İLAYDA ŞAHİN – EGE TELGRAF / İzmir Ticaret Odası (İZTO), ekim ayı olağan meclis toplantısını yeni yönetim ve meclis üyelerinin katılımıyla gerçekleştirdi. Oda binasında düzenlenen toplantıda, 2026-2030 döneminin ilk olağan meclis oturumu yapılırken, üçüncü kez Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen Mahmut Özgener, Türkiye ekonomisinin mevcut görünümüne ve iş dünyasının karşı karşıya olduğu sorunlara ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Faiz indirimlerine rağmen yüksek finansman maliyetleri ve likidite sıkıntısının devam ettiğine dikkat çeken Özgener, İzmir'in gelecek dört yılına yön verecek projelerin 4 Kasım'da açıklanacağını duyurdu. Ekonomide güven ortamının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Özgener, “Özel sektörümüz faaliyetlerini sürdürmekte zorlanıyor ve finansman maliyetleri hâlâ oldukça yüksek. Bunun yanında likidite sıkıntısı da devam ediyor” dedi.
YOL HARİTASI 4 KASIM'DA AÇIKLANACAK
İzmir Ticaret Odası'nda gerçekleştirilen seçimlerin ardından başlayan yeni döneme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak sözlerine başlayan Özgener, seçim sürecinde kendisine duyulan güven için teşekkür etti. Yeniden göreve seçilen Meclis Başkanı Selami Özpoyraz ve oda yönetimini tebrik eden Özgener, İzmir'deki diğer oda ve borsaların yeni yöneticilerine de başarı dileklerini iletti. Kentin ekonomik geleceğine ilişkin önemli bir toplantının hazırlıklarını sürdürdüklerini belirten Özgener, İzmir Ticaret Odası'nın önümüzdeki dört yıllık vizyonunun 4 Kasım'da kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı.

ENFLASYONDA BEŞ YIL SONRA BİR İLK
Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri değerlendiren Özgener, “Ülkemiz ekonomisinin gündemindeki temel başlıklardan biri olan enflasyonda, Eylül ayı itibarıyla önemli bir eşik geride kaldı. Yıllık tüketici enflasyonu Ağustos ayında yüzde 31,51 seviyesinden Eylülde yüzde 29,73’e gerileyerek yaklaşık beş yıl sonra ilk kez yüzde 30’un altına indi. Aylık TÜFE artışı ise, yüzde 1,84 olarak gerçekleşti. Hizmet enflasyonundaki düşüş olumlu bir gelişme olmakla birlikte, fiyat artışlarının sektörler arasında farklılaştığını göz önünde bulundurmalıyız. Aylık bazda en yüksek artışlar eğitimde (yüzde 14) ve kişisel ulaştırma araçlarının işletilmesinde (yüzde 7,36) görülürken, ulaştırmadaki artışta yükselen akaryakıt fiyatları etkili oldu. Yıllık enflasyonda eğitim (yüzde 48,62), sağlık (yüzde 43,26) ve kiraların (yüzde 41,34) yine ön planda olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte, mevsimsellikten arındırılmış aylık TÜFE enflasyonu Eylül ayında yüzde 1,6'ya düşerek 2025 yılından bu yana kaydedilen en düşük seviyeye geriledi. Mevsimsellikten arındırılmış ve yıllıklandırılmış üç aylık ortalama enflasyon ise yüzde 26,7 düzeyinde. Merkez Bankasının hesapladığı mevsimsellikten arındırılmış ve yıllıklandırılmış üç aylık ortalama çekirdek enflasyon da yüzde 23,7 seviyesinde bulunuyor” dedi.

