AHMET BUĞRA TOKMAKOĞLU - EGE TELGRAF/ İzmir’de antik kent denildiğinde akla ilk olarak Efes, Bergama ve Teos geliyor. Menemen’in kuzeyindeki Buruncuk Mahallesi’nden her gün yüzlerce araç geçmesine rağmen ovanın üzerinde yükselen tepedeki tarih çoğu zaman fark edilmiyor. Uzaktan bakıldığında sıradan bir tepeyi andıran yükseltinin üzerinde bir zamanlar surları, sarayları, tapınakları ve mezarlık alanları bulunan Larisa Antik Kenti yer alıyordu. Bugün ziyaretçisini sütunlu caddeler yerine taş temeller, duvar izleri ve ovanın uçsuz bucaksız manzarası karşılıyor.
BİNLERCE YILDIR AYNI TEPEDEN İZLİYOR
Larisa, Menemen’in kuzeyinde ve Gediz Nehri’ne yaklaşık 2 kilometre uzaklıktaki Buruncuk Mahallesi’nin üst kısmında bulunuyor. Kentin yüksek bir noktaya kurulması hem ovayı hem de çevredeki eski ulaşım yollarını görebilmesini sağlıyordu. Tepenin zirvesine yaklaşıldıkça Gediz Ovası geniş bir perde gibi ziyaretçinin önüne açılıyor. Antik çağda savunma ve denetim avantajı sunan bu konum, günümüzde Larisa’nın en etkileyici manzaralarından birini oluşturuyor.
BİR DEĞİL ÜÇ SARAY KALINTISI
Larisa’da yürütülen kazı ve araştırmalarda üç ayrı saray yapısına ait kalıntılar ortaya çıkarıldı. Akropolde bulunan bu yapılar, kentin sıradan bir kırsal yerleşim olmadığını gösteren en güçlü kanıtlar arasında yer alıyor. Sarayların farklı dönemlerde inşa edildiği ve kentin değişen siyasi yapısına göre yeniden düzenlendiği değerlendiriliyor. Bugün yapılardan geriye çoğunlukla temel izleri kalsa da yerleşim planı, Larisa’nın dönemindeki gücünü hissettirmeye yetiyor.
ON İKİ AIOL KENTİNDEN BİRİYDİ
Larisa, Batı Anadolu’da kurulan 12 Aiol kentinden biri olarak kabul ediliyor. Kentin geçmişi tarih öncesi dönemlere kadar uzansa da akropolde günümüze ulaşan belirgin yerleşim izlerinin önemli bölümü MÖ 7. ve 6. yüzyıllara tarihleniyor. Aioller tarafından geliştirilen kent, daha sonraki dönemlerde Lidya ve Pers hâkimiyetlerinin etkisini yaşadı. Yüzyıllar boyunca değişen güç dengeleri Larisa’nın surlarına, saraylarına ve kutsal yapılarına farklı mimari katmanlar ekledi.
ATHENA’YA ADANAN KUTSAL ALANIN İZLERİ
Akropoldeki önemli bölümlerden biri Athena Kutsal Alanı. Buradaki buluntuların MÖ 8. yüzyıldan itibaren artış gösterdiği, MÖ 6. yüzyılda ise kutsal alandaki mimari düzenin belirginleştiği biliniyor. Kentin baştanrıçası olduğu düşünülen Athena adına inşa edilmiş bir tapınağın varlığı üzerinde duruluyor. Kutsal alanın kalıntıları, Larisa’nın yalnızca siyasi değil dini açıdan da bölgesel önem taşıdığını gösteriyor.
YENİ SARAYLA BİRLİKTE SURLAR DA DEĞİŞTİ
Larisa’nın MÖ 4. yüzyılda yeniden Pers yönetimine girmesinin ardından kentte yeni bir imar döneminin başladığı belirtiliyor. Bu süreçte yeni savunma duvarlarıyla büyük bir saray yapısının inşa edildiği anlaşılıyor. Surlar, tepenin doğal eğimiyle birlikte kenti çevreden gelebilecek saldırılara karşı koruyordu. Bugün arazide görülebilen duvar hatları, binlerce yıl önce tepenin çevresini kuşatan savunma sisteminin izlerini taşıyor.
ÖLÜLER KENTİ TEPELERİN ARASINA SAKLANDI
Larisa’nın nekropolü, çevresi taş duvarlarla kuşatılmış çok sayıda mezar tepeciğinden oluşuyor. Alanın güney ucunda bulunan Büyük Tümülüs, nekropoldeki en görkemli mezar yapılarından biri olarak gösteriliyor. Bu mezarların kentin seçkin aileleri veya yöneticileri için hazırlanmış olabileceği değerlendiriliyor. Ancak arkeolojik alanın korunması için mezar tepelerine çıkılmaması, taşların yerinden oynatılmaması ve görülen hiçbir parçaya dokunulmaması gerekiyor.
