İlişkiler her zaman büyük kavgalarla bitmez. Bazen kapılar çarpılmaz, ağır sözler söylenmez, “Bitti” diye kesin bir cümle kurulmaz. Hatta ortada görünürde bir ayrılık bile yoktur. Ama bir şeyler değişmiştir. Eskiden merak eden insan artık sormuyordur. Uzun sohbetlerin yerini kısa cevaplar, sıcaklığın yerini mesafe, buluşma isteğinin yerini bahaneler almıştır. Ve belki de bir ilişkinin en yorucu hali tam olarak budur: Birinin hayatınızdan gitmesi değil, giderken sizi belirsizliğin içinde bırakması. Açık bir ayrılık acıtır. Sevdiğiniz birinden “Ben artık bu ilişkiyi sürdürmek istemiyorum” cümlesini duymak kolay değildir. İnsan üzülür, kırılır, belki günlerce hatta aylarca toparlanamaz. Fakat bütün acısına rağmen ortada bir gerçek vardır. Ne olduğunu bilirsiniz. Yasını tuttuğunuz şeyin bir adı vardır: Ayrılık. Peki ya adı konulmayan uzaklaşmalar? İşte orada insan yalnızca karşısındakini kaybetmekle uğraşmaz; bir de sürekli kendi zihniyle mücadele eder.
“Ben ne yaptım?”
“Bir şey mi söyledim?”
“Benden sıkıldı mı?”
“Başka biri mi var?”
“Biraz daha sabretsem eski halimize döner miyiz?”
İnsan bazen karşısındaki kişinin vermediği cevapları kendi içinde aramaya başlar. Üstelik çoğu zaman suçu da önce kendisinde bulur. Mesajları tekrar okur, son konuşmaları hatırlar, hangi cümlede neyi yanlış söylediğini çözmeye çalışır. Karşı taraf çoktan duygusal olarak uzaklaşmışken, geride kalan kişi hâlâ ilişkinin nerede kırıldığını anlamaya uğraşır. İşte belirsizliğin en ağır tarafı da budur.
KARŞI KARŞIYA BIRAKIR
Elbette her mesafe ilişkinin bittiği anlamına gelmez. İnsanların zor dönemleri olabilir. İş, aile, ekonomik sıkıntılar, kişisel sorunlar ya da yalnız kalma ihtiyacı ilişkide geçici uzaklaşmalar yaratabilir. Bu yüzden her geç cevaplanan mesajı sevgisizlik, her sessizliği ayrılık olarak yorumlamak da doğru değildir. Fakat burada önemli bir fark var: İletişim. Bir insan “Şu sıralar iyi değilim, biraz kendi içime dönmeye ihtiyacım var ama bunun seninle ilgisi yok” diyebiliyorsa, karşısındakini karanlıkta bırakmamış olur. Çünkü ilişkilerde her şeyi çözmek mümkün olmayabilir ama ne yaşadığımızı birbirimize anlatmak mümkündür. Asıl yıpratıcı olan, bir insanın davranışlarıyla uzaklaşıp sözleriyle hâlâ oradaymış gibi davranmasıdır. Ne tamamen gider… Ne gerçekten kalır… Ne ilişkiyi bitirir… Ne de ilişkiyi iyileştirmek için emek verir. Karşısındaki insan da küçücük işaretlerden umut toplamaya başlar. Bir gün gelen sıcak bir mesajı “Demek ki hâlâ seviyor” diye yorumlar. Ertesi gün yeniden başlayan sessizlikle aynı boşluğa düşer. Böylece ilişki sevginin değil, beklentinin üzerinde yürümeye başlar. Oysa sevgi yalnızca “Seni seviyorum” demek değildir. Sevgi biraz da karşımızdaki insanın ruhuna karşı sorumluluk duymaktır. Duygular değişebilir. İnsan bugün sevdiğini yarın aynı yoğunlukta sevmeyebilir. Bir ilişkiyi artık istememek de insanı kötü biri yapmaz. Fakat hisler değiştiğinde bunu dürüstçe ifade etmek yerine karşı tarafı yavaş yavaş hayatın kenarına itmek, onun hâlâ umut etmesine izin vermek başka bir meseledir. Çünkü bazen insanlar ayrılmaya cesaret edemedikleri için karşılarındakinin kendiliğinden vazgeçmesini beklerler. Daha az ararlar. Daha geç cevap verirler. Daha az merak ederler. Sevgilerini azaltırlar ama ilişkinin adını değiştirmezler. Sonra da karşı tarafın yorulup gitmesini beklerler. Böyle olduğunda ayrılık tek bir günde yaşanmaz. İnsan her gün biraz daha terk edilir. Bence ilişkilerde hepimizin öğrenmesi gereken önemli bir şey var: Bir insanı sevmeye devam etmek kadar, artık sevemediğimizde dürüst olmayı da bilmeliyiz. Çünkü bazen karşımızdaki insana verebileceğimiz son iyilik, kalamayacağımız bir yerde kalıyormuş gibi yapmamaktır. Ve belki de kendimize sormamız gereken soru şudur: “Beni seviyor mu?”dan önce…
“Bu ilişkinin içinde kendimi seviliyor hissediyor muyum?”
Çünkü sürekli anlam çıkarmaya çalıştığınız, her sessizlikte kendinizi suçladığınız, birkaç güzel cümleyle umutlanıp ardından yeniden belirsizliğe düştüğünüz bir yerde mesele yalnızca karşı tarafın duyguları değildir. Mesele, sizin o ilişkinin içinde neye dönüştüğünüzdür. İlişkiler bitebilir. İnsanlar değişebilir. Yollar ayrılabilir. Bunların hepsi hayatın içinde var. Ama kimse, gitmeye karar verdiği bir insanın kalbinde kapıyı yarı açık bırakmamalı. Çünkü bazen bir vedanın acısı zamanla geçer. Ama cevabı olmayan bir “Neden?” insanın içinde çok uzun süre yaşayabilir.