AHMET BUĞRA TOKMAKOĞLU – EGE TELGRAF/ Yağmur ve soğuk İzmir sokaklarını ıslatırken “Bugün nereye gitsem?” diye düşünenler rotasını Çınarlı’daki Mistral İzmir’e çevirebilir. Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılan “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, havanın kasvetini daha ilk salonda unutturuyor. Sergi, Paris merkezli Centre Pompidou koleksiyonundan seçilen 83 eseri İzmir’de bir araya getiriyor. Böylece dünyaca tanınan modern ve çağdaş sanatçıların çalışmalarını görmek için Paris’e gitmeye gerek kalmıyor. “Lumina”, Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasında 2026-2031 dönemini kapsayan uzun soluklu iş birliğinin ilk kapsamlı sergisi olma özelliğini taşıyor. Bu yönüyle sergi yalnızca geçici bir sanat etkinliği değil, İzmir’in uluslararası sanat haritasındaki yerini güçlendiren önemli bir buluşma olarak öne çıkıyor.

Taş evleri ve mis kokulu dibek kahvesiyle meşhur bir köy! İzmirliler hafta sonu buraya akın ediyor, doğasıyla büyülüyor
Taş evleri ve mis kokulu dibek kahvesiyle meşhur bir köy! İzmirliler hafta sonu buraya akın ediyor, doğasıyla büyülüyor
İçeriği Görüntüle

YEDİ BÖLÜMDE IŞIĞIN PEŞİNE DÜŞÜLÜYOR

Sergi, ışık, renk ve görme arasındaki ilişkiyi yedi tematik bölüm üzerinden anlatıyor. Ziyaretçiler bir salondan diğerine geçerken modern sanatın renk ve ışıkla birlikte nasıl değiştiğini adım adım izleyebiliyor. Yolculuk, Fovist sanatçıların Akdeniz ışığını doğada görülen renklerden çok daha özgür tonlarla yorumladığı çalışmalarla başlıyor. Resimlerdeki güçlü kırmızılar, maviler, sarılar ve yeşiller, dışarıdaki yağmurlu havayla çarpıcı bir karşıtlık oluşturuyor. Sonraki bölümde elektrikli aydınlatmanın 20. yüzyılın başında şehir yaşamını ve sanatçıların bakışını nasıl değiştirdiği ele alınıyor. Gecenin yapay ışıklarla aydınlanması, sanat eserlerinde yeni renklerin ve yeni görme biçimlerinin ortaya çıkmasına kapı aralıyor. Serginin ilerleyen bölümlerinde renk ile müzik arasındaki bağ araştırılıyor. Bazı sanatçıların sesleri renklerle, renkleri ise ritim ve hareketle ilişkilendiren çalışmaları ziyaretçiyi yalnızca bakmaya değil, gördüklerini zihninde işitmeye de davet ediyor. Fotoğrafın ışıkla kurduğu deneysel ilişki de serginin dikkat çeken başlıklarından birini oluşturuyor. Dalga, hareket, titreşim ve yansıma gibi fiziksel olaylar, bilimsel bir görüntü olmaktan çıkarak soyut sanat eserlerine dönüşüyor.

KANDINSKY’DEN VASARELY’YE İSİMLER

Sergide Georges Braque, Maurice de Vlaminck, Natalia Goncharova, Luigi Russolo, Fernand Léger ve František Kupka gibi modern sanatın gelişiminde önemli rol oynayan sanatçıların eserleri bulunuyor. Renk ve müzik arasındaki ilişkiyi sanatının merkezine taşıyan Vassily Kandinsky’nin çalışmaları da seçkinin en dikkat çekici durakları arasında yer alıyor. Kandinsky’nin biçim ve renkleri bir araya getirme biçimi, ziyaretçiye bir tablonun yalnızca görüntüden ibaret olmadığını hissettiriyor. Joan Mitchell, Etel Adnan, Shirley Jaffe, Gerhard Richter, Kenneth Noland ve Richard-Paul Lohse gibi farklı kuşaklardan sanatçılar da renk üzerine geliştirdikleri özgün yaklaşımlarla sergide yer alıyor Optik sanatın önde gelen isimlerinden Bridget Riley, Yaacov Agam, Jesús Rafael Soto ve Victor Vasarely’nin eserleri ise ziyaretçinin görme biçimiyle adeta oyun oynuyor. Hareket etmeyen yüzeylerde titreşim ve derinlik hissi oluşturan çalışmalar, bakılan açı değiştikçe farklı bir görüntüye bürünüyor.