KAZILAR OSMANLI DÖNEMİNDE BAŞLADI
Larisa’daki ilk arkeolojik çalışmalar 1902 yılında, Osmanlı döneminde başladı. Kentteki kapsamlı araştırmalar daha sonra 1932 ile 1934 yılları arasında sürdürüldü. Erken dönem kazıları, akropoldeki sarayların, surların ve kutsal yapıların planlarının anlaşılmasını sağladı. Bu çalışmalar aynı zamanda Larisa’yı Batı Anadolu arkeolojisi için önemli bir mimarlık araştırma alanına dönüştürdü.
ESERLERİ İSTANBUL VE İZMİR’E DAĞILDI
Larisa’da bulunan pişmiş toprak eserlerin önemli bir bölümü İstanbul Arkeoloji Müzelerinde korunuyor. Taş eserlerin bir kısmı ise İzmir Arkeoloji Müzesinin koleksiyonunda bulunuyor. Bu nedenle Larisa’nın hikâyesi yalnızca Buruncuk’taki tepede görülen kalıntılardan ibaret değil. Kentten çıkarılan mimari parçalar ve süslemeler, iki farklı şehirdeki müze koleksiyonları üzerinden yaşamaya devam ediyor.

ÇATISINI SÜSLEYEN PARÇALAR
Larisa mimarisinin en dikkat çekici yönlerinden biri pişmiş topraktan üretilen çatı kaplama ve süsleme parçalarıydı. Renkli kabartmalarla hazırlanan bu parçalar, saray ve kutsal yapıların çatılarını yağmurdan korurken yapılara görkemli bir görünüm kazandırıyordu. Binlerce yıl önce bir binanın en üst noktasında duran süslemelerin bugün müzelerde sergilenmesi, Larisa’daki ustalığın yalnızca taş işçiliğiyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Kentin sanatsal dili, mimarisinin en küçük parçalarında bile kendisini gösteriyor.
OVANIN ORTASINDA TARİHLE BAŞ BAŞA
Larisa, kalabalık ziyaretçi gruplarının dolaştığı düzenlenmiş ören yerlerinden farklı bir deneyim sunuyor. Tepedeki sessizlik, rüzgarın sesi ve ovaya hâkim manzara, ziyaretçiyi kalıntıların arasında geçmişle baş başa bırakıyor. Ancak bu sakinliğin bazı zorlukları da bulunuyor. Alanda gölgelik, su satış noktası ve kapsamlı ziyaretçi hizmetleri bulunmayabileceğinden hazırlıklı gitmek gerekiyor.
İZBAN’LA LARİSA’YA NASIL GİDİLİR?
İzmir merkezden toplu taşımayla yola çıkanlar, Aliağa yönündeki İZBAN trenine binerek Hatundere İstasyonu’nda inebilir. Buradan hareket eden 752 numaralı Buruncuk–Hatundere Aktarma Merkezi hattı, ziyaretçileri Buruncuk Mahallesi’ne ulaştırıyor. Otobüs sefer saatleri gün ve döneme göre değişebildiğinden yola çıkmadan önce ESHOT’un güncel tarifesinin kontrol edilmesi gerekiyor. Buruncuk’tan antik kentin bulunduğu yüksek alana yürüyerek çıkılacağı için dönüş saati de hava kararmadan önce planlanmalı.
HER TAŞ TARİH ANLATIYOR
Larisa’da Efes’teki gibi görkemli bir giriş kapısı ya da bütünüyle ayağa kaldırılmış anıtsal yapılar bulunmuyor. Kalıntıları anlayabilmek için arazideki temel çizgilerine, sur parçalarına ve yapıların konumlarına dikkatle bakmak gerekiyor. Belki de Larisa’yı bu kadar etkileyici yapan tam olarak bu tamamlanmamış görüntü oluyor. Ziyaretçi, hazır bir tarih dekorunu izlemek yerine taşların arasındaki kayıp şehri zihninde yeniden kuruyor.
MANZARASI HİÇ DEĞİŞMEDİ
Larisa’nın MÖ 3. yüzyılın başlarında eski önemini kaybederek terk edildiği düşünülüyor. Sarayların kapıları kapandı, kutsal alan sessizliğe büründü ve kentin duvarları yavaş yavaş toprağa karıştı. Fakat tepenin üzerinden görülen Gediz Ovası binlerce yıldır aynı yerde uzanıyor. Bir zamanlar kralların, askerlerin ve rahiplerin baktığı manzara bugün Buruncuk’a çıkan ziyaretçileri karşılıyor.


