Günümüzde anne babaların en çok konuştuğu konulardan biri de çocuklarda dikkat eksikliği. Kimi anne çocuğunun ödev başına oturamadığından yakınıyor, kimi baba okuldan gelen “Ders sırasında çok dalıyor” sözünü dert ediyor. Bir bakıyoruz, daha ilkokul çağındaki çocuklar için hemen bir etiket yapıştırılıyor: “Bu çocukta dikkat eksikliği var galiba!” Peki, gerçekten öyle mi? Yoksa çocuklarımızdan yaşlarının üzerinde bir dikkat ve sorumluluk mu bekliyoruz? Öncelikle şunu kabul edelim; dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yani DEHB, çocukluk çağında sık görülen gelişimsel sorunlardan biri. Her çocukta aynı şekilde ortaya çıkmıyor. Bazı çocuklar çok hareketli oluyor, yerinde duramıyor, söz kesiyor. Bazıları ise tam tersine sessiz sakin görünüyor ama anlatılanları takip etmekte, verilen görevleri tamamlamakta zorlanıyor. Dışarıdan bakıldığında yaramazlık yapmayan bu çocukların yaşadığı güçlükler bazen fark edilmiyor bile. Çocukların dünyası bizimkinden biraz farklı. Onlar bazen oyun oynamak ister, bazen sıkılır, bazen de aklı başka bir şeye takılır. Uykusuzluk, stres, kaygı, aile içindeki sorunlar ve uzun süre ekran başında kalmak da dikkatlerini etkileyebilir. Bu nedenle çocuğun bir gün ödevini yapmak istememesi ya da zaman zaman dalıp gitmesi, hemen dikkat eksikliği olduğu anlamına gelmez. Ancak bu durum uzun süredir devam ediyorsa, hem evde hem okulda çocuğun günlük yaşamını etkiliyorsa ve derslerini, arkadaşlıklarını ya da sorumluluklarını yerine getirmesini zorlaştırıyorsa üzerinde durmak gerekir. Böyle durumlarda bir uzmandan destek almak en doğru adımdır. Çocuğu tembel diye suçlamak kolay, anlamaya çalışmak ise daha önemli. Bir düşünelim; çocuğumuz gerçekten dikkatini toplamakta zorlanıyorsa, ona sürekli kızmak neyi değiştirecek? “Bir türlü dinlemiyorsun”, “Sen zaten çok dağınıksın”, “Arkadaşların yapıyor, sen neden yapamıyorsun?” gibi sözler çocuğun kendine olan güvenini zedeleyebilir. Zamanla çocuk, yapamadığı işlerin üstesinden gelemeyeceğine inanmaya başlayabilir. Oysa bazen küçük düzenlemeler bile büyük fark yaratır. Ödevleri kısa bölümlere ayırmak, çalışma aralarında hareket etmesine izin vermek, uyku saatlerini düzene koymak ve ekran süresini sınırlamak çocuğa yardımcı olabilir. Başardığı şeyleri fark etmek, yalnızca eksiklerini söylemekten çok daha etkilidir. Bir de şu gerçeği unutmamak gerekiyor: Her çocuğun öğrenme hızı, ilgi alanı ve gelişim süreci birbirinden farklıdır. Çocuklarımızı sürekli başkalarıyla karşılaştırmak yerine, kendi gelişimlerini takip etmeliyiz. Dikkat eksikliği, çocuğun zekâsıyla ya da ne kadar çalışkan olduğu ile doğrudan ilgili bir durum değildir. Doğru değerlendirme ve uygun destekle çocuklar okulda, evde ve sosyal yaşamlarında çok daha iyi ilerleyebilirler. Sonuç olarak, çocuklarımızı dinleyelim, gözlemleyelim ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışalım. Her hareketliliği yaramazlık, her dalgınlığı hastalık olarak görmeyelim. Ama gerçekten yardıma ihtiyaç duyduklarında da bunu görmezden gelmeyelim. Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı daha fazla uyarı değil, onu anlayan bir yetişkinin sabrıdır. Unutmayalım; çocuklarımızı etiketlemek yerine anlamaya çalıştığımızda, onların geleceğine çok daha güzel bir katkı sunmuş oluruz.