FAİZ İNDİRİMİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL
Merkez Bankası'nın politika faizini yüzde 37'den yüzde 36'ya indirmesini değerlendiren Özgener, kararın enflasyondaki gerileme ve ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlamayla birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti. Para politikasındaki gevşemenin reel sektöre nasıl yansıyacağının belirleyici olacağını vurgulayan Özgener, yüksek finansman maliyetleri ve likidite sıkışıklığının işletmeler üzerindeki baskısını sürdürdüğünü söyledi. Özgener, faiz kararına ilişkin “Bu ayki karar metninde, Eylül ayına kıyasla enflasyon ve iktisadi faaliyete ilişkin değerlendirmelerde belirgin bir değişiklik bulunmuyor. Enflasyonun ana eğilimindeki gerileme, iç talepteki zayıf seyir, arz şoklarının yurt içi fiyatlara sınırlı yansıması ve enerji fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü riskler geçen ay olduğu gibi tekrarlanırken, bu değerlendirmelerin son verilerle teyit edildiği vurgulanarak ifadelerin güçlendirildiğini görüyoruz. Metindeki en önemli değişiklik, para politikasının ileriye dönük yönlendirmesinde görülüyor. Eylül ayında ‘para politikası kararlarının enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınacağı’ belirtilirken, Ekim ayında bu ifadenin yerini ‘adımların büyüklüğü ve zamanlamasının enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla belirleneceği’ ifadesi aldı. Böylece önceki metinde para politikası kararlarının genel çerçevesine yapılan vurgu, yeni metinde atılacak adımların büyüklüğü ve zamanlamasına kaydırılmış oldu” ifadelerini kullandı.
Ayrıca ekonomide kalıcı iyileşmenin yalnızca faiz kararlarıyla sağlanamayacağını belirten Özgener, özel sektörün üretim ve yatırım faaliyetlerini sürdürebilmesi için finansmana erişimin kolaylaştırılması gerektiğini dile getirdi ve “Enflasyon görünümündeki iyileşme para politikasında bir miktar hareket alanı sağlasa da, ülkemizin karşı karşıya olduğu sorunların yalnızca faiz indirimleriyle çözülemeyeceğini değerlendiriyoruz. Özellikle son dönemde gündeme gelen fon soruşturması ve uluslararası endeks sağlayıcısı Morgan Stanley Capital International (MSCI) tarafından Türkiye piyasalarındaki denetim mekanizmalarına ilişkin yapılan açıklamalar, finansal piyasalara duyulan güvenin önemini bir kez daha ortaya koydu” diye ekledi.
FON SORUŞTURMASI HAKKINDA KONUŞTU
Finansal piyasalarda yaşanan gelişmelere de değinen Özgener, son dönemde gündeme gelen fon soruşturmasının ve uluslararası endeks sağlayıcısı MSCI'ın Türkiye'ye yönelik değerlendirmelerinin yatırım ortamındaki güven ihtiyacını yeniden gündeme taşıdığını belirtti. Sermaye piyasalarının şeffaflığının korunması ve hukuki süreçlerde belirsizliğin azaltılması gerektiğini ifade eden Özgener, olası bir statü değişikliğinin uluslararası fonların Türkiye'ye yaklaşımını etkileyebileceğine dikkat çekti. MSCI'ın 15 Ekim tarihli açıklamasını da hatırlatan Özgener, Türkiye'nin gelişmekte olan piyasalar içindeki konumuna ilişkin risklerin yakından takip edilmesi gerektiğini belirterek “Küresel hisse senedi piyasalarını izleyen uluslararası endeksler oluşturan Morgan Stanley Capital International MSCI, Haziran 2027’ye kadar yeterli ilerleme sağlandığına ilişkin somut bulgular elde edilememesi durumunda Türkiye finansal piyasalarına ilişkin ek önlemleri değerlendireceğini açıkladı. Olası bir statü değişikliği, ülkemiz sermaye piyasalarına yatırım yapan ve gelişmekte olan piyasalar endekslerini takip eden uluslararası fonlar açısından önem taşıyor. Yaşanan gelişmeler karşısında Merkez Bankasının likidite koşullarını ve portföy hareketlerini yakından takip etmesini, finansal istikrarın korunması açısından önemli buluyoruz” dedi.

