Kentler başındaki yöneticilerin vizyonu ile gelişir güzelleşir. Türkiye’de kentler, biri seçilmiş, diğeri atanmış iki yönetici tarafından yönetilir. İllerde vali ve büyükşehir belediye başkanı, ilçelerde de kaymakam ve ilçe belediye başkanı bu görevi yürütür.

Vali ve kaymakamların idari bütçeleri olmasına karşın yatırım bütçeleri olmaz. Yani, yol, su, kanalizasyon yapamazlar. O işleri Bakanlıklara bağlı genel müdürlüler yerine getirir. Bu bakımdan onlardan direkt yatırım beklemek mümkün değildir. Sadece vizyonları ile yön gösterebilirler.

Buna karşın halkın seçtiği ve hizmet beklediği belediye başkanlarının, vaat ettiklerini yerine getirme gibi bir mecburiyetleri vardır. Çünkü büyük bölümü halktan toplanan paralarla oluşturulan kendilerine has bütçeleri vardır. Bu bütçeyi hazırlarken yapılan plana sadık kalmaları olmazsa olmazlarıdır.

Buraya kadar yazdıklarımız genel geçer kurallardır. Atanmışlar bu kurallara istisnalar hariç harfiyen uyarlar ve halk tabiri ile “ayaklarını yorganlarına göre” uzatırlar. Seçilmişlere gelince, bugüne kadar ayağını yorganına göre uzatanın iki elin parmaklarını geçtiği görülmemiştir.

Bu yüzden şehirler hizmet yoksunudur. Yollar çamur ve çukurlarla doludur. Asfalt deseniz yamadan geçilmemektedir. Hala susuz mahalleler bile vardır. Çöpler derseniz gereken tesisler ve toplama araçlarının olmaması veya yetersizliği yüzünden dağlar oluşturur. Kentin damarları niteliğindeki karayolları, özellikle şehir içi arterler yetersiz ve geliştirilmemişse, trafiği polis bile çözemez.

Buraya kadar çizdiğim çerçeveden, anlattıklarımdan nereden bahsettiğimi çıkarmışsınızdır umarım. Yaşadığımız ülkeden ve yaşadığımız kentten bahsediyorum elbette. 21.yüzyılın ikinci çeyreğinde ilerlerken, bu milletin bunları yaşıyor olmasına bir anlam vermek mümkün değildir.

Belediyecilik siyaset kaldırmaz. Hizmet yoksa sloganlar ve torpille işe aldığınız, insanlar sizi kurtarmaz. Bir partiden seçilirsiniz belki ama o kentte yaşayanların hepsine hizmet götürürseniz, onlara eşit davranırsanız, hele hele seçimde verdiğiniz sözleri yerine getirirseniz unutulmaz olur, iz bırakırsınız.

Yok şayet, koltuğa oturduğunuzda enkaz edebiyatı yaparsanız, siz daha fazlası ile sınanırsınız. Nitekim bunun örneklerini çok gördük ve hala da görmekteyiz. Uçuk kaçık projelerle gelenler, içi boş vaatlerde bulunanlar halkına karşı mahcup düşmekten kurtulamaz.

Kısacası; kentlerde atanmışlarla seçilmişler el ele verir ve birbirlerine yol gösterirse, o kent yaşanır bir belde haline gelir. İnsanları mutlu olur. Aksi takdirde yaşanmaz bir kent olur ki, ne yöneticisi ne de yönetileni huzur bulamaz.

Yeni kutladığımız Cumhuriyet Bayramımız vesilesi ile bir şeyi ortaya koyalım. “Cumhuriyet” halkın seçtiği idareciler eliyle kendi kendini yönetmesidir. Onun olmazsa olması ise “demokrasi”dir. Demokrasi, azınlığın hakkının çoğunluğunki kadar korunduğu düzenin adıdır. Her ikisi de insanı merkeze alır.

Bunu ilke edinen özümseyen yöneticiler baş tacı edilir. Tüm yöneticilerin de böyle olmaları umut edilir. Ancak, “Neye layıksanız onunla yönetilirsiniz” ilkesini kulağa küpe yapmak gerekir. Zira yönetilenlerin, yönetenlerin kötü yönetim gösterdikleri durumlarda demokratik anlamda tepkisiz kalmaları, onları da kötü yönetime ortak eder. Yani sessiz kalanlar da en az onlar kadar mesuldür.