'Bugün beden var, havada yağmurlu içerdeyiz ooh', 'Amaan bugün de hiç bedene çıkasım yok', 'Mecburuz, kaçış yok', yıllardır duyduğumuz laflar. Genellemeyi, 'çoğunlukla, genelde, az da olsa' kelimelerini yazmayı hiç sevmem. 'Niye Millilerimiz başarılı olamıyor' deriz. 'Tesis de yok' dedik. Önemli olan yetenek ve çaba çoğu zaman onu da unuttuk. Kabiliyeti ve de liyakati olan, duramaz yükselir gider. Malzemelerimiz de eksikti ama huzur vardı. İnatla, sevgiyle kendini geliştireni çıkar, hayranlıkla izleriz takdir ederiz. O döneme, şartlara uygun hoca mutlaka çıkar. Kazandırır, her yönden gençleri. Doğan Emültay, Beytullah Baliç, Hulusi Erdal, Ali Decdel, Ali Fındık, Aydın Hepanıl, Kazım Admış, Alaettin Kunan, Erdal Çubukçular ile Hali Bıçakçı merhumlar, Turgay Meto ve daha niceleri. 1980'li yıllar İzmir Karataş Lisesi'nden öğretmenim, bedencimiz. Adını soyadını hala karıştırırım emin değilim adı mı Selçuk soyadı mı bilemiyorum. Yılmaz Selçuk diye yazayım, affetsin. Sağlıklı ömür diliyorum, yaşadığını öğrendim, bir iki ay önce Facebook'taki grubumuzda. Duvarının dibinde denizin olduğu yıllar. Lodoslu havalarda, kum havuzu balık dolardı geri atardık. İki de uzun direk, tırmanmak için. Ne mümkün, komando olacağız sanki. Beton zemin, hentbol kaleleri futbol oynardık, iki de pota vardı. Basketbolu da çok sevdik, voleybolu da. O zamanlar enerjiğiz, körük gibi ciğer yorulmak yok bilmiyorduk. Koca alan dar gelir, hemen karşıdaki Eczacıbaşı Ortaokulu'na giderdik. Bunca yıldır sporun içindeyim, hala yapamam iki şeyi itiraf ediyorum. Bütünlemeye kalmışlığım bile vardır, ikisini de yapamadım. Yetenek yok, endişem çok. Biri, iki direğin arasından sarkan urgana tırmanamadım, hala daha tırmanamam. Kol gücü ile alakası yok, bence o da ayrı yetenek. İkincisi de 5 katlı sert tahtalı şeyden, adını bile öğrenmek istemem. Ensenin üstünden takla atmak. Yok işte, olmadı olmuyor. İnat etmenin anlamı ne, üst üste geldi. 'Koş, demirden denizde atla dese' yaparım, yok illa o iki hareket. Neden, niye? Tehlikeyse, bu ikisi yetmez mi? Eller çizilir, kanardı. Taklada da yana düşüp, kafa üstü çakılmak da garanti. Müfredatta mı vardır bilemiyorum. Fizik, matematik, kimya, biyoloji tam not, benim gibi sporu yapan, sporcu, beden eğitimi dersinden ikisinden de 'sıfır, otur', olacak iş. Biz böyle büyüdük, betonda, tarlada, arsada, oynayarak. Hiç de pişman değilim, halı denen sahalardan iyidir. Zorunlu derste böyle de. Okulun takımlarında oynamak ayrı bir hava getirirdi. Takla atlayamasam da 'takla' atmamayı öğrendim, şükürler olsun. Okullarda yetişip, sporcu olan, sporcu kalan öğrencileri gururla, izliyorum. Zirveye çıkanlar da var. Hem de çok sayıda. Tabiri caizse futboldan ekmek yiyenler de çokça. 1980'de dünya 2.'si olan Karşıyaka Şemikler Lisesi, apaçık ortada. Daha niceleri var, İzmir Karabağlar Fevzi Çakmak İ.O bu yazımdaki konumuz.
ARA(N)MAK VEFA MIDIR ?
Şampiyon ekipte, sporu seven, sporcuya değer veren Okul Müdürü Serkan Kale. Antrenör, çalıştırıcı, beden öğretmeni Tamer Teksin. Göztepe, Turgutluspor, Nazillispor, Manisaspor, Uşaksor, Salihlispor'da oynayan isim. Çok enteresandır, şu an kenarda, evinde. Hayret ki ne hayret. Boş durmaz gelişmeleri takip eder, dedikoduları değil. Şampiyon ekip unutmadı Tamer hocalarını, öğretmenlerini, arayanı soranı çok. Buluthan Bulut mesela, Alanyaspor'dan kiralık gitti şu an Muğlaspor'da. Sadece futbol oynamakla yetinmeyip yatırım yapanlar, başka mesleklere devam edenler de var. 'Sporla okul yürümez' diyenlere inat. Özel sektörde çalışanlar, üniversiteyi bitiren gençler hepsi. Sporun faydasını, öngörüsünü görüyorlar hayatlarında. Tamer hocamızın evladı Eylül de Endüstri Mühendisi oldu. Bilmeden, yaşamadan, ezbere yazmam. Hepsini, başarılı evlatları izledim, gördüm. 'Tek geçerim', Kadifekale'den mahalle arkadaşımdır Tamer Teksin. Annesi, Ayşe teyzemizin yağlı, salçalı, şekerli ekmeğini yemişliğim, çayını içmişliğim vardır, rahmetle şükranla. Kitabi öğrendiğini sanan, yaşamayan 'Taçtan ofsayt olmayacağını bilemeyen'leri de görünce. Tamer'imin boşta kalması spor adaleti adına gücüme gidiyor. Futsalı oynayanın iyi tekniği olur, bir de dayanıklılığı eklersen fırlar gider. Fotoğrafta şampiyonların yüz ifadelerini görüyorsunuz. Yorgun ve de mutsuz, gibi. Final önceki maçta yaşadıkları gıda zehirlenmesine rağmen sahaya, salona çıkıp, şampiyon oldular. Burak İnce (Başakşehir FK), Kaan Onaran (Sivasspor), Onur Alp Çevikkan (Trabzonspor kalecisi), Mert Bayram (Alanyaspor), Yusufcan Esendemir (Bandırmaspor), Tayfun Tatlı (Eskişehirspor) ve de Buluthan Bulut (Muğlaspor). Altınordu'nun altyapısından yetişip okulda da zirve yapanlardan Kaleci Emirhan, Yunus Emre Karadayı, Ali Pakkanlılar, Biray Dilber, Eralp Benli ile Denizhan Olgun, şampiyon ekibin asları. Futbolun dışındaki işlerini de hakkını layıkıyla yapıyorlar. Bulutcan Bulut ile arkadaşı Doğukan ile Tamer hocasını ziyaret eder. Her şeyi de vefalı evlat Buluthan başlattı. Yazımda baş aktör de odur, arkadaşımı övmek değil, bilginize. Yapan öyle yapıyor da. Bulut başlattı Cihaner de geldi aklıma. Yaşadıklarını yazar insan. Çamdibicü'nde sayısız sporcu, futbolcu, insan yetiştiren başımın tacı Lütfi Cihaner hocamın sözü içime oturmuştu; 'Bir tek Hüseyin Eroğlu arar, gelir, halimi hatrımı sorar o kadar' demişti. Teşekkürler Buluthan evlat, teşekkürler Hüseyin hocam...