Evet, itiraf ediyorum. Yaptıysam bunları, kurallara, etiğe, ahlaka uygun yaptım. İnsanlık namına, spor ve de adalet adına. Maçın sonucu beni ilgilendirmedi, hiçbir zaman. O kazanmış bu kazanmış. Doğrusu da bu değil mi? Direkt, kasıtlı, kasten ve de bilerek sonuçlarla, oynamadım hiç. Oyuna baktım, oynamak isteyene yol verdim. Oynamamak ve de oynatmamak için sahaya çıkmışı, iyice ayırt etmek gerek. İnsanlık gereği, hakemliğin birinci kuralı, kaçınılmaz koşul ve de şartı. Onların beni tanımasına, hatırlamasına gerek ve de yüksek egoya. Çoğu futbolcuyu, teknik adamı hatta lider olan fanatik taraftarı bilirdim. Selamı, eksik etmezdim. Çevremizi tanıyalım misali. 'Şu böyle, bu şöyle' diye hiç aklımda tutmadım, o maç geldi, geçti, bitti. Zihinde bitmeli. Bitmiyorsa içinde kaldıysa vardır bir sıkıntı. Ancak başka hakem arkadaşlara da söylemedim, 'dikkat edin şuna, buna, ona' diye. Diğer maçlara da taşımadım. İnsanı bilir, tanır, önemser, değer verirdim. Hakemliğe yatkındım, futbolu bilirdim, sahada nerede ne zaman duracağımı da bilirdim, haddimi de. O zaman niye 'çok yükselmedin' derseniz de. 'Fırsatları iyi değerlendiremedim' diyemem. Turistik gezi, hava atmak için hakemliğe başlamadım. Bilmem, o işleri. Ellerinde dolma kalem, kravatlılara sormanız gerek. Hiçbir eksiğim yoktu, fazlam bile vardı. Belki de fazla bilmekten kaynaklanıyor. Evet, hakem camiasında fazla da açık sözlü, dümdüz giden bir adam olmamak gerektiğini daha yeni anladım. Altlarda çok iyiydi ama, üst için başka özellikler gerekiyordu. Zirveye çıkanları tenzih ederim, herkes aynı değil emeğiyle çıkanlar da çok. Sözüm bazı meclislerden dışarı, affola. Bilen biliyor kendini, zaten. Hiçbir zaman 'mutlaka zirveye çıkmalıyım, ünlü olmam şart' diye bir ihtiras olmadı. Sadece ve sadece 'adalati sağlamak, güzel bir maç yönetmek, insanca gidip dönmekti' derdim. Gittiğin yerin nesi meşhur, harika, mesela. Yemeden, içmeden, çarşısını gezmeden dönülür mü? Ev sahibi takım kaybetse bile sokaklarında, caddelerinde dolaşmak kadar, güzel bir mutluluk var mı? Yaşamak gerek, bir daha gidemem ki şimdi. Yok efendim gözlemci yüksek puan versin diye eğilip bükülmek, çok kötü. Bunu yapan sahada eğilir, dik kalamaz. Elimin altında olmasına rağmen haftanın hakemi seçileyim diye, bir derdim de olmadı. Zira ev sahibinin kazanması, bol yıldız şart. Atmak değil sahada tutmaktır, marifet. Oynayanı, oynamak isteyeni ama. Tekme, saç çekme, tokat, boğaz sıkma, kime yapılırsa yapılsın azarlama, aşağılama, hakaret gibileri de affedilmez. Biri alttan çekiyor, dışarı üstten. Bekle, gör oynat, dibinde isen eğer. Niyettir önemli olan, gözlerinden anlarsın. Aldın topu eline sahaya çıkıyorsun, dinle sağa sola bak çaktırmadan. Maçın özeti, tam da karşında. Oynanıyor, daha başlamadan. Taktiklerini bile kaparsın. Çoğu futbolcuları ismen tanımak ve de hitap etmek müthiş. Sarı kartları not etmez, aklımda tutardım özellikle ilk üç yıl. Çevre genişleyince de not etmek gerektiğini, anladım. İkinci sarı kartta bile direkt çıkartırdım, ne özgüven maşallah. Hakem zaman geçirmez. En iyi ilaç maçı tekrar, hemen başlatmaktır. Telaşla değil ama? Maça kendini kaptırmaktır, bunun adı. Küfürü de duymazsın. Şimdi ofsayt diyorlar, gol olsun, maç durmasın diye değil mi bütün çaba. Burnu önde, saçı arkada, ayak baş parmağı, ofsaytta. Bunların hepsi hikâye. Aynı çizgide, yapışıksa, oynat gitsin. Ofsayt yok, gol var. O takıma bu takıma göre değil, gitti gol oldu. Yandayım ve de eminim, itiraf ediyorum. Şimdi VAR'da iptal edilenleri, oynattım gol oldu. Var mı sakıncası? Şimdi yapılması gereken çağdaş hakemliği tee 35-40 yıl önce yaptık.

