NİHAT AK-EGETELGRAF/ Türkiye’nin yetişmiş insan gücünü kaybetmesi ve derinleşen nitelikli eleman açığını Ege Telgraf’a değerlendiren insan kaynakları uzmanı Gül Dilber, ABD’de yaşayan gazeteci Alaattin Kılıç ve İESOB Başdanışmanı Mustafa Ak, tehlikenin boyutlarını ortaya koyarak geleceğin meslekleri için millî seferberlik çağrısında bulundu.
YÜZDE 40 ARTIŞ
Türkiye’nin yetiştirmek için yıllarca emek ve kaynak harcadığı nitelikli insan gücünü gelişmiş ülkelere kaptırdığına dikkati çeken insan kaynakları uzmanı Gül Dilber, “2021 yılında yüzde 1,6 olan yükseköğretim beyin göçü oranı, 2025 yılında yüzde 2,2’ye yükseldi. Dört yıldaki artış yüzde 37,5’i buldu. İzmir ise bu tablonun en çarpıcı örneklerinden biri. Beyin göçünde İstanbul’un ardından ikinci sıradayız. İzmir’de erkek üniversite mezunlarının yüzde 4,4’ü, kadınların yüzde 2,8’i yurt dışına göç etmiş durumda. Türkiye genelinde bu oranlar erkeklerde yüzde 2,7, kadınlarda yüzde 1,8 seviyesinde” dedi.

YİTİK ÜLKE GELECEĞİ
Beyin göçünde önemli değerlerin yitirildiğine vurgu yapan Dilber, “Moleküler biyoloji ve genetik mezunlarında göç oranı yüzde 13,1’e, işletme mühendisliğinde yüzde 13’e, bilişim alanında yüzde 7’ye ulaşıyor. Bunlar sıradan rakamlar değil, ülkemizin geleceğinden eksilen nitelikli insan kaynaklarıdır. Üstelik göç edenler arasında başarılı, yabancı dil bilen, uluslararası rekabet gücüne sahip gençler öne çıkıyor. Bu gidişat durdurulamazsa Türkiye, yakın gelecekte yüksek teknoloji, mühendislik, bilim ve stratejik üretim alanlarında ciddi bir nitelikli personel açığıyla karşı karşıya kalacak. Kaybettiğimiz yalnızca yetişmiş elemanlarımız değil, ülkemizin gelecekteki üretim kapasitesi ve rekabet gücüdür” diye konuştu.
SADECE ÜCRET DEĞİL
ABD’nin Los Angeles kentinde ikamet eden Gazeteci Alaattin Kılıç, “ABD ve Avrupa ülkeleri, küresel rekabette üstünlük sağlamak için yetişmiş insan gücüne kapılarını açıyor. Özellikle yapay zekâ, yazılım, bilgisayar mühendisliği, biyoteknoloji, sağlık ve ileri teknoloji alanlarında nitelikli çalışanlar büyük önem taşıyor. Türkiye'den göç eden üniversite mezunlarının yüzde 22'si Almanya'ya, yüzde 16,9'u ABD'ye, yüzde 10,5'i Birleşik Krallık'a, yüzde 8,3'ü Hollanda'ya yerleşiyor. Almanya, İngiltere ve Hollanda'ya gidenler arasında bilgisayar mühendisleri; ABD'ye gidenlerde ise elektrik-elektronik mühendisleri öne çıkıyor. Gelişmiş ülkeler bu insanlara yalnızca yüksek ücret sunmuyor; güçlü araştırma altyapısı, kariyer fırsatları ve daha öngörülebilir yaşam koşulları da sağlıyor. Üstelik yetiştirme maliyetlerine katlanmadan Türkiye'nin eğitimli insan kaynağından yararlanıyorlar. ABD'den baktığımızda bu rekabetin geleceğin teknolojilerine hâkim olma mücadelesi olduğunu görüyoruz. Türkiye için asıl tehlike, yetişmiş insanlarımızın gitmesinden çok, onların üreteceği bilginin, teknolojinin ve ekonomik katma değerin başka ülkelerde hayat bulmasıdır. Bugün kaybettiğimiz her nitelikli uzman, yarının bilimsel buluşlarında, sanayi yatırımlarında ve uluslararası rekabetinde ülkemizin elini biraz daha zayıflatıyor” ifadelerini kullandı.