KOBİ KREDİLERİNDE YENİ DÜZENLEMEYE DESTEK
İşletmelerin finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik düzenlemeleri de değerlendiren Özgener, Merkez Bankası'nın KOBİ kredilerindeki büyüme sınırını yükseltmesini olumlu karşıladıklarını açıkladı. Bankacılık sistemindeki likiditenin güçlendirilmesinin üretim ve yatırım faaliyetlerine katkı sağlayabileceğini belirten Özgener, finansman koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı.
PETROL FİYATLARI MALİYETLERİNİ TEHDİT EDİYOR
Küresel ekonomideki gelişmeleri IMF'nin Dünya Ekonomik Görünüm Raporu üzerinden değerlendiren Özgener, “IMF’nin bu ay yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu, iş dünyamız açısından önemli tespitler içeriyor. Raporda küresel ekonominin art arda gelen şoklara rağmen büyümeyi sürdürdüğü, ancak büyümenin sınırlı kaldığı belirtiliyor. 2026 tahminlerine göre küresel büyüme yüzde 3,1’e yükselirken, Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahmini yüzde 2,7’ye indiriliyor. Orta Doğu’daki savaş, enerji fiyatlarındaki artış, gümrük tarifeleri, ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve yüksek finansman maliyetleri küresel görünüm üzerindeki başlıca riskler arasında yer alıyor. Bu gelişmeler büyümeyi sınırlarken enflasyonla mücadeleyi de zorlaştırıyor. Enerji maliyetlerindeki artış, akaryakıt ve elektrik fiyatlarının yanı sıra taşımacılık ve üretim girdilerinin maliyetlerini de yükselterek ekonominin geneline yayılan bir baskı yaratıyor. Orta Doğu’da artan gerilimle birlikte Brent petrolün varil fiyatı, geçtiğimiz hafta 110 doların üzerine çıkarak Mayıs 2026’dan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Yılın son çeyreğinde petrol fiyatlarının bu seviyelere ulaşması beklenmezken, yaşanan yükseliş özellikle enerji ve üretim maliyetleri açısından yeni bir baskı unsuru oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

“BÜYÜMENİN HANGİ TARAFINDA OLACAĞIZ”
Ayrıca Özgener dünya ekonomisinde ülkelerin ve sektörlerin farklı yönlerde ilerlediğine dikkat çekti ve “Bu tablo, dünya ekonomisinde giderek daha belirgin hale gelen K şeklindeki büyüme görünümünü de ortaya koyuyor. K şeklinde büyüme, dönüşüm veya büyüme döneminde farklı ülkelerin, sektörlerin ya da toplum kesimlerinin eş zamanlı olarak farklı yönlerde ilerlemesini ifade ediyor. Dünya genelinde merkez bankalarının da aynı yönde hareket etmediğini görüyoruz. Bazı ülkelerde faiz artırımı, bazılarında ise faiz indirimi gündemde. Para politikalarındaki bu farklılaşma da ülkelerin karşı karşıya olduğu enflasyon, büyüme ve finansman koşullarının aynı olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla farklı yönlerde ilerleyen bir dünya ekonomisiyle karşı karşıyayız. Böyle bir ortamda ülkemizin K’nın hangi tarafında yer alacağı, önümüzdeki dönemde atacağımız adımlara bağlı olacak Bizce orta vadede reel sektörümüz açısından kritik olan, Türkiye’nin bu değişen koşullarda nasıl bir ekonomik konumlanma tercih edeceği ve bunu hangi politikalarla destekleyeceğidir. Ülkemizin dış ekonomik şoklara karşı dayanıklılığını artırabilmesi için geçtiğimiz aylardaki konuşmalarımda da detaylı olarak aktardığım üzere, tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirmesi, ihracat pazarlarında farklılaşması ve orta-yüksek teknolojili üretimde ilerleme sağlaması gerektiğini düşünüyoruz. Bir tarafta verimlilik ve teknoloji yatırımlarında sorunlar yaşayan Avrupa, diğer tarafta yüksek teknoloji ve sanayi üretiminde hızla güçlenen Çin ve Asya ekonomileri arasında, Türkiye'nin kendisine nasıl bir ekonomik alan yaratacağına ilişkin daha uzun vadeli bir perspektife ihtiyacımız var. Avrupa ile entegrasyonumuzu güçlendirirken, yeni teknolojilerde hangi değer zincirlerinde rekabet edebileceğimizi, hangi alanlarda yerli kapasite geliştireceğimizi ve sınırlı kaynaklarımızı nerede yoğunlaştıracağımızı belirlememiz gerekiyor” açıklamasında bulundu.