ZAFER İLE UYSAL'CA 2. LİGE

Koridorda, dinlemek dedik ya casus gibi. İnternet de yok. Maç öncesi koridorda volta atardım, ısınır gibi yapardım mesela. Saha komiserleri de elimiz, kolumuz. Amaç maçın iyi geçmesi. Gözlemciden daha değerlidir, sahanın komiserleri. 'İki gün önce annesi rahmetli olmuş', maça çıkıyor, adı takımı hiç önemli değil. Gözlerine, bak anlarsın. Herkesin içinde 'ağzını kaparatak' da değil. Bak listeye adını da aklında tut ki, 'Başın sağ olsun XYZ abim' diyebilesin. Yanlış anlamak isteyeni, düzeltemezsin. Başına gelince vefat haberi, o zaman anlar. Maç da harika geçer. Fiziki güç tamam, manevi güç de olunca gel de yönetme. Ne var ki bunda? Torpil mi adam kayırma mı, asla. Sahaya yansıtmazsın olur biter. Sadece O'nun üstüne oynarlar, sinirlendirmek isterler atılsın diye. Ezdirmezdim, o kadar. Profesyonel maçlar da daha çok yaptım, itiraf ediyorum. Pişman da değilim. Maç daha başlamadı, tanıyorum ya. 2 numaraya habire hakaretler yağdırıyor, üç beş utanmaz. Sanki onları da bir ana doğurmamışçasına. Maç başladı, daha da arttı. Neymiş efendim geçen yıl onlardaymış bu sene en büyük rakibine geçmiş. Ne var bunda, düşman cephesine mi geçiyor. Senin hayatın hep sabit mi? İşi de mesleği de bu. Kaptana sordum, doğru anlamışım. Üzülüyorum, daha maçın başı. Karşılık vermemek için direniyor, topunu da oynayamıyor. Rakip futbolcuların da pek hoşuna gidiyor. Seyircisine susun artık, demeye cesaretleri yok. Bir kişi eksik kalsınlar ki, maçı kazansınlar. Ne kadar da büyük acizlik, tembellik resmen. Ben ne yaptım, bir taç atışı sırasında yedek kulübesine yanaştım. İki hocayı da tanıyorum. Adları ben de saklı, ikisi de iyi futbolcu idi. 'Hocam 2 numaranın yerini değiştir istersen, yok yere gidecek' dedim. Evet ben bunu dedim. Sağ ayaklı adamı sol beke aldı. Kaleler değişince, ikinci yarı da yerine geldi. Harika da oynadı, bir kişiyi atılmaktan kurtardım. Evet, ben bunu yaptım. Maç sonrası geldi, odamıza teşekkür etti, ağlamaklı bir şekilde. Çocuğu da hastanede imiş. Hadi bakalım böyle adama küfrediyorlar, Allah'ın gazabından korkun, yaşattığınızı yaşarsınız. 'Sana ne mi' diyorsunuz, valla kusura bakmayın. Hakemlik yapmaya çıktım, palyaçoluk yapmaya değil. Şirin görünme çabam da olmadı ki. 'Bana dokunmayan yılan bin yaşasın' diye diye de. Bu hale, bugünlere geldik. 'Bana ne' diyemedim. Süper ligde hem de , 'sahada iki top var diye' kural hatası, maçın tekrarını isteyenler oldu. Hep aynı takımların aleyhine veya lehine olursa ama. Bir güvensizlik ortamı yaratıldı. Hakem kardeşim, doğru karar verdi. 'İki top' varlığı ne zaman geçerli olur Birbirine çok yakınsa, karışır değip yön değiştirme olur diye. İki top da aynı imalat, bilardo da bile farklı. Bu maçta, top ileride. Gerideki oyuncu hainlik yapmadı, kenara vurdu. Ne var bunda, dosdoğru karar. Gol olmuş da. Olsun, adilane, harika pozisyon, tam da derslik. Karşıyaka'nın maçlarına giderim, İzmirliyim başarısını isterim heyecanlı geçiyor maçları. Hak eden kazansın da, skora göre yorum yapmam. Son günlerdeki 'Hakemler' lafından bıktım usandım. İlaç gibi şifa gibi geldiler, inşallah değişmezler. Hakem maşallah. Gergin anlarda sakin kalabildi, Hatay'dan Kadir Demir. Kondisyon, dik duruş, kararlar, kartlar yerinde, oynatma isteği çok yerinde. 'Ufak tefek şeyler' mi? O kadarı 'kadı oğlunda da olur. Kıdemlisi Yunus Yıldız, tam bir yardımcı. 'Yan hakem' değil 'yardımcı hakem' bu dedirtti. Hep yardımcı oldu, kutlarım. Ofsayttan, gol iptali de doğru. Eski açıktaki yardımcı hakemi de Ahmet Fındık'ı da unutmamak gerek Ahmet Fındık'ı. Üstlerde görmektir dileğim. Karşıyaka forması da giyen Zafer Uysal hocamı kutlar, başarılar dilerim. Biraz sanki olmalı, yandakiler kızdırdı o da kızdı. Karşıyaka bu sezon Zafer'e ulaşmalı Uysal bir şekilde. Gözlemci Volkan Yalın kardeşimi de yıllar sonra gördüm, Burdur'a Antalya'ya selam olsun. Maçlar sadece sonuçtan ibaret depğildir, hayatın ta kendisidir. Yeter ki adalet olsun.