'M'li yazmayı, senli benli yazmayı sevmem. 'Yazmıştım, ben yaptım' falan filan, boş laflar. Evet 'küsleri karıştırdım'. Atlatma haber, yıllar önce basına yanısıdı. Ukalalık gibi olmasın da anı yaşamak gerekmez mi ? Hayat dediğimiz nedir ki. Bir an, işte o da bu an. Şu an ne yapıyorum, yazıyorum. Hakan Serbest ile Caner Tok ustalarıma yazımı yetiştirmeye çalışıyorum, buna kanalize oldum. Yazabiliyorken, o an yazmak gerek. İlham meselesi var bir de. Yarına bırakmak da neyin nesi. Ertelemek olmaz, fikrin ne ise uygula. İlk karar, çoğunlukla doğrudur. Hakkını vermek gerek, kalemin de klavyenin de. Avni Erboy müdürümün derdi 'Konuşacağına yazsana Meto, gazete Gebze'ye gitti bile'. Büyük teşvik, yaz gitsin o zaman. Balık bilmezse, Halik bilir. Bu nedenle de konuşmayı değil, dinlemeyi ve de yazmayı severim. Okullarımdan dinleyerek, tekrarla yazarak mezun oldum. Senaryoyu da asparagas haberi de yazan aslında insanın ta kendisidir, küstüğü değil. Tartışmaya, abartmaya ne gerek var. Kimse %100 haklı veya %100 haksız olamaz. Bilemeyiz bir de. Zaman ne gösterir. İnsanız, tamam. Çok akıllıyız o da tamam da. Her şeyi de bilemeyiz. Her kararımız doğru olamaz. Pes yani, abes olur. İnternetten her okuduğuna inanmak da böyle. Onlar bir fikir, düşünce. Ters olsa da bazen. Hazır ol, en iyisi. Dinle, araştır, kitap oku, yerel gazete oku, hemen kararını verme. İki ucu açıkta bırak. Her şeyi bilemesek, göremesek anlayamasak da. Allah akıl, zekâ, fikir, bilinç vermiş. Gerisi sana kalmış. Ayar çekmek, akıl vermek gibi olmasın ama. Kalp kırgınlığı, hayal kırıklığı çok kötü, tamam da. Eften püften nedenlerden ötürü küsmek de çok saçma, kusura bakmayın. En az yüz defa izlediğim. Sadık Şendil'in yazdığı Orhan Aksoy'un yönettiği 1978 yapımı Neşeli Günler'deki gibi. İki usta, emektar, mekanları cennet olsun, çok çocuklu ailenin anne babası. Turşu satarak evi geçindiren hayat arkadaşı rolünde Adile Naşit ile Münir Özkul. 'Turşu suyu limon ile mi sirke ile mi daha güzel olur'. Konu bu, küslük nedeni bu. Evleri çocukları ayır sonra sarılma zamanı, yaşama. Bugüne dek kimseye küsmedim, hep bana küstüler. Var ise de üç beş kişi, bilemiyorum. Fazla samimiyete gerek yok, araya mesafe koy yeter. Kimi yazımı beğenmedi kimi de tavrımı. Eşrefpaşalıyım ama kötü laf etmem, sahibine aittir çünkü. Döner kendine gelir, böyle bilirim. Bana böyle öğrettiler, haksızlığını, yanlışlığına şahit olmadım.

