemacılar için ayrıca eğitim ve gelişim ayağını çok önemsiyoruz. Çünkü proje seçmek başka, bir sinemacının o projeyi geliştirebilmesine katkı sağlamak başka bir şey. Producer’s Start Up programımız ve Netflix iş birliğiyle üniversite öğrencilerine yönelik düzenlediğimiz yönetmenlik eğitimi bu yaklaşımın somut örnekleri. Pitching, proje geliştirme, yapımcılık, ortak yapım, finansman, telif, festival stratejisi, dağıtım ve uluslararası hedefler gibi başlıkların genç sinemacılara daha erken aşamada aktarılması gerektiğini düşünüyoruz.

TÜRK KÜLTÜRÜNDEKİ YERİ

İlk sorumdan devamla şunu sormak isterim: Troya Film Platformu, Homeros’un kültürel etkilerinin başta Türk edebiyatı olmak üzere Türk sanatına etkilerine dair bir bellek oluşturacak mı? Bu konuda yapılacak senaryo, film öyküsü gibi çalışmalar desteklenecek mi?

Bence Troya’nın en önemli potansiyellerinden biri tam da burada. Çünkü Troya yalnızca Homeros’un anlattığı bir hikâye değil; Homeros’tan sonra defalarca yeniden anlatılmış bir hikâye. Ve bu yeniden anlatımların her biri kendi döneminin dünyasını da bize anlatıyor.

Troya’nın Türk kültüründeki karşılığını düşünürken de yalnızca antik dünyanın kendisine bakmamak gerekiyor. Türk edebiyatının, tiyatrosunun, şiirinin, resminin, sinemasının ve genel olarak sanat üretiminin Homeros ve klasik kültürle kurduğu ilişki çok daha geniş bir araştırma alanı açıyor. Bunun bir “Troya arşivi” gibi düşünülmesini isterim ama yalnızca geçmişi belgeleyen bir arşiv anlamında değil. Yaşayan bir bellek.

Bu yönde ilk adımlar platformun kendi yapısında zaten var; ana yarışmanın adı İlyada. Platform, film endüstrisi, arkeoloji ve antropoloji alanlarındaki proje ve araştırmalara eğitim, finansman ve ağ imkânı sağlamayı hedefliyor; derneğimiz de arkeolojik araştırmaların desteklenmesini kuruluş amaçları arasında sayıyor.

Örneğin Troya’nın Türk sinemasındaki temsilleri, edebiyattaki yeniden yorumları, sanatçıların Troya ile kurduğu ilişkiler, Homeros çevirileri, farklı dönemlerde Troya’nın nasıl okunduğu gibi başlıkların araştırılması çok değerli. Ama bizim için bunun en heyecan verici tarafı, geçmişi arşivlemek kadar geleceğin hikâyelerini üretmek. Dolayısıyla Troya’dan, Homeros’tan, Anadolu mitolojisinden ya da bu coğrafyanın kültürel hafızasından hareket eden yeni senaryo, film öyküsü, belgesel ve farklı görsel anlatı çalışmalarının geliştirilmesini elbette çok kıymetli buluyoruz. Bir kültürel mirası gerçekten yaşatmanın yolu yalnızca onu korumak değil, ona yeni hikâyeler eklemek.

Troya’nın mitostan logosa geçişini burada tekrar önemsiyorum. Mitos sözlü olarak yaşayan hikâyeydi. Logos ise düşüncenin, sorgulamanın ve anlamlandırmanın alanını açtı. Biz bugün bunun sinemadaki karşılığını arıyoruz. Mitosu yeniden üretmek değil; mitosla düşünmek.

Troya Film Platformu her konuda olduğu gibi sinema endüstrisinde de belirleyici olan İstanbul’un dışında ve etkisinin dışında bir sinema üretim alanı oluşmasına katkı sunacak mı?

Kesinlikle, ancak bunu “İstanbul’a alternatif olmak” şeklinde bir karşıtlık üzerinden okumayı doğru bulmuyorum. İstanbul Türkiye’nin sinema endüstrisinin en önemli merkezlerinden biri ve orada çok ciddi bir bilgi, insan kaynağı ve üretim birikimi var. Bunun karşısına başka bir merkez koymak yerine merkezi çoğaltmak gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye’nin farklı şehirlerinin kendi hikâyeleri, mekânları, kültürel hafızaları ve üretim potansiyelleri var. Çanakkale de bu anlamda olağanüstü bir yere sahip. Biz Çanakkale’yi yalnızca İstanbul’dan sinema profesyonellerinin geldiği ve birkaç gün sonra geri döndüğü bir etkinlik alanına dönüştürmek istemiyoruz. Asıl hedefimiz, Çanakkale’nin kendi sinema ekosistemini oluşturmasına katkı sağlamak.

Burada yerel yönetimler, üniversiteler, kültür kurumları, yapım şirketleri, yaratıcı endüstriler, genç sinemacılar, teknik ekipler ve uluslararası sektör profesyonellerinin birbirleriyle temas ettiği sürdürülebilir bir yapı ile büyümeli.

Troya’nın bizim için taşıdığı en büyük fikirlerden biri de bu aslında: Bir hikâyenin değerli olabilmesi için dünyanın merkezinde doğması gerekmiyor. Troya, dünyanın en bilinen hikâyelerinden birini Anadolu’dan dünyaya taşıdı. Biz bugün bunun çağdaş karşılığını arıyoruz. Troya, Anadoludur.

Son sözü size bırakyoruz...

Troya Film Platformu hakkında söylemek istediğim en önemli şey şu olabilir: Biz yeni bir etkinlik yaratmaya çalışmıyoruz; yeni bir karşılaşma alanı yaratmaya çalışıyoruz.

Çünkü sinemada hiçbir film tek başına yapılmıyor. Bir yönetmenin fikriyle başlayan süreç; senaristin, yapımcının, oyuncunun, görüntü yönetmeninin, fon sağlayıcının, festivalin, dağıtımcının ve nihayet seyircinin katkısıyla tamamlanıyor. Dolayısıyla bizim için Troya’nın merkezinde “film” kadar karşılaşma kavramı var.

Troya’nın kendisi de aslında bunun çok güçlü bir sembolü. Binlerce yıl boyunca farklı kültürlerin, dillerin, insanların ve hikâyelerin kesiştiği bir yer. Üstelik bugün hâlâ kazıldıkça yeni bir katman ortaya çıkıyor. Biz de sinema açısından böyle bir katman oluşturmak istiyoruz. Troya’nın toprak altında kalan geçmişini arkeologlar ortaya çıkarıyor; biz ise bugünün ve yarının hikâyelerini görünür kılmak istiyoruz.

Ve belki en büyük hayalimiz şu: Bir gün Troya Film Platformu’nda karşılaşan iki insanın, yıllar sonra dünyanın başka bir yerinde birlikte yaptığı filmin jeneriğinde yine Troya’nın izini görmek. O zaman platformun gerçekten bir şey ürettiğini anlayacağız.

Çünkü Troya’nın bize öğrettiği şeylerden biri şu: Bir hikâyenin ömrü, anlatıldığı zamanla sınırlı değildir. Doğru ellerde yeniden anlatıldığında binlerce yıl sonra bile yaşamaya devam edebilir.