Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yendur, uykunun çocuk sağlığındaki fizyolojik ve psikolojik önemini değerlendirdi. Büyüme hormonu ile uyku arasındaki biyolojik mekanizmaya dikkat çeken Yendur, çocukların büyüme ve gelişiminde uykunun kritik bir role sahip olduğunu belirtti. Büyüme hormonunun vücudun biyolojik saatiyle uyum içinde çalıştığını ifade eden Uzm. Dr. Özge Yendur, "Büyüme hormonu (somatotropin), vücudumuzun iç biyolojik saatiyle (sirkadiyen ritim) kusursuz bir uyum içinde çalışır. Günlük toplam büyüme hormonunun yaklaşık yüzde 60-70'i çocuk uykudayken salgılanır. Çocuk uykuya daldıktan yaklaşık 60-90 dakika sonra ulaşılan NREM Evre 3, yani halk arasında bildiğimiz adıyla 'derin ve yavaş dalga uykusu' döneminde hormon en yüksek seviyesine (tepe noktasına) çıkar. Vücut saatine göre bu salınım ekseriya gece 22.00 ile 04.00 saatleri arasında yoğunlaşır. Uykunun bölünmesi, çocuğun çok geç yatması veya derin uykuya geçememesi, boy uzamasını sağlayan bu ana hormonun salınım miktarını ve etkinliğini doğrudan azaltır" dedi.
"BEBEKLERE ŞEFKATLE ZAMAN TANINMALI"
İlk 6 ay ile 1 yaş arasındaki dönemin bebekler açısından fizyolojik bir geçiş süreci olduğunu belirten Yendur, bu dönemde iç biyolojik saat ile sinir sisteminin henüz gelişimini sürdürdüğünü hatırlattı. Bu nedenle gece sık uyanmaların ve değişken uyku saatlerinin doğal olabileceğini ifade etti. Uzm. Dr. Özge Yendur, ailelerin bu dönemde katı uyku saatleri konusunda ısrarcı olmaması gerektiğini belirterek "Anne ve babaların bu evrede katı uyku saatleri koyma ısrarına girmemesi, bebeğe şefkatle zaman tanıması gerekir. Biyolojik saatin oturması gereken 1 yaş sonrasında geç yatma ve sık uyanma kronikleşirse, boy ve kilo gelişim cetvellerinde (persentil eğrilerinde) somut sapmalar başlar. Derin uykunun kaçırılması, karaciğerden salınarak kemik uzamasını tetikleyen büyüme faktörünü (GH/IGF-1 aksını) sekteye uğratır ve boy uzama hızı yavaşlar. Kilo tarafında ise iki yönlü bir risk oluşur: Kimi çocukta doku onarımı yetersiz kaldığı için kilo alımı durur ve gelişim geriliği görülür; kimi çocukta ise geç yatmanın getirdiği gece atıştırmalıkları ve hormon dengesizliği sonucu göbek çevresinde yağlanma ve çocukluk çağı obezitesi tetiklenir" diye konuştu.
"GECE UYKUSUNUN YERİNİ TUTMUYOR"
Gündüz ve gece uykularının hücresel düzeyde aynı etkilere sahip olmadığını belirten Yendur, insan bedeninin güneşin doğuşu ve batışına göre programlandığını ifade etti. Beyindeki ana biyolojik saat merkezi olan suprakiazmatik çekirdeğin ışık ve karanlık döngüsüne doğrudan tepki verdiğini belirten Yendur, gündüz ve gece uykusu aynı sürede olsa bile ortaya çıkan biyolojik etkilerin aynı olmayacağını söyledi. Uzm. Dr. Özge Yendur, "İnsan bedeni güneşin doğuşu ve batışına göre programlanmıştır. Beynimizdeki ana biyolojik saat merkezi (suprakiazmatik çekirdek), doğrudan ışık ve karanlık döngüsüne tepki verir. Gündüz uykusu ile gece uykusu eşit sürede olsa dahi hücresel etkileri aynı olamaz. Epifiz bezinden salgılanan ve güçlü bir antioksidan ile vücut tamir hormonu olan melatonin, ışığın etkisiyle baskılandığı için yalnızca karanlık ortamda sentezlenir. Gündüz uykusunda melatonin üretilemediği için büyüme hormonu ve stres hormonu olan kortizolün dengeli çalışması mümkün olmaz. Ayrıca gündüz uykusu, gece uykusunun sunduğu derin uyku (NREM) ve rüya (REM) evrelerinin eksiksiz döngüsünü taklit edemez. Bu nedenle vücudu hücresel düzeyde onaran esas süreç sadece karanlıkta yapılan gece uykusudur" ifadelerini kullandı.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DE ETKİLİYOR
