Ege Telgraf Gazetesi'nden Nihat Ak'ın haberine göre, usta açığı büyüyor, vakit ve para hırsızlarına gün doğuyor! OECD’nin son araştırması, iş gücü piyasasındaki beceri uyumsuzluğunu ortaya koydu. Bazı ustaların aylık kazancının 100–150 bin liraya ulaştığını belirten İzmirli esnaf temsilcileri, eleman bulamamaktan yakınıyor. Tesisatçılar Odası’nın uyarısı sert: Ustalık maskesiyle müşteriyi aldatıp oyalayan, yapılmayan tamiratın parasını alan kayıt dışı kişiler, vatandaşın vaktini çalıyor, parasını gasp ediyor.

‘ONLAR GASPIN USTALARI’

Kalifiye eleman eksikliğinin usta görünümlü gaspçılarla kapatılamayacağını vurgulayan İzmir Kaloriferciler ve Sıhhi Tesisatçılar Esnaf Odası Başkanı Recep Uygun, “Vatandaşın vaktini çalan, parasını gasp eden, tamir edeceği tesisatı daha da bozan kişiye usta denmez! “Uzmanım” diyerek kapıdan girip sağlam parçaları fahiş fiyatlarla değiştiren, giderilmeyen arızanın parasını alanların yaptığı düpedüz tüketiciyi sömürmektir! Vatandaşın cebini boşaltıp arkasında daha ağır hasar bırakan bu anlayışa sessiz kalamayız. Kimse tüketicinin güvenini istismar ederek mesleğimizin adını kirletme hakkına sahip değildir!

“İşteyim, yoldayım, hemen geliyorum” diyerek insanları saatlerce, günlerce oyalıyorlar. Vatandaş işini bırakıyor, evinde bekliyor; sonunda hem zamanı hem parası gidiyor. Üstelik bozdukları tesisatın faturası yine vatandaşa çıkıyor. İnsanların çaresizliğinden beslenmeye, alın teriyle kazandıkları paraya el uzatmaya kimsenin hakkı yok!
Kayıt dışı çalışan bu kişilerin ustalık hikâyelerine, kendilerini öven şehir efsanelerine kanmayın. Ustalık lafla ispatlanmaz; bilgiyle, düzgün işle, sorumlulukla gösterilir.
Kalorifer, kombi, klima ve su tesisatında ciddi eleman sıkıntımız var. Ancak bu eksiklik, işi bilmeyenlere vatandaşın evini teslim etmenin bahanesi olamaz!
Bizim görevimiz gençleri yetiştirmek, ülkemize gerçek ustalar kazandırmaktır. Elli yaşını aşmış meslek insanları olarak bildiklerimizi aktarmalıyız. Türkiye’ye bırakacağımız en değerli miras, işinin ehli, dürüst ustalardır!” dedi.

SURİYELİLER OLMASA…

Emekliler ve Suriyelilerle kalifiye eksikliğini tamamlamaya çalıştıklarını belirten İzmir Dökümcüler Odası Başkanı Muzaffer Üründü, “Dökümcülük sanayinin anasıdır, babasıdır; elinizi attığınız hemen her üründe bizim ocağımızın ateşi, ustamızın alın teri vardır. Ama bugün kalıba metal dökecek, potanın başında duracak eleman bulamıyoruz. Eskiden eğitimde tutunamayan gençlerin elinden tutar, meslek kazandırırdık. Bugünkü eğitim düzeninde çırak ve kalfa kaynağımız daraldı; tercih edilmeyen döküm bölümleri pasifleşti. Gençler tozun, dumanın içinde çalışmak yerine, verdiğimiz ücretin dörtte birine daha sosyal ortamlarda çalışmayı seçiyor. İzmir’de üretimin yükünü bugün büyük ölçüde EYT’den emekli ustalarımız ve Suriyeli çalışanlar taşıyor. Suriyeli çalışanların zorunlu olarak ülkelerine gönderilmesi halinde siparişleri yetiştiremeyiz; değerlendirmemize göre işletmelerimizin yüzde 30’u kepenk kapatmak zorunda kalır. Bu yalnızca dökümcünün kaybı olmaz; makineden otomotive üretim zinciri aksar, teslimatlar gecikir, maliyetler yükselir. Ocağın sönmesi, sanayinin damarındaki metalin donmasıdır. Tezgâhımızda iş bekliyor, müşterimiz parça bekliyor; fakat üretimi sürdürecek eller eksiliyor. Eleman açığı artık büyümeyi sınırlayan doğrudan bir ekonomik darboğazdır” diye konuştu.

