Çocukluk denildiğinde bir zamanlar akıllara sokakta koşmak, ağaca tırmanmak, toprağa dokunmak, bisiklete binmek ve saatlerce açık havada oyun oynamak gelirdi. Ancak bugün ise çocukların günlük yaşamında telefon ve tablet çok daha büyük bir yer kaplıyor. Okulda geçirilen uzun saatler sonrası ödevler ve ekran başındaki zaman da eklenince çocukların açık havada geçirdiği sürelerde azalıyor. Aslında doğayla temas yalnızca eğlenceli vakit geçirmek anlamına gelmediği gibi hareketten uyku düzenine, sosyal gelişiminden ruh haline kadar çocuklarım yaşamının birçok alanına katkı sağlayabiliyor.

TABLET

Tablet ya da bilgisayar oyunlarında ise çoğu zaman kurallar, görevler ve hedefler önceden bellidir. Doğada ise çocuk karşısında çok daha açık bir oyun alanı bulunur. Bir dal oyuncak olabilir ve taşlarla yeni bir oyun kurulabilir aynı zamanda parkın bir bölümü hayali bir dünyaya dönüşebilir. Çocukların ekran kullanımını azaltmaya çalışırken telefonu bırak demek çoğu zaman yeterli olmuyor. Çünkü çocuğun elinden bir aktivite alınırken yerine ilgisini çekebilecek farklı bir oyun seçeneği koymak şart. Son yıllarda çocuklarda miyopinin yaygınlaşmasıyla açık havada geçirilen zaman arasındaki ilişki üzerinde özellikle duruluyor. Yapılan araştırmalar ise çocukların dışarda daha fazla zaman geçirmesinin miyopi gelişme riskinin azaltılmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor. Bir ağaca tırmanmayı başarmak ise bisiklet sürmeyi öğrenmek uzun bir yürüyüşü sonlandırmak ya da daha önce çıkamadığı bir yere çıkabilmek çocuk açısından önemli başarılar olabilir. Bu deneyimle çocuğun kendi bedeninin neler yapabildiğini keşfetmesini sağlar. Başarı yalnızca sınav notu veya okul performansıyla ilişkilendirilmediği zaman çocuk kendisini farklı alanlarda da geliştirebileceğini fark eder. Çocukları bütün risklerden tamamen uzat tutmaya çalışmak anlaşılabilir ebeveyn refleksi olabilir. Ancak gelişim sürecinde yaşına uygun ve kontrollü küçük risklerle karşılaşmak da öğrenmenin ayrı bir parçasıdır. Bir yere tırmanırken dengesini ayarlamak, engebeli zeminde yürümek ya da bisiklet sürerken hızını kontrol etmek çocuğun çevresini değerlendirmesine de fırsat sağlar. Buradaki asıl amaç çocuğu tehlikeli bir duruma atmak değil güvenli sınırlar içerisinde kendi becerilerini keşfetmesini sağlamaktır. Çevre bilinci yalnızca çocuklara doğayı korumaları gerektiğini söylemekle ortaya çıkmaz. Bir ağacın mevsimler boyunca nasıl değiştiğini gören kuşları gözlemleyen veya bir bitkinin büyümesine tanıklık eden çocuk doğayla daha iyi bir ilişki kurabilir.

SİZ DE ÇIKIN!

Çocuğa sürekli dışarı çıkmasını söylerken yetişkinlerin de bütün boş zamanlarını telefon ya da televizyon karşısında geçirmesi çelişkili bir mesaj oluşturabilir. Çocukların davranışlarında aile içinde gördükleri alışkanlıkların önemli bir etkisi vardır. Çocukların koşmaya, keşfetmeye, arkadaşlarıyla oynamaya, güneşi hissetmeye, bazen de üstünü kirletmeye ve çevresindeki dünyayı kendi gözleriyle tanımaya ihtiyacı var. Doğada geçirilen zamanın amacı çocukları sürekli meşgul etmek de değil. Çocukluk sadece okul sıralarında ve ekranların karşısında değil, dışarıda keşfederek de yaşayabilir.