“AB'NİN YENİ GÜMRÜK DÜZENİ İHRACATÇILARI ETKİLEYECEK”
Avrupa Birliği'nin 21 Eylül itibarıyla kademeli olarak uygulamaya başladığı gümrük reformuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özgener, düzenlemenin Türkiye'nin Avrupa pazarıyla olan güçlü ticari ilişkileri nedeniyle yakından takip edilmesi gerektiğini belirtti. Yeni sistemin gümrük işlemlerinde dijitalleşmeyi artırmayı ve bürokratik süreçleri sadeleştirmeyi amaçladığını ifade eden Özgener, işletmelerin değişen yükümlülüklere uyum sağlamasının önemine dikkat çekti ve “Reform ile AB gümrük sisteminin, daha dijital, veri odaklı ve uluslararası ticaretin giderek artan zorluklarına daha hızlı ve etkin şekilde yanıt verebilecek bir yapıya kavuşturulması amaçlanıyor. Düzenlemenin işletmelerimiz açısından öne çıkan sonuçları arasında, gümrük prosedürleri ve yükümlülüklerin daha basit ve öngörülebilir hale getirilmesi, ithalatçıların sorumluluklarının daha açık bir şekilde belirlenerek tek bir AB veri arayüzü üzerinden raporlama süreçlerinin sadeleştirilmesi yer alıyor. Ayrıca, AB’ye gerçekleştirilen ithalat ve AB’den gerçekleştirilen ihracat işlemlerinin yanı sıra gümrük idareleriyle gerçekleştirilen tüm bilgi alışverişi ve formaliteler için tek bir AB ticaret arayüzünün oluşturulması planlanıyor” diye ekledi.
“KARBON MALİYETİ ARTIK REKABETİN BİR PARÇASI”
“SKDM’nin mali yükümlülük dönemi 1 Ocak 2026 itibarıyla başladı” diyen Özgener, “Bu nedenle, AB’ye SKDM kapsamında yer alan demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen ürünlerini ihraç eden üyelerimiz açısından ürünlerin üretimi sırasında ortaya çıkan karbon emisyonlarının doğru şekilde hesaplanması ve raporlanması önem taşıyor. Mevcut düzenlemeye göre, yıllık 50 tonun altında SKDM kapsamındaki ürün ithal eden ithalatçılar yükümlülüklerden muaf tutuluyor. 2026 yılı ithalatına ilişkin ilk yıllık SKDM beyannamesinin verilmesi ve gerekli SKDM sertifikalarının teslim edilmesi için son tarih 30 Eylül 2027. Sonuç olarak, karbon maliyeti artık ihracatçının rekabet gücünün bir parçası. Firmalarımız açısından düşük karbonlu ham madde tedariki, ürün bazında emisyon hesaplaması ve tedarik zincirinde veri izlenebilirliği, Avrupa pazarındaki rekabetin önemli unsurları arasında yer alacak” dedi.
“MADE IN EUROPE” TÜRK ÜRETİCİLER İÇİN RİSK OLUŞTURABİLİR
Avrupa Birliği'nin yeni sanayi politikalarında öne çıkan “Made in Europe” yaklaşımının Türkiye açısından belirsizlikler barındırdığını belirten Özgener, Gümrük Birliği kapsamında elde edilen hakların korunması gerektiğini söyledi. Avrupa'da üretim şartının kamu alımlarında uygulanmasının Türk firmalarının bazı ihalelere erişimini zorlaştırabileceğine dikkat çeken Özgener, Gümrük Birliği ortaklarına tanınacak hakların kapsamının netleştirilmesi gerektiğini ve Türkiye'de üretilen ürünlerin Avrupa sanayi politikalarında hangi statüde değerlendirileceğinin netleştirilmesini istedi.

