Bazı şehirlerin simgesi vardır. İstanbul’un Boğaz’ı, Paris’in Eyfel Kulesi, New York’un Özgürlük Heykeli, Londra’nın Big Ben’i, Roma’nın Kolezyum’u gibi, İzmir’in ise Enternasyonel Fuarı… İzmir’in kokusu biraz denizdir, biraz iyot… Biraz gevrek, biraz boyoz… Ve yazın sonlarına doğru bunların arasına bir de fuar heyecanı, fuar kokusu karışır.
İzmir Enternasyonal Fuarı bizim için sadece bir etkinlik değildir. Fuar, çocukluğumuzdur. Aileyle çıkılan akşam gezmesidir. Elimizden sıkı sıkı tutan babamızdır. Kalabalığın içinde kaybolmamak için annemizin peşinden koşmaktır. Lunapark ışıkları altında duyduğumuz o tarifsiz heyecandır. Fuar demek, “Bu akşam fuara gidecek miyiz?” sorusunu sormaktır. Ve o sorunun cevabı “Evet” olduğunda dünyanın en mutlu çocuğu olmaktır.
Eskiden fuara gitmek başlı başına bir törendi. İzmirliler günler öncesinden hazırlık yapardı. Özenle giyinilir, çocukların saçları taranır, akşam saatleri beklenirdi. Fuarın kapısından içeri girildiğinde ise bambaşka bir dünya başlardı.
O yıllarda cep telefonları yoktu. Kimse sürekli ekrana bakmıyordu. İnsanlar birbirinin yüzüne bakıyordu. Bizler o anı yaşamaya çalışıyorduk. Belki de bu yüzden fuar anıları hala bu kadar canlı. Çünkü biz o anları bir telefona değil, hafızamıza kaydettik.
Işıklar… Müzik… Kalabalık… Pavyonlar… Yabancı ülkelerin stantları… Lunapark… Ve tabii ki dönme dolap…Çocukların gözlerindeki ışık, fuarın ışıkları gibi parlaktı.
Kimimiz için fuarın en güzel tarafı lunaparktı, kimimiz için sanatçıların yer aldığı Çamlık Senar, Akasyalar, Ekici Över gazinoları, kimimiz için ise sadece o kalabalığın içinde ailemizle birlikte yürümek. Çünkü fuar, insanları bir araya getirirdi. İzmir’i İzmir yapan o farklılıklar, Kültürpark’ın içinde yan yana gelirdi.
Bir dönem, İzmir denince akla üç şey gelirdi: Deniz, Kordon ve Fuar. Fuar, İzmir’in dünyaya açılan penceresiydi. Aydın’dan, Muğla’dan, Denizli’den, Manisa’dan, Türkiye’nin dört bir yanından insanlar İzmir’e gelir, farklı ülkelerden firmalar ürünlerini tanıtır, yeni teknolojiler ilk kez burada görülürdü. Fuar çocuklar için gelecek. Büyükler için meraktı. Esnaf için bereket. İzmir için ise gururdu. Kültürpark’ın kapısından giren herkes, birkaç saatliğine de olsa günlük hayatın telaşından uzaklaşırdı.
Bugün geçmişe baktığımızda bazı şeylerin değiştiğini görüyoruz. Şehir değişti. İnsanların eğlence anlayışı değişti. Teknoloji hayatımızın her alanına girdi. Çocukların dünyası artık bir telefon ekranına sığabiliyor. Ama insanın içinde bazı anılar vardır ki teknoloji onları silemez. Fuar da işte o anılardan biri.
Bugün Kültürpark’ın yollarında yürürken geçmişten bir çocuk sesi duyacakmış gibi oluyor insan. Sanki birazdan bir yerden lunaparkın müziği gelecek, sanki babamız, annemiz elimizden tutup, “Kaybolma, yanımdan ayrılma…” diyecek. Sonra bir an durup etrafınıza bakıyorsunuz. Ve fark ediyorsunuz ki… Asıl değişen fuar değil, biziz. Belki de bu yüzden Fuar'ı sadece geçmişin güzel bir hatırası olarak görmemek gerekiyor. İzmir Enternasyonal Fuarı, bu kentin hafızasıdır. Kuşakları birbirine bağlayan bir köprüdür. Bugünün çocuklarının da yarının yetişkinleri olduğunda “Benim de Fuar anılarım vardı” diyebilmelidir. Çünkü şehirler yalnızca binalardan, yollardan, meydanlardan oluşmaz. Şehirleri şehir yapan, insanların ortak hatıralarıdır. İzmir’in ortak hatıralarından biri de hiç kuşkusuz Fuar’dır.
Şimdi yine Fuar zamanı… Belki eskisi kadar değil. Belki başka bir ruhla… Belki başka bir dünyada… Ama hala şehrin kalbinde.
Ve biz, ne zaman Kültürpark’ın kapısından içeri girsek, yaşımız kaç olursa olsun içimizdeki o çocuk kıpırdanıyor. Çünkü bazı yerler vardır… İnsan oraya gitmez. Oraya geri döner. Fuar da bizim için işte tam olarak böyle bir yer.
Fuar… Şehrin kalbinde. Hem de yıllardır…