İBRAHİM ACAR İLE TALAT TOKAT

'Asla, kesinlikle, mutlaka, garanti, geliyorum, ordayım, kesin' dememek gerek. Hayat bu işte, iki ucu açık, uzun ve ince yol, Aşık Veysel Şatıroğlu'nun hissettiği gibi. Nasip kısmet neden bir şeyler var, kadercilik filan da değil bu, benimkisi. 'Yarın saat tam onda ordayım' deme, mesela. Nerden biliyorsun, Yaratan ile sözleşmemi imzaladın mübarek. Dünya dönecek, sabah olacak, uyanacaksın ohoo. Kalp kırarak küsmek, küslük çıkarmak da aynen böyle, çok iddialı. Yanlış, hatalı, VAR'a gitmek gerek. Kime göre neye göre haklısın. O da belirsiz. Yaşa gitsin işte, yaşayabildiğin kadar. Bu kibirin, havan, egon kime ? Aslında kendine, kendini beğenmiyor ki. Eksikliği var, farkında değil. Bastırmaya çalışıyor. Başka türlü görünmek ister. 'İncir çekirdeğini doldurmayan' nedenlerden, bilirim, yıllardır. Ciddi konu değil, seminer, dernek binası, beton ve kâğıt yani. İbrahim Acar (merhum) ile Talat Tokat, hakemliğimde başın tacı insanlar. Çok uğraştım barıştırmak için. Ayrı ayrı aradım. Talat hocam 'Boşuna uğraşma evlat' dedi. İbrahim Acar hocam da 'Nasıl olacak ben kimsenin ayağına gitmem' dedi. Biri Balıkesir'de biri Ankara'da. 'Ortak bir yerde buluşalım' dedim. Olmadı, olmadı, çok üzüldüm. Muzaffer Sarvan, Yavuz Tunç, Ahmet Akçay, Oktay Sillelioğlu ile Engin Kurt yaşayan beş efsane. Ahmet Akçay hocam rahatsızlığı nedeniyle katılamadı, acil şifalar diliyorum. İzmir'in yeni gururu kadın hakem Damla Tarkan sunumu yaptı. 'İlk kadın klasman futbol hakemimiz' Elmas Arabacı Tatlıcı ile ikimizin de MHK üyesi olan milli atlet, süper ligin efsane hakemlerinden Yavuz Tunç hocam. Yıllardır küsler, dargınlar, kırgınlar. Öyle ki kağıtlara yazıldı, dosyalara geçti. Bir iki kere telefonla teşebbüs ettim. Olmadı, beceremedim. Önceki akşam, hayaldi gerçek oldu. Sezon açılış töreni vardı, mabedimiz Atatürk Stadı'nda. 'Kafaya koydum', sahada şartlanmam ama statta o an şart koydum. Bu kez olması şart. Son şans, son fırsat. Belki de kim bilir. Elmas hocam eşi Mustafa abimi, Yavuz hocam da eşi Tezer teyzemi, kaybetti. İkisini tanır severdim, rahmetle şükranla. Aramızda iki kişi vardı. Tee Kayseri'den gelen TÜRFAD Kayseri Şube Başkanı Şükrü Sağıroğlu ile İzmir GSİM eski il müdürü Bahri Vreskala. 'Elmas abla bugün bitecek bu iş' dedim, akıllı kadın hemen anladı. 'Tamam, sen nasıl istersen' dedi, rahatladım. Kalktım, Yavuz hocamın yanına oturdum. Tören başlamamıştı. Yavuz hocam da aydın, güngörmüş insan evladı 'Ben küs değilim ki, ne oldu hala anlayamadım', tamam oldu bu iş. Kadın FİFA Yardımcı hakemimiz Akile Çama fotoğrafımızı çekti, tarihi anı belgeledik, barıştılar. MHK Üyesi Sebahattin Şahin 'Nasıl beğendin mi' deyince, 'Barış geldi' dedim. Hayvanlar kavga eder, ama birbirlerine küsmezler. Sahiplerine, bakıcılarına küserler sadece. O da nazdır, sevilme beklentisindendir. Dostlar, barışın gitsin hele ki sporda, küslük olmaz. Bu dünya kimseye kalmaz tamam da. Bu sahalar da kimseye kalmaz. Her maç bitiyor, sezon bitiyor, yıllar geçiyor. Devran dönüyor, nesil değişiyor. Küslük baki kalmasın, yeter...