İSTİHDAMI KORUYAN İŞLETMELERE KREDİ DESTEĞİ
İmalat sanayisinde faaliyet gösteren işletmelerin finansman ihtiyacına yönelik destek programlarına da değinen Özgener, İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında sunulan kredi olanaklarını hatırlatarak “Program kapsamında gerekli şartları sağlayan işletmelerimize 6 aya kadar anapara ödemesiz, 36 aya kadar vadeli kredi imkânı sunuluyor. Krediler için 12 puan faiz veya kâr payı desteği sağlanıyor. Programdan yararlanabilmek için 2026 yılı Ocak-Haziran dönemindeki ortalama aylık prim gün sayısının, Temmuz-Aralık 2026 döneminde korunması önem taşıyor. Başvuruların 31 Ekim’e kadar KOSGEB çevrimiçi sistemi üzerinden yapılabildiğini de ayrıca sizlerle paylaşmak istiyorum” açıklamasını yaptı.
100 MİLYON LİRALIK SINIRA İTİRAZ
İhracatçıların finansman koşullarını iyileştirmek amacıyla uygulanan döviz dönüşüm desteğini değerlendiren Özgener, “Merkez Bankası’nın açıklamasına göre, uygulamanın başladığı 2023 yılından bugüne kadar yaklaşık 44 bin firmaya döviz dönüşüm desteği sağlandı. Destekten faydalanan firmaların toplam ihracatçı firmalar içerisindeki payı da, yıllar içinde artarak 2026 yılında yüzde 34’e ulaştı. Geçtiğimiz Ağustos ayında yapılan düzenlemeyle, desteğin daha kapsayıcı ve katma değeri esas alan bir yapıya kavuşması amaçlandı. 1 Ekim’de devreye alınan yeni düzenlemeye göre, döviz almama taahhüdü kaldırıldı, yerine döviz pozisyon oranı koşulu getirildi. İhracat bedeli döviz satış tutarı, firmanın katma değeriyle ilişkilendirildi. Firmaların döviz pozisyon oranının yüzde 10’u aşmaması şartı aranırken, destek kapsamındaki döviz satış limiti yıllık faaliyet kârı ile iş gücü maliyetinin toplamı üzerinden hesaplanıyor. Ayrıca firma başına yıllık destek tutarı 100 milyon TL ile sınırlandırılıyor” dedi. Yeni düzenlemenin özellikle ithal girdi kullanan ve döviz kredisi bulunan firmalar açısından bazı kolaylıklar sağladığını ancak destek üst sınırının yüksek ihracat kapasitesine sahip işletmeleri olumsuz etkileyebileceğini belirten Özgener, mevcut yüzde 3'lük destek oranının artırılması gerektiğini savundu. KOBİ'lerin karmaşık hesaplamalar ve bürokratik koşullar nedeniyle uygulamadan yeterince yararlanamadığını ifade eden Özgener, sektörlerin üretim yapısına göre farklılaştırılmış bir destek modeli önerdi.
İZTO'NUN TALEBİ KARŞILIK BULDU
Telekomünikasyon sektörüne yönelik kredi düzenlemesini de değerlendiren Özgener, “Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) 1 Ekim itibarıyla cep telefonu alımı amacıyla kullandırılan tüketici kredilerinde uygulanacak vade sınırlarını yeniden belirledi. Fiyatı kırk bin TL ve altında olan cep telefonları için vade sınırının on iki ay, fiyatı kırk bin TL’nin üzerinde olan cep telefonları için vade sınırının üç ay olarak belirlenmesine karar verdi. Konuyla ilgili, 29. Telekomünikasyon Grubu Meslek Komitemizin talebi doğrultusunda, 20 Temmuz 2026’da TOBB nezdinde ve BDDK’ya iletilmek üzere ‘Cep Telefonu Alımı Amacıyla Kullandırılan Tüketici Kredilerinde Vade Sınırının Belirlenmesinde Dikkate Alınan Tutarın Güncellenmesi’ konulu girişimde bulunmuştuk. Bu vesileyle, talebimizin kısa zamanda olumlu sonuçlanmasını memnuniyetle karşılıyor, kararın üyelerimiz için hayırlı olmasını diliyoruz” ifadelerini kullandı.