KAZANÇ KARİYER DENGESİ

Biz karma odayız; kasaptan lokantacıya, kahvehaneden lastikçiye kadar üyelerimizin ortak talebi aynı: Kalifiye eleman. Cevap ise yok, yok, yok! Gençler temiz kıyafetle, klimalı ortamda çalışmak istiyor; esnafın sıcağına, kokusuna, işin zahmetine mesafeli duruyor. “Maaşım düşük olsun, sigortam olsun yeter” anlayışıyla meslekte ilerleme hedefi geri planda kalıyor. Oysa sahada çarpıcı bir ücret tablosuyla karşılaşıyoruz. Yıllarca okuyup sosyal hayatından fedakârlık eden uzman doktorun aldığı 100–150 bin lirayı döner ustası da kazanabiliyor. İnşaat mühendisi 28 bin liraya razı olurken duvar ustasının aylık kazancı 100 bin lirayı aşabiliyor. Elbette her mesleğin emeği kıymetli ancak diplomayla mesleki beceri arasındaki bu açmazı konuşmalıyız. Bir tarafta iş arayan gençler, diğer tarafta çalıştıracak insan bulamayan işletmeler var. Kepenkler açılıyor ama tezgâhların eli eksik kalıyor. Gençlere zor işlerde de kazanç, kariyer ve başarı olduğunu anlatmalı, bu kopukluğu birlikte gidermeliyiz. Yoksa üretim aksar” ifadelerini kullandı.

‘KİMSE USTA BULAMIYOR’

Marangoz ve mobilyacılıkta artık hem vatandaş hem esnafın usta bulamadığını dile getiren mobilyacı Mehmet Dayanç, “Vatandaş evindeki dolabı, kapıyı yaptıracak marangoz arıyor; bizler ise işletmemizde çalıştıracak usta ve kalifiye eleman bulamıyoruz. Sipariş var, iş var ancak o işi zamanında ve hakkıyla yapacak insan yok. Bir yanda düğününe, taşınmasına yetişmesini isteyen müşteriler, diğer yanda çalışan eksikliği nedeniyle teslim tarihini yetiştirmeye çalışan işletmeler var. Üstelik yükselen hammadde maliyetleri, ağırlaşan işletme giderleri ve geciken ödemeler bu sıkışmayı büyütüyor. Müşterimiz pazarlık yapıyor, ödeme gününde parasını veremiyor; biz de kiramızı, vergimizi, çalışanımızın ücretini ödemekte zorlanıyoruz. Alın terimizin karşılığını istemek için faturalarımızı gerekçe göstermek zorunda kalıyoruz. Bugün mesele yalnızca mobilyanın fiyatı değil; üretimi sürdürecek, tamiratı yapacak, siparişi teslim edecek ellerin eksilmesi. Vatandaşın usta arayışıyla esnafın çalışan arayışı birleşiyor; işler bekliyor, teslimatlar gecikiyor, işletmelerin yükü her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor” sözleriyle kalifiye eleman eksikliğine dikkati çekti.

Kağıthane Deresi taştı! Tarihi Sadabad Camii ve çevresi göle döndü! Havadan böyle görüntülendi
Kağıthane Deresi taştı! Tarihi Sadabad Camii ve çevresi göle döndü! Havadan böyle görüntülendi
İçeriği Görüntüle

EĞİTİMDEKİ ÇARPIKLIK

Eskiden anne babalar çocuğunun elinden tutar, marangozun kapısına getirir, “Eti senin, kemiği benim; evladıma mesleğini öğret” derdi. Bugün ilk soru, “Kaç para vereceksin?” oluyor. Mesleği öğrenmenin değeri, günlük ücret pazarlığının gölgesinde kalıyor. Üstelik birçok meslektaşımız, “Ben ezildim, çocuğum ezilmesin” diyerek kendi evladını tezgâhtan uzaklaştırıyor. Eskiden meslek lisesini kazanan çocuk mahallede mühendislik kazanmış gibi parmakla gösterilirdi. Şimdi başka hiçbir okula yerleşemeyenin meslek lisesine gideceği düşünülüyor. Böyle bir bakışla nasıl usta yetiştireceğiz? Ağaç işleri bölümüne yüz öğrenci giriyor, sektörde kalanların sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Çocuğa hangi mesleği istediğini sormadan bölüm seçtiriyoruz; sonra hem zamanını hem ülkenin kaynaklarını heba ediyoruz. Herkes evladının doktor, mühendis, mimar olmasını istiyor. Sonra mühendis asgari ücretle iş ararken, aradığımız kalifiye eleman bunun katbekat üzerinde ücret istiyor; çünkü bulunmuyor! Gençlerin ilgisini, becerisini ve sektörün ihtiyacını buluşturamazsak diploma sayısını artırırız ama üretimi sürdürecek ustayı yetiştiremeyiz. Kariyer planı yalnızca üniversite kapısını göstermekle kurulmaz; tezgâhın başında da gelecek olduğunu ailelere ve gençlere anlatmalıyız” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Haber Merkezi