Hava kirliliği denildiğinde çoğumuzun aklına artık yalnızca bacalardan çıkan duman ya da yoğun trafikte görülen egzoz gazları gelmiyor. Kentlerde görünmeyen, çoğu zaman çıplak gözle fark edilmeyen çok daha küçük parçacıklar da gündemin önemli bir parçası haline geldi. Bunların başında ise PM2.5 geliyor
PM2.5, çapı 2,5 mikrometre veya daha küçük partikül maddeleri ifade ediyor. Bu parçacıkların önemli özelliği, çok küçük olmaları nedeniyle solunum sisteminin daha derin bölgelerine ulaşabilmeleri. Bu nedenle hava kalitesi tartışmalarında PM2.5, PM10'dan farklı ve daha hassas bir gösterge olarak değerlendiriliyor. Türkiye'de PM2.5 ölçülüyor. Üstelik hava kalitesi izleme altyapısı son yıllarda oldukça genişledi. Ancak burada kamuoyunun sorması gereken daha temel bir soru bulunuyor: Bir şehirde PM2.5 değeri ölçüldüğünde, bu değerin sağlıklı veya sağlıksız olduğuna Türkiye hangi hukuki sınır üzerinden karar veriyor?
DİKKAT ÇEKİCİ NOKTA
Türkiye'nin Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği 2008 yılında yürürlüğe girdi. Yönetmeliğin temel amacı hava kalitesinin değerlendirilmesi, hava kirliliğinin insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerinin azaltılması ve hava kalitesi standartlarının oluşturulmasıydı. Mevzuatın hazırlanmasında Avrupa Birliği hava kalitesi mevzuatıyla uyum önemli bir temel oluşturdu. Çevre Mühendisleri Odası'nın Türkiye hava kirliliği raporlarında açık biçimde ifade edildiği üzere, mevcut ulusal mevzuatta PM2.5 parametresi için bir limit değer bulunmadığı belirtiliyor. Aynı raporda Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü değerleri ayrıca karşılaştırılıyor. Bu durum, “Türkiye PM2.5 ölçmüyor” anlamına gelmiyor. Tam tersine Türkiye PM2.5 ölçüyor. Sorun ölçümün yapılmasında değil; ölçülen sonucun hangi ulusal hukuki eşik üzerinden değerlendirileceğinde.
ÖNEMLİ AYRIM
Çünkü bir ölçüm istasyonunda PM2.5 değerinin örneğin 18, 25 veya 35 mikrogram/metreküp çıkması tek başına vatandaş açısından yeterli bilgi vermiyor. Bu değerleri anlamlandırabilmek için “hangi süre için”, “hangi standartla” ve “hangi sınır değere göre” değerlendirme yapıldığının bilinmesi gerekiyor. AB'nin 2024 yılında kabul ettiği yeni Hava Kalitesi Direktifi, PM2.5 için daha sıkı değerler öngörüyor. Yeni düzenlemede 2030 yılına ulaşılması gereken yıllık PM2.5 limit değeri 10 mikrogram/metreküp olarak belirlenirken, günlük limit 25 mikrogram/metreküp ve bunun yılda 18 defadan fazla aşılmaması şartı getiriliyor. Direktif ayrıca daha düşük değerlendirme eşikleri ve halkın hava kalitesi konusunda bilgilendirilmesine yönelik yeni hükümler içeriyor. Dolayısıyla 2026 yılı itibarıyla “Avrupa standardı” denildiğinde yalnızca eski 2008 tarihli AB mevzuatını hatırlamak da yeterli değil. Avrupa Birliği hava kalitesi konusunda çıtayı daha aşağı çekmeye, yani insan sağlığını korumak amacıyla daha düşük partikül konsantrasyonlarını hedeflemeye başladı.
NEDEN TÜRKİYE?
