İnsan ilişkilerinde en ağır hayal kırıklığı, birinin hayatınızdan çıkması değildir. Bazen asıl hayal kırıklığı, giderken söylediği birkaç cümleyle geçmişte yaşanan her şeyi başka bir renge boyamasıdır.
Çünkü insan, öfkelendiğinde yalnızca bugünü anlatmaz. Geçmişe nasıl baktığını, yaptığı iyilikleri hangi duyguyla yaptığını, en savunmasız hâlinizi zihninin neresinde sakladığını da farkında olmadan ortaya döker.
Bir insanın kendi seçimlerinin sorumluluğunu başkasına yüklemesi, yaşananları kendi işine geldiği gibi yeniden yazmasıdır.
Oysa yetişkin olmak biraz da kendi tercihlerinin sorumluluğunu taşıyabilmektir. Kendi isteğiyle kaldığı bir yerde geçirdiği yılların, kendi isteğiyle yaptığı fedakârlıkların ya da verdiği kararların faturasını günün birinde başka birinin önüne koymak, geçmişi değiştirmez. Sadece o geçmişe bugün hangi gözle bakıldığını gösterir.
Ve sevgi…
Sevginin adını çok kolay kullanıyoruz. Oysa sevgi; suçlamak, aşağılamak, yapılanları başa kakmak ve karşı tarafı vicdan azabıyla cezalandırmaya çalışmak değildir.
Bir insan için bir şey yaptıysanız, onu sevdiğiniz için yaptıysanız, bunun hesabını yıllar sonra çıkarmamalısınız. Çünkü karşılığı daha sonra talep edilen iyilik, insanın zihninde artık iyilik olmaktan çıkar. Sevginin defteri tutulmaz. Vefanın faturası kesilmez.
Belki de insanı en çok değiştiren şey tam olarak budur: Bir gün dönüp geçmişe baktığında, bazı şeylerin sandığı gibi olmadığını fark etmek.
Bazı hikâyeler bittiği için değil, insan sonunda gerçeği gördüğü için kapanır.
Üstelik bazen o gerçeği görmek için uzun açıklamalara da ihtiyaç yoktur. Tek bir cümle yeter.
Çünkü bir insanın seni en kırılgan zamanlarınla tarif etmesi, aslında seni hangi gözle izlediğini geç de olsa gösterir.
İnsan sevdiğinin yarasını bilir. Ama mesele o yarayı bilmek değil, onunla ne yaptığıdır. Bir gün kavga ettiğinizde, ayrıldığınızda ya da öfkelendiğinizde karşınızdakinin en kırılgan dönemlerini silaha dönüştürüyorsanız, orada başka bir problem vardır.
Bir insanın düştüğü günü hatırlayıp elinden tutmak güzeldir. Ama yıllar sonra karşısına geçip “Sen o zaman şöyleydin, seni ben ayağa kaldırdım” demek, yapılan iyiliğin üzerine gölge düşürür.
Ben de artık bir ayrımı çok iyi biliyorum:
İyiliğini sessizce yapanla, yıllar sonra önüne döküp “seni ben toparladım” diyeni artık birbirine karıştırmıyorum. Ki onlara artık “insan” da demiyorum.
Belki ağır bir cümle…
Ama bazı sözlerden sonra insanın karşısındakine bakışı gerçekten değişiyor. Kızgınlıktan değil. İntikam duygusundan hiç değil. Sadece zihninizde bir kapı sessizce kapanıyor.
Çünkü bazı cümleler insanı incitmez; sadece karşısındakini gözünde geri dönülmez bir yere koyar.
Ve belki olgunlaşmak biraz da budur.
Her söze cevap vermemek. Her suçlamayı düzeltmeye çalışmamak. Kendinizi, sizi anlamamaya karar vermiş birine tekrar tekrar anlatmamak.
Bazen insanın yapabileceği en büyük iyilik, geçmişi olduğu yerde bırakmak ve yoluna devam etmektir.
Çünkü herkes kendi söylediği sözün, yaptığı davranışın ve verdiği kararın sorumluluğunu taşır.
Ve bazı kapılar öfkeyle çarpılarak kapanmaz.
Sessizce kapanır.
Ama bir daha da açılmaz.
Merak edenlere olayın benimle ilgisi yoktur :) Hayal ürünüdür :) <3