Bazen “Cinselliğe ihtiyacım var” derken aslında tam olarak neye ihtiyaç duyduğumuzu ne kadar net biliyoruz? Gerçekten birine dokunmaya mı, yoksa şefkatle dokunulmaya mı? Arzulanmaya, görülmeye, seçilmeye mi? Yoksa tüm bunlardan bağımsız, yalnızca katıksız bir bedensel hazza mı? Cinsellik ve duygusal yakınlık çoğunlukla birbiriyle temas etse de her zaman aynı şey demek değildir. Cinsellik bazı insanlar için sevildiğini, koşulsuz kabul edildiğini ve derin bir bağ kurduğunu hissetmenin en güçlü yollarından biri olarak ortaya çıkar. Bazıları içinse duygusal yakınlığın karmaşasından bağımsız; saf arzu, haz ve bedensel canlılıkla ilgilidir. Bazen de bu iki kavram birbirinden hiçbir şekilde ayrılamayacak kadar iç içe geçer.

Belki de ilişkilerde yaşadığımız en temel güçlüklerden biri, kendi içsel ihtiyacımızı henüz tam olarak kendimiz bile tanımadan, partnerimizin bunu mucizevi bir şekilde anlamasını ve karşılamasını beklememizdir.
İlişki içerisinde “Bana hiç dokunmuyorsun” diye sitem eden biri, yalnızca cinsel birliktelikten söz etmiyor olabilir. Belki içten bir sarılmayı, günün yorgunluğunu alacak sade bir ten temasını ya da partnerinin kendisine kendiliğinden yaklaşmasını özlüyordur. Benzer şekilde, “Artık beni istemiyorsun” cümlesinin altında ise bazen seksten çok daha fazlası gizlidir: “Hâlâ senin gözünde çekici miyim?”, “Senin için hâlâ özel ve vazgeçilmez miyim?”, “Beni gerçekten görüyor musun?” gibi yüksek sesle dile getirilmesi çok daha zor, kırılgan sorular…

EKSİKLİK GÖSTERGESİ Mİ?

Diğer taraftan, her cinsel arzuyu mutlaka psikolojik veya duygusal bir eksikliğin semptomu olarak görmek de doğru değildir. İnsan, derin bir duygusal yakınlık aramadan da yalnızca cinselliği arzulayabilir. Haz istemek, kendi bedeniyle ve bir başkasının bedeniyle temas etmek, arzulamak ve arzulanmak başlı başına doğal, sağlıklı insani deneyimlerdir. Buradaki asıl önemli nokta, kendi ihtiyacımıza o an hangi anlamı yüklediğimizi fark edebilmektir.
Çiftler arasındaki iletişim karışıklığı çoğu zaman tam bu ayrımda ortaya çıkar. Bir taraf şefkatli bir sarılmanın devamında doğal olarak cinsellik beklerken, diğer taraf yalnızca sakin ve beklentisiz bir temas istiyor olabilir. Bir taraf için seks “Sana yakınım ve seninle bağ kuruyorum” demenin en kestirme yolu iken, diğer taraf duygusal bir yakınlık hissetmeden cinsel olarak yaklaşmakta zorlanabilir. Durum böyle olduğunda mesele sadece “ne kadar sık seks yapıldığı” sığ bir sayısal veri olmaktan çıkar; iki insanın yakınlığı ve teması nasıl yaşadığına dair derin bir iletişimsizliğe dönüşür.
Bu nedenle ilişkilerde “Ne sıklıkta cinsel birliktelik yaşıyoruz?” sorusu kadar, “Birbirimize tam olarak ne zaman ve nasıl yakın hissediyoruz?” sorusu da son derece kıymetlidir.
Belki de kendimize zaman zaman durup şu soruyu sormalıyız: Şu anda gerçekten arzuladığım şey fiziksel bir seks mi; yoksa görülmek, dokunulmak, arzulanmak ve birine ruhsal olarak yakın hissetmek mi?
Bu sorunun cevabının her zaman aynı olması gerekmiyor. Bazen sadece seks, bazen sadece yakınlık, bazen de her ikisi birden… İhtiyacımızı ne kadar iyi tanırsak, karşımızdakinden ne beklediğimizi de o kadar net ve açık bir şekilde anlatabiliriz. Çünkü gerçek yakınlık, bedenlerin birbirine temas etmesinden çok önce, iki insanın birbirine neye ihtiyaç duyduğunu dürüstçe söyleyebilmesiyle başlar.