Meme kanseri, dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olarak bildiriliyor. Uzmanlar, hastalıkta erken tanının önemine dikkat çekerken, tarama yöntemlerinin henüz belirti ortaya çıkmadan kanserin tespit edilmesinde önemli bir rol oynadığını belirtiyor.

Acıbadem Bayındır Söğütözü ve Kavaklıdere Hastaneleri Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ebru Menekşe de meme kanseri taramalarının amacının henüz belirti vermeyen kanserleri daha erken evrede tespit etmek olduğunu söyledi.
Menekşe, özellikle 40 yaş üzerindeki kadınların yılda bir kez mamografi yaptırmalarının önemli olduğunu belirtti. Meme kanserinin yalnızca ileri yaşlarda görülmediğine de dikkat çeken Menekşe, 'Ben daha gencim, bende meme kanseri olmaz' düşüncesinin doğru olmadığını ifade etti.
MEME KANSERİ RİSKİNDE HANGİ FAKTÖRLER ÖNEMLİ?
Meme kanseri riskinin değerlendirilmesinde tek bir faktörün yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Ebru Menekşe; yaş, kişisel özellikler, aile öyküsü ve genetik özelliklerin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
Özellikle ailede genç yaşta meme kanseri görülmesi, birden fazla meme veya over (yumurtalık) kanseri öyküsünün bulunması, iki taraflı meme kanseri ya da erkek meme kanseri geçmişinin olması durumunda genetik açıdan değerlendirme gerekebileceğini ifade etti.
Menekşe, aile öyküsünün değerlendirilmesinde hem anne hem de baba tarafının dikkate alınması gerektiğini vurguladı.
“AİLEMDE MEME KANSERİ YOK” DÜŞÜNCÜSÜNE DİKKAT
Ailesinde meme kanseri bulunmayan kadınların da risk açısından tamamen dışarıda tutulamayacağını belirten Menekşe: "Aile öyküsünün olmaması riski sıfırlamaz. Aynı şekilde 'annemde meme kanseri vardı, kesin ben de olacağım' düşüncesi de doğru değildir" dedi.
Bazı kadınlarda genetik nedenlerle meme kanseri riskinin belirgin şekilde artabileceğini aktaran Menekşe, BRCA1 ve BRCA2 genlerinin yanı sıra PALB2, TP53, PTEN, ATM ve CHEK2 gibi genlerdeki patojenik değişikliklerin de meme kanseri riskiyle ilişkili olabileceğini söyledi.
MEMEDEKİ DEĞİŞİKLİKLER İHMAL EDİLMEMELİ
Memede yeni ortaya çıkan kitlenin önemli bulgulardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Ebru Menekşe, her kitlenin kanser anlamına gelmediğini ancak yeni ortaya çıkan ve giderek belirginleşen kitlelerin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Menekşe: "Her kitle kanser anlamına gelmez ancak memede yeni ortaya çıkan ve özellikle giderek belirginleşen bir kitle mutlaka değerlendirilmelidir" dedi.
Meme şeklinde veya büyüklüğünde meydana gelen değişikliklerin de dikkate alınması gerektiğini belirten Menekşe; ciltte içe çekilme veya kalınlaşma, meme başında yeni gelişen içe çekilme, tek taraflı ve özellikle kanlı meme başı akıntısı, portakal kabuğu görünümü ile koltuk altında yeni ortaya çıkan kitle veya şişliğin değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Yeni ve açıklanamayan değişikliklerin kendiliğinden geçmesinin beklenmemesi gerektiğini belirten Menekşe: "Yeni ve açıklanamayan bir değişiklik varsa 'nasıl olsa geçer' diyerek beklemek yerine uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir" dedi.
TARAMANIN AMACI BELİRTİ VERMEDEN KANSERİ YAKALAMAK
Meme kanseri taramalarının temel amacının, kişinin fark edebileceği bir kitle ortaya çıkmadan önce hastalığı erken evrede tespit etmek olduğunu aktaran Menekşe, mamografinin bu süreçte en önemli tarama yöntemlerinden biri olduğuna dikkat çekti.
Mamografinin yanı sıra ultrasonun da belirli durumlarda kullanılabildiğini belirten Menekşe, ultrasonun mamografinin doğrudan alternatifi olmadığını ifade etti.
MAMOGRAFİ VE ULTRASON ARASINDAKİ FARK
Mamografinin bazı küçük kalsifikasyonları ve meme dokusundaki belirli erken değişiklikleri göstermede önemli olduğunu belirten Menekşe, ultrasonun ise özellikle genç kadınlarda, yoğun meme dokusunda veya mamografide tespit edilen bir bulgunun değerlendirilmesinde tamamlayıcı bir yöntem olabileceğini söyledi.
Menekşe: "Mamografi bazı küçük kalsifikasyonları (kireçlenmeleri) ve meme dokusundaki belirli erken değişiklikleri göstermede çok değerlidir. Ultrason ise özellikle genç kadınlarda, yoğun meme dokusunda veya mamografide tespit edilen bir bulgunun değerlendirilmesinde tamamlayıcı bir yöntem olabilir" diye konuştu.
“MAMOGRAFİ TÜMÖRÜ DAĞITIR” İDDİASINA YANIT
Mamografiyle ilgili toplumda dile getirilen bazı yanlış inanışlara da değinen Prof. Dr. Ebru Menekşe, 'Mamografi tümörü dağıtır' şeklindeki düşüncenin bilimsel bir temeli olmadığını söyledi.
Mamografi sırasında memenin sıkıştırılmasının bazı kadınlarda rahatsızlık veya kısa süreli ağrıya neden olabileceğini belirten Menekşe, işlemin tümör dokusunu dağıtmadığını ifade etti.
Menekşe açıklamasını şöyle sürdürdü: "Mamografi sırasında memenin sıkıştırılması bazı kadınlarda rahatsızlık veya kısa süreli ağrıya neden olabilir. Mamografi tümör dokusunu dağıtmaz. Meme dokusunu incelterek dokuların üst üste binmesini azaltır, küçük bulguların daha iyi görülmesini sağlar, hareketi azaltır ve görüntü kalitesini artırır"
MAMOGRAFİDE RADYASYON DOZU NE KADAR?
Mamografinin X-ışını kullanan bir yöntem olduğunu belirten Menekşe, işlem sırasında radyasyon dozunun sıfır olmadığını ancak kullanılan dozun oldukça düşük olduğunu söyledi.
Meme kanserinde erken tanının sağlayabileceği fayda ile düşük doz radyasyona bağlı muhtemel riskin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Menekşe: "Burada önemli olan radyasyon riskini 'yok' kabul etmek değil, düşük dozun muhtemel riskini meme kanserinde erken tanının sağlayabileceği faydayla birlikte değerlendirmektir" dedi.