GÖZLERİNİZE İNANAMAYACAKSINIZ

Serginin en etkileyici bölümlerinden biri, rengin bağımsız bir anlatım aracına dönüştüğü çalışmalardan oluşuyor. Bu eserlerde tanıdık bir manzara veya insan figürü aramak yerine doğrudan rengin yarattığı duyguya odaklanılıyor. Color Field yaklaşımını yansıtan geniş renk yüzeyleri, ziyaretçiyi eserin karşısında durmaya ve renklerin içine doğru bakmaya çağırıyor. İlk bakışta sade görünen çalışmalar, dikkatle incelendiğinde tonlar arasındaki geçişleri ve yüzeydeki hareketi ortaya çıkarıyor. Op Art eserlerinin bulunduğu bölümde ise gözün gördüğüyle zihnin algıladığı arasındaki sınır bulanıklaşıyor. Düz çizgiler hareket ediyor, renkler birbirine karışıyor ve sabit şekiller derinlik kazanıyormuş gibi görünüyor. Sergi bu yönüyle yalnızca sanat tarihiyle yakından ilgilenenlere hitap etmiyor. Fotoğraf çekmeyi sevenler, optik yanılsamalara meraklı olanlar ve yağmurlu bir günde farklı bir deneyim yaşamak isteyenler de burada kendilerine ilgi çekici bir bölüm bulabiliyor.

Lumina Renk Ve Işık Sanat (1)

İZMİR’İN YENİ SANAT DURAĞI

Lucien Arkas Sanat Merkezi, Nisan 2026’da İzmir’de ziyarete açıldı. Arkas Sanat rotasının yedinci durağı olan merkez, Mistral İzmir’in çarşı bölümünde yer alıyor. Merkezde 1.110 metrekarelik sergi alanının yanı sıra konferans salonu, fuaye, atölye ve etkinlik alanları bulunuyor. Bu nedenle yapı yalnızca sergilerin gezildiği bir müze değil, yıl boyunca farklı kültür ve sanat buluşmalarının gerçekleştirildiği yaşayan bir merkez olarak tasarlandı. Tamamen kapalı bir mekanda bulunması, Lucien Arkas Sanat Merkezi’ni yağmurlu ve soğuk günler için güçlü bir alternatif haline getiriyor. Sergiyi acele etmeden gezmek isteyenlerin ziyaret için en az bir buçuk saat ayırması önerilebilir.

SERGİ NE ZAMANA KADAR AÇIK?

“Lumina: Renk ve Işık Sanatı” sergisi, 14 Şubat 2027 tarihine kadar Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde ziyaret edilebilecek. Sanat merkezi pazartesi günleri kapalı. Diğer günlerde ise 10.00 ile 18.00 saatleri arasında ziyaretçilerini ağırlıyor. Giriş ücreti yetişkinler için 400 TL olarak uygulanıyor. Öğrenciler, öğretim görevlileri ve 65 yaş üzerindeki ziyaretçiler 200 TL karşılığında sergiyi gezebiliyor. On iki yaşından küçük çocuklar, engelli bireyler ve yanlarındaki bir refakatçi sergiyi ücretsiz ziyaret edebiliyor. İsteyen ziyaretçiler ayrıca 150 TL karşılığında sesli rehber hizmetinden yararlanabiliyor. Lucien Arkas Sanat Merkezi, Çınarlı Mahallesi’ndeki Mistral Çarşı’da bulunuyor. Metro kullananlar Sanayi İstasyonu’ndan yaklaşık 6 dakikalık, İZBAN kullananlar ise Salhane İstasyonu’ndan yaklaşık 11 dakikalık yürüyüşle merkeze ulaşabiliyor.

Muhabir: AHMET BUĞRA TOKMAKOĞLU