Yakın ilişkilerde bizi en çok zorlayan şey her zaman sevgisizlik değildir. Bazen sevgi hâlâ oradadır; geçmiş, anılar, verilen emek ve kurulan bağ da... Ama iki insan artık aynı gerçekliğin içinde değildir. Belki de bir ilişkinin en kritik anlarından biri tam olarak budur: Partnerinizle aynı gerçekliğin içinde olmadığınızı fark ettiğinizde, gerçeği değiştirmeye mi çalışırsınız; yoksa karşınıza çıktığı haliyle karşılayabilir misiniz? Çünkü ilişkilerimize yalnızca sevgimizle değil, beklentilerimizle de gireriz. Karşımızdaki insanın kim olduğuna, bizi nasıl sevdiğine, ilişkimizin nereye gittiğine dair zaman içinde bir hikâye oluştururuz. “Biz birbirimizi seviyoruz”, “O böyle biri değildir”, “Biz bunu aşarız”, “Benden vazgeçmez”, “Bizim ilişkimiz farklı” gibi cümleler, ilişkinin içinde kendimizi güvende hissetmemize yardımcı olur. Ve çoğu zaman bu cümleler gerçekten doğrudur. Fakat bir şeyin bir zamanlar doğru olması, sonsuza kadar doğru kalacağının garantisi değildir. İnsan değişir. İhtiyaçları değişir. Hayattan beklentileri değişir. Bazen duyguları da değişir. İki insan bir süre aynı yöne bakarken, bir noktadan sonra kendilerini farklı yerlerde bulabilir. Asıl kırılma da bazen burada yaşanır. Çünkü karşımızdaki insanın değişmesi kadar, onun değişmiş olduğunu kabul etmek de canımızı acıtır. Bir zamanlar bizi seven birinin artık aynı yerde olmadığını söylediğini düşünelim. Böyle bir anda insanın zihni hemen geçmişe gider: “Ama beni seviyordun.” “Ama böyle söylemiştin.” “Ama birlikte bunları planlamıştık.” “Ama sen böyle biri değilsin.” Bunların hepsi doğru olabilir. Karşımızdaki insan bizi gerçekten sevmiş olabilir. Söylediklerine gerçekten inanmış olabilir. Bizimle kurduğu geleceği gerçekten istemiş olabilir. Fakat geçmişin gerçekliği, bugünün gerçekliğini geçersiz kılmaz. İşte yakın ilişkilerde en zorlandığımız yerlerden biri burasıdır: Bir zamanlar doğru olan bir şeyin artık doğru olmayabileceğine izin vermek. Çünkü bazen kaybetmemeye çalıştığımız şey yalnızca partnerimiz değildir. Onunla birlikte kurduğumuz hikâyeyi de kaybetmek istemeyiz. Geleceğe dair hayallerimizi, kendimizi onun hayatındaki yerimiz üzerinden tanımlama biçimimizi, “biz” dediğimiz şeyi korumaya çalışırız. Bu nedenle gerçeği değiştirmeye çalışmaya başlayabiliriz. Daha çok anlatırız. Daha çok sorarız. İkna etmeye çalışırız. Geçmişi hatırlatırız. Karşımızdaki kişinin söylediği şeyin aslında öyle olmadığına inanmak isteriz.
1
Bazen “Sen hâlâ beni seviyorsun” cümlesi bile bir sevgi cümlesi olmaktan çıkar ve gerçekle yapılan bir pazarlığa dönüşür. Çünkü insan bazen karşısındakini değil,
duymak istemediği gerçeği susturmaya çalışır. Oysa gerçeği kabul etmek, onu beğenmek değildir. Bu ayrım çok önemli.
Bir ilişkinin değiştiğini kabul etmek; yapılan her şeyi onaylamak, incinmemek, öfkelenmemek ya da hemen anlayış göstermek anlamına gelmez. Sınır koyabiliriz. Kırılabiliriz. Öfkelenebiliriz. Uzaklaşabiliriz. Hatta o ilişkinin artık bizim için devam edemeyeceğine karar verebiliriz. Kabul çok daha sade ama çok daha zor bir yerde durur: “Ben bunun böyle olmasını istemedim. Ama şu anda olan bu.” Belki de tam bu cümleden sonra insanın kendi gücü yeniden ortaya çıkmaya başlar. Çünkü artık enerjimizi “Bunu nasıl eski haline getiririm?” sorusuna değil, “Bu gerçekle ben ne yapacağım?” sorusuna verebiliriz.
Karşımızdaki insanı eski haline döndürmeye çalışmak yerine kendimize bakabiliriz: Bu ilişkide hâlâ karşılıklı bir istek var mı? İki kişi de burada kalmak istiyor mu? Onarılabilecek bir bağ mı var, yoksa biz yalnızca bir zamanlar var olmuş olan bağın hatırasını mı tutuyoruz? Ve belki de en zor soru: Ben karşımda duran insanla mı ilişki kuruyorum, yoksa onun eskiden olduğu ya da yeniden olmasını umduğum kişiyle mi?
Yakın ilişkilerde olgunluk her zaman ilişkiyi sürdürmek değildir. Bazen birlikte yeni bir gerçeklik kurabilmektir. Bazen değişen koşullara uyum sağlamaktır. Bazen yeniden birbirine yaklaşmaktır. Bazen de artık iki farklı yöne giden iki insanın bunu görebilmesidir. Çünkü sevgi çok kıymetlidir ama bize garanti vermez. Bir insanın hiç değişmeyeceğinin, hep aynı şeyi hissedeceğinin, bizi her zaman aynı biçimde seçeceğinin garantisini alamayız.
Kontrol edebildiğimiz şey başka bir yerdedir: Gerçeklik değiştiğinde onunla ne yaptığımızda. Belki yakın ilişkilerde kendimize sormamız gereken soru da budur: Partnerimle artık aynı gerçekliğin içinde olmadığımı fark ettiğimde, gerçeği istediğim şekle sokmaya mı çalışıyorum; yoksa canımı acıtsa bile, karşıma çıktığı haliyle görebiliyor muyum? Çünkü bazen bir ilişkinin hakikati, her şey yolundayken değil; iki insanın gerçekliği değiştiğinde ne yaptığıyla ortaya çıkar.
Sevgilerle…