İZMİRLİ İŞ İNSANLARI YENİ PAZARLAR ARIYOR
“Sonbaharla birlikte fuarcılık çalışmalarımız hızlandı” diyen Özgener, “Faaliyet filminde de izlediğiniz gibi, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti ve Fransa’da gerçekleştirilen 4 fuara 141 üyemizin katılımıyla organizasyonlar düzenledik. Üyelerimiz, Odamızın organizasyonu ve desteğiyle Dünyanın farklı noktalarındaki fuarlarında yeni iş bağlantıları kurma ve ticaretlerini geliştirme fırsatı yakaladılar. Ekim ayında ayrıca 185 üyemizin katılımıyla, 7 yurt içi fuara katılım sağladık. Fuarcılık faaliyetlerimizin yanı sıra, turizm alanındaki uluslararası çalışmalarımızı da sürdürüyoruz. Önümüzdeki ay Londra Turizm ve Barcelona Kongre Turizmi Fuarı’na katılım sağlayarak İzmir’in farklı turizm ürünlerini, uluslararası tur operatörleri, seyahat acenteleri ve sektör profesyonelleriyle buluşturacağız” açıklamasını yaptı.
İZMİR COP31'DE DE TANITILACAK
Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenleneceği belirtilen COP31 İklim Konferansı'nın İzmir açısından önemli fırsatlar sunacağını ifade eden Özgener, İzmir Ticaret Odası'nın organizasyonda üç delegeyle temsil edileceğini açıkladı. Kentin sürdürülebilir üretim, karbon yönetimi ve tarıma dayalı sanayi projelerinin uluslararası katılımcılara tanıtılacağını belirten Özgener, “COP31’i kentimiz açısından da önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği COP31 İş Dünyası Elçisi görevi kapsamında, Birlik çatısı altında farklı çalışma grupları kurulduğunu ve iş dünyamızın görüş ile önerilerinin alınmasını amaçlayan bu gruplarda, İzmir Ticaret Odası olarak aktif rol aldığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum. Konferansta İzmir Ticaret Odası yönetim kurulu düzeyinde üç delege ile temsil edilecek. Organizasyona ayrıca kurumsal stant ile iştirak edeceğiz. Ziyaretçilerimize, ‘Senin Atığın Benim Hammaddem’ projemizi, 2024 yılında Oda ve Borsalar arasında ilk kez gerçekleştirdiğimiz ‘Kurumsal Karbon Ayak İzi’ projemizi, jeotermal kaynak kullanılarak üretimin gerçekleşeceği Dikili Jeotermal Isıtmalı Sera Organize Tarım Bölgemiz başta olmak üzere kentimizde devam eden tarıma dayalı organize sanayi bölgeleri projeleri ile ilgili bilgilendirmede bulunacağız” dedi.