Bu sorunun cevabı yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda mevzuat ve politika meselesi. Türkiye'nin hava kalitesi mevzuatı uzun yıllardır Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlaştırma yaklaşımı üzerinden ilerledi. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak bazı kirleticilerde ulusal sınır değerler ile AB değerleri arasında geçiş ve uyum süreçleri oluşturuldu. Ancak PM2.5 konusunda ölçüm altyapısının gelişmesine rağmen mevzuatta açık bir ulusal limit değerinin bulunmaması dikkat çekiyor. Başka bir ifadeyle Türkiye, havadaki PM2.5'i görebilecek teknolojiye sahip. Ölçüm istasyonları bu veriyi üretiyor. Fakat vatandaş açısından kritik olan “Bu değer hangi noktada hukuken kabul edilemez hale geliyor?” sorusunun cevabı aynı açıklıkta değil.
ÖRNEK BURSA
Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin Hava Kalitesi İzleme Sistemi 2026 yılına ait aylık raporları yayımlıyor. Sistem hava kalitesini farklı kirleticiler üzerinden izliyor ve hava kalitesinin değerlendirilmesinde kullanılan sınır değerleri kamuoyuna sunuyor. Belediyenin yayımladığı bilgilerde PM10 için ulusal ve AB değerleri karşılaştırılırken, PM2.5 açısından aynı açıklıkta bir ulusal sınır değer tablosu görülmemesi dikkat çekiyor.
Bursa gibi sanayi, ulaşım ve yoğun yerleşim faaliyetlerinin bir arada bulunduğu bir kentte PM2.5 ölçümünün önemi daha da artıyor. Kentin farklı bölgelerinde hava kalitesinin aynı olmadığı bilinen bir gerçek. Sanayi bölgeleri, yoğun trafik aksları, konut alanları ve meteorolojik koşullar birbirinden farklı sonuçlar oluşturabiliyor.
İzmir'de de benzer bir durumla karşılaşıyoruz.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentte 9 sabit ve 1 mobil olmak üzere toplam 10 hava kalitesi ölçüm istasyonu bulunduğunu belirtiyor. Ancak bütün istasyonlar aynı kirleticileri ölçmüyor. Örneğin Alsancak, Çiğli ve Bergama istasyonlarında PM2.5 ölçümü yapılırken Bornova, Karşıyaka, Güzelyalı, Şirinyer, Bayraklı ve Güzelbahçe istasyonlarında belediyenin yayımladığı parametre listesinde PM2.5 bulunmuyor. Mobil istasyonda ise PM2.5 dahil daha geniş bir parametre seti ölçülüyor. Büyükşehir Belediyesi de Mart 2026 tarihli açıklamasında kentteki 10 istasyonla hava kalitesinin takip edildiğini ve istasyonlardan elde edilen anlık verilerin vatandaşlarla paylaşıldığını açıkladı.
AYNI SORUN
Ölçüm yapılan yerde PM2.5 değeri kaç? Ve bu değer hangi sınırın üzerinde veya altında? Çünkü vatandaş açısından yalnızca bir rakamın açıklanması yeterli değil. Örneğin bir ölçüm istasyonunda PM2.5 değerinin 20 mikrogram/metreküp olduğunu düşünelim. Bu değer tek başına “iyi” veya “kötü” şeklinde yorumlanamaz. Yıllık ortalamadan mı, 24 saatlik ortalamadan mı söz edildiği bilinmelidir. Ayrıca hangi mevzuatın esas alındığı da açıklanmalıdır.
