CHP’nin sorunu lider bulamamak mı, lider yetiştirememek mi?
Gazeteci Mahmut Övür’ün geçtiğimiz hafta CHP ve Mansur Yavaş üzerinden yaptığı değerlendirmeyi okurken, aslında çok daha temel bir sorunun kapısını araladığını düşündüm. Övür, Mansur Yavaş’ın ciddi bir siyasi tez ortaya koymadan, büyük bir siyasi mücadele yürütmeden ve mümkün olduğunca az konuşarak laik-milliyetçi sosyolojinin en güçlü cumhurbaşkanı adaylarından biri haline gelmesini sorguluyor.
Haklı bir soru soruyor:
“Hangi siyasi tezle?”
Gerçekten de bugün Türk siyasetinin ilginç paradokslarından biriyle karşı karşıyayız.
Bir tarafta yıllarca siyaset yapan, fikir üreten, bedel ödeyen, siyasi tezleri ve iddiaları olan isimler zaman içerisinde siyasetin dışına itilebiliyor. Diğer tarafta ise toplumdaki karşılığı, siyasi geçmişi veya seçim başarısı nedeniyle bir anda ülke siyasetinin merkezine taşınan isimler ortaya çıkabiliyor. Mansur Yavaş tartışması da tam burada önem kazanıyor. Ancak ben bu tartışmadan biraz farklı bir sonuç çıkarıyorum. Bence mesele yalnızca Mansur Yavaş’ın siyasi geleceği değildir. Mesele, CHP’nin neden kendi içerisinden yeterince güçlü lider çıkaramadığıdır. Daha doğrusu; CHP neden lider yetiştiremiyor?
Ve belki bundan daha önemli soru: Yetiştirdiği ya da yetişebilecek noktaya gelen liderlerin önünün açılmasına neden çoğu zaman müsaade edilmiyor? İşte CHP’nin yıllardır konuşulmayan asıl sorunu bence burada yatıyor. Bir siyasi parti, toplumda karşılığı olan her ismi kendi bünyesine kazandırabilir. Seçim kazanmak için farklı toplumsal kesimlere ulaşmaya da çalışabilir. Bunlar siyasetin doğasında vardır.
SINIRI VAR
Kendi kadrolarınıza güvenmeyi bıraktığınız, kendi içerisinden lider çıkarmak yerine sürekli dışarıdan isim aramaya başladığınız anda, yalnızca kadro sorunu yaşamazsınız. Partinin siyasi karakterini de aşındırırsınız. CHP’nin bugün yapması gereken, yeni bir “kurtarıcı” aramak değildir. Kendi içerisinden kurtarıcı olabilecek insanların yetişebileceği bir siyasi iklim yaratmaktır. Çünkü liderlik, seçimden birkaç ay önce keşfedilen bir özellik değildir. Liderlik yıllar içinde oluşur. İlçe örgütünde başlar. İl örgütünde sınanır. Belediye meclisinde sorumluluk alır. Belediye başkanlığında kendisini gösterir. Milletvekilliğinde halk için ne yaptığına bakılır.
Krizlerde verdiği kararlarla ölçülür. Örgütle, halkla, esnafla, gençlerle, kadınlarla kurduğu ilişkiyle güçlenir. Yanlış yaptığında bedel öder. Doğru yaptığında güven kazanır. Ve yıllar içerisinde toplum, “Bu insan bu ülkeyi yönetebilir” demeye başlar.
İşte siyasi lider böyle yetişir. Fakat CHP’de zaman zaman bunun tam tersini görüyoruz. Kendi içerisinde yıllarca emek vermiş, örgütü tanıyan, yerel yönetim deneyimi bulunan, toplumla bağ kurabilen siyasetçiler bir noktaya geldiklerinde önlerine çeşitli duvarlar çıkıyor. Kimi zaman parti içi dengeler… Kimi zaman kişisel hesaplar… Kimi zaman mevcut liderlik yapısının gelecekteki rakiplerden duyduğu endişe… Kimi zaman da “bu isim fazla güçlenmesin” anlayışı…
Sonra o insanlar ya kenara çekiliyor ya siyasetten uzaklaşıyor ya da enerjilerini başka alanlarda tüketiyor. Aradan birkaç yıl geçiyor. Aynı parti bu kez dönüp: “Bizim güçlü liderimiz yok” diyor. İşte burada ciddi bir çelişki var. Lider yok değil. Liderlerin önünü açan bir sistem yok. CHP’nin belki de en büyük kaybı, sadece seçimlerde kaybettiği oylar değildir. Kendisinin içerisinden yetişebilecek siyasi liderleri kaybetmesidir.
Türkiye’nin bugün CHP’den beklediği yalnızca bir seçim kazanması da değildir.
Türkiye, ülkenin geleceğine ilişkin söz söyleyen, ekonomik model ortaya koyan, dış politikada vizyon geliştiren, hukuk ve demokrasi konusunda güven veren, toplumun farklı kesimlerini ortak bir gelecek fikrinde buluşturabilen siyasi kadrolar bekliyor. Bunun için de televizyonlarda her gün yeni bir aday tartışmak yetmez. Lider yetiştirmek gerekir. Bir parti için gerçek başarı şudur: Bugünkü genel başkanın yanında yarının genel başkanlarını da görebiliyor musunuz?
Bugünkü belediye başkanlarının yanında yarının ülke yöneticilerini yetiştirebiliyor musunuz? Bugünün genç siyasetçileri arasında 10 yıl sonra Türkiye'yi yönetebilecek isimler var mı? Eğer yoksa sorun sadece liderde değildir. Sorun, lider üretemeyen siyasi kültürdedir. Bu nedenle Mansur Yavaş üzerinden yürütülen tartışmayı da bu çerçevede okumak gerektiğini düşünüyorum. Mesele Mansur Yavaş’ın veya bir başka birinin aday olup olmaması değildir. Mesele, bir siyasi partinin kendi içinden onlarca güçlü alternatif üretebilmesi gerekirken neden sürekli dışarıdan veya farklı siyasi geçmişlerden gelen isimlere ihtiyaç duyduğudur. Çünkü güçlü parti, bir kişiye mecbur olmayan partidir. Güçlü parti, bir liderin yerine beş lider adayı koyabilen partidir.
Güçlü parti, kendi içerisindeki siyasi rekabeti tehdit değil zenginlik olarak gören partidir. Ve en önemlisi; kendisinden sonra gelecekleri yetiştiren partidir. CHP artık bu gerçekle yüzleşmek zorunda. Sürekli “Kimi aday gösterelim?” sorusunu sormak yerine, “Nasıl lider yetiştirelim?” sorusunu sormalı. Hatta bundan da önemlisi:
“Yetişen liderlerin önünü nasıl açalım?”
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni bir CHP Genel Başkanı değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; CHP’nin içerisinden çıkacak yeni siyasetçilerdir. Yeni fikirlerdir. Yeni siyasi tezlerdir. Yeni kadrolardır. Ve yeni liderlerdir. Bunun yolu da bugünün güçlülerinin etrafında duvar örmekten değil, yarının güçlülerini bugünden yetiştirmekten geçer.
Belki de CHP’nin yıllardır çözemediği liderlik sorununun gerçek adı budur:
CHP, lider yetiştirecek ve yetişen liderlere yol verecek bir siyasi düzen kurmak zorunda. Çünkü bir parti kendi içerisinden lider çıkaramıyorsa, bir süre sonra toplumun çıkardığı liderlerin peşinden gitmek zorunda kalır. Asıl mesele de tam burada başlıyor.