İZTO'NUN 2027-2030 STRATEJİK PLANI HAZIRLANIYOR
İzmir Ticaret Odası'nın yeni dönem çalışmalarına ilişkin bilgi veren Özgener, 84 meslek komitesinin ilk toplantılarını gerçekleştirdiğini ve dört yıllık stratejik plan hazırlıklarının başladığını açıkladı. Üyelerin sektörel ihtiyaçlarının ve önceliklerinin yol haritasının oluşturulmasında belirleyici olacağını ifade eden Özgener, “84 Meslek Komitemiz 2026-2030 döneminin ilk toplantılarını 9 Ekim’de gerçekleştirdi. Odamızın 2027 yılı Çalışma Programı ve 2027-2030 Stratejik Planı hazırlıklarına da başladık. Yeni dönemde de üyelerimizin ihtiyaçlarını yakından takip eden, sorunlara çözüm önerileri geliştiren ve sonuçlarını izleyen bir anlayışla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu kapsamda, 2027 yılına yönelik fuar katılımları ve sektörel projeler gibi bütçeli taleplerinizin yanı sıra önümüzdeki dört yılda sektörlerinizin gelişimine, yeni pazarlara erişimine ve rekabet gücünün artırılmasına yönelik öncelikli hedeflerinizi öğrenmek istiyoruz. Odamızın yol haritasını her zaman olduğu gibi siz değerli Meclis Üyelerimizin deneyimlerinden güç alarak oluşturmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
ÜNİVERSİTEYE 250 MİLYON LİRALIK DESTEK
İzmir Ekonomi Üniversitesi'nin uluslararası alandaki çalışmalarını geliştirecek önemli bir destek almaya hak kazandığını duyuran Özgener, üniversitenin Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen Marka Destek Programı'na İstanbul dışından kabul edilen ilk vakıf üniversitesi olduğunu açıkladı. Dört yıl boyunca yürütülecek projeler için toplam 250 milyon liraya kadar destek sağlanacağını belirten Özgener, kaynağın üniversitenin küresel tanınırlığına ve araştırma kapasitesine katkıda bulunacağını söyledi.
İZMİRLİ ÖĞRENCİLERDEN ULUSLARARASI BAŞARILAR
İzmir Ekonomi Üniversitesi öğrencilerinin bilim, spor ve sanat alanlarında elde ettiği başarılara da değinen Özgener, TEKNOFEST 2026'da beyin kanserinin tedavisine yönelik çalışmalarıyla ödül kazanan öğrencileri tebrik etti. Üniversitenin milli tekvandocu öğrencisi Hatice Pınar Yiğitalp'in uluslararası sıralamadaki başarısını ve mezun Ulviye Aleyna Sarıgül'ün Altın Koza Film Festivali'nde aldığı ödülü de paylaşan Özgener, elde edilen derecelerin İzmir için gurur kaynağı olduğunu söyledi.
“CUMHURİYET, BİR MİLLETİN YENİDEN DOĞUŞUDUR”
Konuşmasının sonunda Cumhuriyet'in 103. kuruluş yıl dönümüne değinen Özgener, bağımsızlık mücadelesinin Türk milletinin geleceğini kendi iradesiyle belirleme kararlılığının en güçlü göstergesi olduğunu söyledi. İzmir'in Kurtuluş Savaşı'ndaki tarihsel önemine dikkat çeken Özgener, Cumhuriyet'in kazanımlarının korunmasının ve gelecek nesillere daha güçlü bir ülke bırakılmasının ortak sorumluluk olduğunu vurguladı ve “103 yıl önce bu millete bir gelecek armağan edenlere sözümüz var: Cumhuriyet’in ışığını söndürmeyecek, bize emanet edilen bu ülkeyi bizden sonraki nesillere daha güçlü, daha özgür, daha müreffeh bırakmak için var gücümüzle çalışacağız. Çünkü biz biliyoruz ki, Cumhuriyet, bir milletin yeniden doğuşudur. Ve o Cumhuriyet, sonsuza kadar yaşayacaktır. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun” diyerek sözlerini tamamladı.
“ODA AİDAT ALIYOR, NE YAPIYOR?”
Meclis üyeleri ve meslek komitesi temsilcilerinin konuşmalarının ardından yeniden söz alan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, üyelerden gelen eleştiri, talep ve önerilere yanıt verdi. Odanın yürüttüğü çalışmaların tüm üyelere ulaştırılmasında iletişim eksiklikleri yaşandığını belirten Özgener, üye bilgilerinin güncel tutulmasının önemine dikkat çekerek, “Oda aidat alıyor, ne yapıyor? Bu beni çok rahatsız ediyor. Biz bugün 105 bin üyemiz var diye övünüyorsak onların maksimum yüzde 40-45’ine herhalde ulaşabiliyoruz. Eğer üyelerimiz telefon, adres ya da iş yeri değişikliğinde bu bilgileri yenilemiyorsa ben nerede ulaşacağımı bilmezsem yaptığımı nasıl anlatacağım? Benimle beraber arkadaşlarım da 84 komitenin sorunlarıyla ilgili bir çaba gösteriyoruz. Biz bir de bunları anlatmak için sahaya inersek o zaman iş yapamayız ki. Dolayısıyla odanın yaptıklarını da anlatmak sizlerin görevi” ifadelerini kullandı.