Sağlık Örgütü ise PM2.5 konusunda çok daha düşük sağlık temelli değerler öneriyor. 2021 yılında yayımlanan rehberlerde yıllık ortalama için 5 mikrogram/metreküp, 24 saatlik ortalama için 15 mikrogram/metreküp değerleri öneriliyor. Bu değerler hukuki sınırdan ziyade sağlık temelli rehber değerler olarak değerlendirilmelidir. Bursa'dan İzmir'e, sanayiden ulaşıma, ısınmadan deniz taşımacılığına kadar hava kirliliğini azaltmanın yolu tek bir önlemden değil, bütüncül bir kent ve ulaşım politikasından geçiyor. Avrupa Birliği ise hava kalitesi standartlarını güncelliyor. 2024 yılında kabul edilen yeni AB Hava Kalitesi Direktifi, 2030 yılı için PM2.5 yıllık limitini 10 mikrogram/metreküp olarak belirliyor; günlük limit ise 25 mikrogram/metreküp ve bunun yılda 18 defadan fazla aşılmaması öngörülüyor. Fakat hava kirliliğiyle mücadeleyi yalnızca “hangi sınır değeri kullanıyoruz?” sorusuna indirgemek doğru olmaz. Asıl mesele, havayı kirleten kaynakları azaltabilmek. Çünkü temiz hava yalnızca bir ölçüm sonucu değildir. Temiz hava, doğru ulaşım politikası, temiz enerji, kontrollü sanayi üretimi, düşük emisyonlu ısınma, doğru şehir planlaması ve etkili denetimin birlikte ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Sanayi tesislerinde emisyonların sürekli ve güvenilir biçimde izlenmesi, filtre ve arıtma sistemlerinin etkin çalışmasının sağlanması ve sınır değerlerin aşılması durumunda hızlı müdahale edilmesi hava kalitesinin korunmasında temel araçlardan biri.
Burada sanayiyi yalnızca bir “kirletici” olarak görmek de doğru değil. Türkiye'nin üretime, istihdama ve ihracata ihtiyacı var. Asıl hedef, üretimi azaltmak değil, daha temiz üretim teknolojilerini yaygınlaştırmak olmalı. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, daha etkin filtreleme sistemleri, atık ısı kullanımı ve temiz üretim teknolojileri bu dönüşümün önemli parçaları olabilir. Ulaşım ise ikinci büyük başlık. Özellikle büyük kentlerde otomobil kullanımını azaltmadan hava kirliliğini kalıcı biçimde düşürmek kolay değil. Bunun yolu vatandaşın otomobil kullanmasını sadece yasaklamak veya kısıtlamak değil; vatandaşın otomobile ihtiyaç duymayacağı ulaşım alternatiflerini güçlendirmekten geçiyor. Metro, tramvay, otobüs, bisiklet ve yaya ulaşımı birbirinden ayrı düşünülmemeli. Bir vatandaşın evinden çıkıp toplu taşımaya kolayca ulaşabilmesi, güvenli bisiklet yollarının bulunması ve toplu taşımanın hızlı ve konforlu olması otomobil kullanımını azaltabilir. Ancak burada Türkiye'nin sahip olduğu önemli bir ulaşım imkânını daha fazla düşünmemiz gerekiyor:
ISINMA
Özellikle kış aylarında düşük kaliteli katı yakıtların kullanılması, eski kazan sistemleri ve yetersiz bakım hava kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle temiz yakıt kullanımının yaygınlaştırılması, binalarda enerji verimliliğinin artırılması ve eski ısıtma sistemlerinin yenilenmesi önemli. İzmir'de ısınmadan kaynaklanan hava kirliliğine yönelik kömür satış noktaları ve katı yakıtlı merkezi sistemlerin denetlenmesi konusunda çalışmalar yürütülüyor. Belediyenin açıkladığı verilere göre son iki yıllık dönemde 554 merkezi sistem katı yakıtlı apartman ile 1.243 kömür satış noktası denetlendi. Bu tür denetimlerin yalnızca İzmir'de değil, ihtiyaç bulunan bütün kentlerde düzenli ve ölçülebilir bir sistem içinde yürütülmesi önemli. Buradan çıkarılabilecek en önemli sonuç, Türkiye'nin aslında hava kalitesini izlemek için ciddi bir altyapı oluşturmuş olmasıdır. Şimdi yapılması gereken, bu verileri daha etkin bir hava kalitesi yönetimine dönüştürmek. İzmir'de ulaşım, sanayi ve körfez çevresindeki faaliyetler, diğer kentlerde ise kendi özgün kaynakları ayrı ayrı analiz edilmeli. Her kent için aynı reçeteyi uygulamak yerine, kaynağa göre çözüm üretilmeli.