Geçmiş yıllarda mesleki öğretim geleneğinin titizlikle hayata geçirildiğine dikkati çeken İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başdanışmanı Mustafa Ak, “Anadolu’nun köklü ahilik geleneğinde meslek sahibi olmak, yalnızca bir sanat öğrenmekten ibaret değildi. Çıraklıkla başlayan, kalfalıkla olgunlaşan, ustalıkla taçlanan uzun bir eğitim yolculuğuydu. Gençler, ustalarının yanında mesleğin bütün inceliklerini yaşayarak öğrenirdi. Malzemenin kalitesini, üretimin maliyetini, emeğin değerini, müşteriyle iletişimi, pazarlığın usulünü, ticaretin kazancını ve kaybını bizzat tecrübe ederdi. Dükkân yalnızca ekmek kapısı değil, aynı zamanda bir hayat mektebiydi. Ustalar, çıraklarına meslek öğretirken dürüstlüğü, sabrı, ahlakı, paylaşmayı ve helal kazancın önemini de aşılardı. Bir çırağın ustalığa yükselmesi yılların emeğini, birikimini ve güvenini gerektirirdi. Ustalık belgesi kadar toplumun ve esnafın takdirini kazanmak da önemliydi. Ahilik kültüründe iyi usta, sadece işini kusursuz yapan değil, sözüne güvenilen, terazisi şaşmayan, meslektaşını gözeten insandı. Esnaf teşkilatları da bu düzenin korunmasında önemli sorumluluk üstlenirdi. Böylece ustadan çırağa aktarılan bilgi, tecrübe ve ticaret ahlakı, nesiller boyunca Anadolu'nun üretim kültürünü ve toplumsal dayanışmasını ayakta tutardı” diye konuştu.

MESLEKİ EĞİTİM ÖRSELENDİ
Yakın geçmişte mesleki eğitimin yanlış eğitim politikaları nedeniyle Türkiye’nin ağır bedeller ödediğinin altını çizen Ak, “Farklı kaygılarla meslek liselerinden yükseköğretime geçiş zorlaştırıldı. Üniversite sınavlarına hazırlık sağlayan akademik dersler azaltıldı, öğrencilerin kendi alanlarında yükseköğrenime devam etmelerini kolaylaştıran ek puan avantajları zamanla zayıflatıldı. Böylece meslek liseleri, başarılı öğrenciler için cazip bir eğitim seçeneği olmaktan uzaklaştırıldı. Oysa geçmişte meslek lisesi sınavlarını kazanan gençlerimiz, tıpkı tıp veya hukuk gibi gözde alanlara yönelen başarılı öğrenciler kadar takdir görürdü. Meslek sahibi olmak aileler için gurur kaynağıydı. Ne yazık ki zamanla meslek liselerine, akademik başarısı düşük öğrencilerin gönderildiği kurumlar gibi bakılmaya başlandı. ‘Bir baltaya sap olamayan meslek lisesine gider’ anlayışı toplumsal algıya yerleşti. Bu yaklaşım yalnızca okullarımızın itibarını değil, alın teriyle yükselen meslek kültürümüzü de örseledi. Mesleki eğitimin ikinci sınıf görülmesi, yetenekli gençlerin üretimden uzaklaşmasına ve toplumun ustalığa bakışının değişmesine neden oldu” şeklinde konuştu.

MİLLİ SEFERBERLİK ŞART!
Kalıcı çözümler üretmenin değerini dile getiren Ak, “Geçmişin hatalarından ders çıkarılıyor. İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği olarak MESEM, meslek liselerimiz ve eğitimcilerimizle güçlü iş birlikleri yürütüyor, esnafımıza usta öğreticilik belgeleri kazandırarak Türkiye’ye örnek çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Ancak mesele birkaç kurumun gayretiyle çözülemeyecek kadar büyük, ülkemizin geleceğini belirleyecek kadar hayatidir. Artık pansuman tedavileri bırakmalıyız! Esnaf, tüccar, sanayici, ihracatçı, mesleki eğitim kurumları, üniversiteler ve ilgili bakanlıklar aynı masada buluşmalıdır. Hangi mesleklerin dönüşeceği, hangilerinin yok olacağı, geleceğin hangi nitelikli insan gücüne ihtiyaç duyacağı bugünden planlanmalıdır. Çocuklarımız ilkokuldan itibaren yeteneklerine göre yönlendirilmelidir. Eğitim politikaları üretim, istihdam ve ekonomik kalkınma hedefleriyle bütünleşmelidir. Sanayi devrimini kaçırıp sonradan sanayileşmenin bedelini ödedik. Dünya yapay zekâ ve bilgi ekonomisine geçerken yine seyirci kalırsak teknoloji üreten değil, başkalarının ürettiklerini tüketen ülkeye dönüşürüz. Nitelikli insan kaynağı yetiştiremeyen ekonomi, küresel rekabette söz sahibi olamaz. Bu nedenle geleceğin meslekleri için millî seferberlik başlatılmalıdır. Çünkü mesele yalnızca meslek öğretmek değil, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını, üretim gücünü ve yarınlarını kurtarmaktır. Kaybedilecek tek bir günümüz bile kalmamıştır!” ifadelerini kullandı.