“BİZ BANKA DEĞİLİZ, KREDİ VEREMEYİZ”
Esnaf kefalet kooperatiflerine ilişkin taleplerin daha önce ilgili bakanlara iletildiğini hatırlatan Özgener, oda üyelerine Nefes Kredisi kapsamında sağlanan finansman desteğine değindi. Odanın doğrudan kredi verme yetkisi bulunmadığını vurgulayan Özgener, “İlk Nefes Kredisi çıktığında 2022 yılının rakamıyla 4 bin 500 üyemize 342 milyon lira kredi kullandırdık. Bu rakam ondan sonraki bütün Nefes kredilerinde daha da büyüyerek gitti. Ama biz banka değiliz, kredi veremeyiz. Bizim böyle bir yapımız yok. Bu odada harcanan her kuruşun hesabını biliriz, yarı kamu kuruluşuyuz. Bu kadar iş yapıyoruz. Bir bin 500 lira da aidat alalım be Osman abim. Aidat ne ediyor? 130 lira değil mi?” dedi.
“ÜYEMİZ BİZİ TENKİT ETMEKTE HAKLI”
Üyelerin eleştiri ve taleplerine açık olduklarını ancak odanın gerçekleştirdiği çalışmaların da göz ardı edilmemesi gerektiğini söyleyen Özgener, “Üyemiz bizi tenkit etmekte haklı, üye bize sitem etmekte haklı. Her üyeye kapımız açık. Ama şu lafı bize ettirmeyin lütfen: Aidat ödüyor ama oda hiçbir şey yapmıyor. Bu, hepimize söylenmiş bir laf. Yaptıklarımızı her mecliste anlatıyorum. Son olarak dört tane OSB yapıyoruz. Bizim görevimiz sadece kendi sektörümüze hizmet etmek değil, şehrin gelişimine de katkıda bulunmak. Şehrin gelişimine bulunduğumuz her katkı hizmet sektörlerine de dolaylı olarak yansıyacak” ifadelerini kullandı.
“GELECEĞİN ÜNİVERSİTESİNİ YAPIYORUZ”
İzmir Ticaret Odası'nın eğitim alanındaki yatırımlarına da değinen Özgener, 120 milyon dolarlık öz kaynakla hayata geçirilen üniversite projesinin önemine dikkat çekti. Kentin gelişimi ve projelerin sürdürülebilirliği için nitelikli insan kaynağına ihtiyaç duyulduğunu belirten Özgener, “Bu oda, Türkiye’de bugüne kadar yapılan en büyük eğitim yatırımını yapıyor. 120 milyon dolara tamamen kendi öz kaynağımızla geleceğin üniversitesini yapıyoruz. İyi bir proje gerçekleştirmek istiyorsanız onun temelinde insan var. İnsan kaynağını sağlayamazsan işini nasıl devam ettireceksin, hayallerini nasıl gerçekleştireceksin? Biz insana yatırım yapıyoruz. Bütün bunları yapacak gençliği yetiştiriyoruz” dedi.
MECLİS ÜYELERİNE MİLLİ MAÇ DAVETİ
Konuşmasının sonunda kasım ayında Gürsel Aksel Stadyumu'nda oynanacak milli maça da değinen Özgener, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ile yaptığı görüşme sonucunda meclis üyelerinin karşılaşmaya davet edildiğini açıkladı. İş seyahati nedeniyle maça katılamayacağını belirten Özgener, davetin tüm meclis üyelerini kapsadığını ifade ederek, “Sağ olsunlar lafımı ettirmeden bütün meclisimizi milli maça davet etti. Haliyle hep beraber milli maça gideceğiz” dedi.




