AHMET BUĞRA TOKMAKOĞLU – EGE TELGRAF/ İzmir’in kalabalık plajları sonbaharın gelişiyle sessizliğe bürünüyor. Deniz suyu serinlemeye başlarken toprağın altından çıkan termal sular, yazı kaçırdığını düşünenlere farklı bir su mevsimi sunuyor. Bu kez rota Çeşme’nin ünlü ılıcalarına, Balçova’nın termal tesislerine veya Dikili’nin sıcak kaynaklarına değil; Menemen’in kuzeybatısında bulunan Ilıcagöl çevresine uzanıyor. Bölgede yer alan Biliçya Ilıcası, bazı eski kaynaklarda Viliçya Ilıcası veya Ilıcagöl Ilıcası adıyla da anılıyor. Bu farklı isimler nedeniyle internet haritalarında konumu bulmak ilk bakışta kolay olmayabilir. Biliçya Ilıcası’nın en belirgin özelliği sıcak ve kükürtlü kaynak suyunun, göl çevresindeki doğal çamurla buluşması. İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, bölgede su ve çamur banyosu uygulandığını belirtiyor.

Ne Çeşme ne Foça! İzmir’de yaz henüz bitmedi: Yazın son denizi için herkes bu sakin kıyıyı konuşacak
Ne Çeşme ne Foça! İzmir’de yaz henüz bitmedi: Yazın son denizi için herkes bu sakin kıyıyı konuşacak
İçeriği Görüntüle

BU SUYUN MEVSİMİ DEĞİŞMİYOR

Deniz suyu sıcaklığı hava koşullarına bağlı olarak düşerken jeotermal kaynaklar ısısını yerin derinliklerinden alıyor. Bu nedenle Biliçya Ilıcası, yalnızca yaz aylarında düşünülebilecek bir rota değil. Kaynağın çevresindeki çamurun ılık olduğu resmî kayıtlarda da yer alıyor. Serin havada topraktan gelen bu sıcaklık, Ilıcagöl’ün sessiz doğasıyla birleşerek alışılmış plaj görüntüsünden tamamen farklı bir atmosfer oluşturuyor. Burada ince kumlu bir sahil, şezlonglar veya turkuaz bir koy bulunmuyor. Ziyaretçiyi suyun, sazlık alanın ve termal çamurun şekillendirdiği daha ham bir doğa karşılıyor. Biliçya Ilıcası bu nedenle yüzme tatilinden çok doğal sıcak su ve çamur kaynağını görmek isteyenlere hitap ediyor. Alanın güncel olarak yüzmeye uygun ve denetimli bir havuz biçiminde işletildiğine ilişkin doğrulanmış bilgi bulunmuyor.

ESKİ BİR ŞİFA GELENEĞİ

Resmî tanıtım bilgilerine göre ılıcanın çevresi duvarlarla sınırlandırılmış durumda. Bölgede basit bir kaplıca binasının bulunduğu, bunun dışında kapsamlı bir tesis olmadığı aktarılıyor. Bu yapı Biliçya’yı tamamen sahipsiz bir su birikintisinden ayırsa da modern bir termal merkez haline getirmiyor. Düzenli duş, soyunma kabini, sağlık personeli, büfe veya güvenlik görevlisi bulunacağı varsayılmamalı. Kaynak çevresindeki sazlık ve bataklık yapı da dikkate alınmalı. Sert görünen zemin bazı noktalarda yumuşayabilir, çamurun derinliği değişebilir ve yürümek güçleşebilir. Özellikle yağışlı günlerin ardından arazi koşulları ağırlaşabilir. Su geçirmeyen ayakkabı, yedek kıyafet, havlu ve çamurlu eşyaları taşımak için ayrı bir torba hazırlanması yararlı olabilir.

HER CİLT AYNI TEPKİYİ VERMEZ

Biliçya Ilıcası’nın kükürtlü suyu ve çamuru, resmî turizm kayıtlarında romatizma ve bazı cilt rahatsızlıklarıyla ilişkilendiriliyor. Ancak bu bilgiler tıbbi tedavi garantisi olarak değerlendirilmemeli. Doğal çamurun mineral içeriği kadar hijyen durumu da önemli. Güncel analiz yapılmadan çamurun her cilt tipi için güvenli olduğu veya hastalıkları iyileştireceği söylenemez. Çamur açık yaralara, göze ve ağız çevresine sürülmemeli. Alerjik veya hassas cildi bulunanların küçük bir alanda bile kontrolsüz uygulama yapmaması gerekiyor.Kalp ve damar hastalığı, tansiyon sorunu, diyabet veya kronik rahatsızlığı bulunanların sıcak kaynakları kullanmadan önce doktor görüşü alması önemli. Hamileler ve düzenli ilaç kullananlar da termal uygulamaları sıradan bir bakım yöntemi gibi görmemeli.

SONBAHARDA İZMİR’İN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

Biliçya Ilıcası’nı değerli kılan şey lüks bir tesis sunması değil. Ilıcagöl kıyısındaki kükürtlü suyun, ılık çamurun ve eski kaplıca geleneğinin aynı noktada buluşması burayı farklılaştırıyor. Ziyaret sırasında sazlık alana zarar verilmemeli, çöpler geri götürülmeli ve kaynağın doğal akışı değiştirilmemeli. Kurumuş bitkilerin bulunduğu bölgede ateş yakmak ise ciddi yangın riski oluşturabilir. Yazın denize giremeyenler için İzmir’de suyla buluşmanın tek yolu plajlar değil. Biliçya Ilıcası, serinleyen havanın ortasında bile toprağın altında sıcaklığını koruyan başka bir Ege hikayesi anlatıyor. Deniz mevsimi bitebilir, sahiller boşalabilir ve rüzgar sertleşebilir. Ilıcagöl’ün batı kıyısındaki ılık çamur ise İzmir’de termal mevsimin tam da havalar soğurken başladığını hatırlatıyor.

(Fotoğraf temsilidir.)

Muhabir: AHMET BUĞRA TOKMAKOĞLU