Yetersiz ve kalitesiz uykunun çocukların bağışıklık sistemi ile iştah dengesi üzerinde de doğrudan olumsuz etkileri bulunduğunu aktaran Yendur, vücudun mikroplarla mücadele etmesini sağlayan koruyucu proteinlerin üretiminin derin uykuda en yüksek seviyeye ulaştığına dikkat çekti. Uzm. Dr. Özge Yendur, yetersiz uykunun enfeksiyonlar ve büyüme üzerindeki etkisine ilişkin, "Yetersiz uyuyan çocuk sık sık enfeksiyonlara yakalanır; bu durum vücuttaki besin depolarını tüketerek boy uzamasını ve büyümeyi duraksatır" dedi. Uykusuzluğun hormonal dengeyi bozarak çocukların iştahını da etkileyebileceğini belirten Yendur, "Uykusuzluk tokluk hissi veren leptin hormonunu düşürürken açlık sinyali veren ghrelin hormonunu artırır. Dengesi bozulan çocuk sürekli şekerli ve hamur işi gıdalara yönelir, bu da sağlıklı kas ve iskelet gelişiminin önüne geçer" dedi.

MAVİ IŞIK UYKU SAATİNİ İLERİYE KAYDIRABİLİYOR
Ekran kullanımının çocukların uyku düzenini bozabileceğini belirten Uzm. Dr. Özge Yendur, telefon, tablet ve televizyonlardan yayılan mavi ışığın melatonin üretimi üzerinde etkili olduğunu söyledi. Yendur, ekran maruziyetinin ardından beynin ışığı gündüz olarak algılayabildiğini ve bunun uyku hormonunun üretimini baskılayarak uyku saatinin ileriye kaymasına neden olabileceğini belirterek "Telefon, tablet ve televizyon ekranlarından yayılan mavi ışık dalgaları, gözün ağ tabakasındaki (retina) özel ışık algılayıcı hücreleri uyarır. Beyin bu ışığı aldığında ortamı gündüz sanarak epifiz bezinin melatonin (uyku hormonu) üretimini bıçak gibi keser. Melatonin salgılanamayınca uyku saati ileriye kayar. Çocuk yatakta dönüp durur, derin uyku evresine ancak sabaha karşı ulaşabilir; dolayısıyla gece yarısı gerçekleşmesi gereken büyüme hormonu pikini kaçırır" diye konuştu.
YAŞA GÖRE UYKU SÜRESİ DEĞİŞİYOR
Uzm. Dr. Özge Yendur, Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) ve Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi kılavuzlarına göre çocukların yaşlarına bağlı olarak ihtiyaç duyduğu uyku sürelerine de dikkat çekti. Bebeklik döneminde 4-12 aylık çocukların gündüz kestirmeleri de dahil olmak üzere 12-16 saat uyuması gerektiğini belirten Yendur, 1-2 yaş arasındaki erken çocukluk döneminde gündüz uykusu dahil 11-14 saat uykunun gerekli olduğunu ifade etti. 3-5 yaş arasındaki okul öncesi oyun döneminde toplam uyku süresinin 10-13 saat olması gerektiğini aktaran Yendur, 6-12 yaş arasındaki ilkokul döneminde gece kesintisiz 9-12 saat uykuya ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Ergenlik ve lise dönemindeki 13-18 yaş grubunda ise hızlı gelişim ve yoğun zihinsel faaliyet nedeniyle en az 8-10 saat uyku gerektiğini vurguladı.
AİLELERE ÖNERİLER
Sağlıklı ve sürdürülebilir bir uyku düzeni oluşturulması için ailelerin günlük yaşamda dikkat etmesi gereken noktaları da paylaşan Uzm. Dr. Özge Yendur, uyku öncesi ekran kullanımından yatak odasının koşullarına, beslenmeden uyku rutinlerine kadar çeşitli önerilerde bulundu. Yendur, uyku düzenine ilişkin tavsiyelerini şöyle sıraladı: "Yatak odasına telefon, tablet veya televizyon sokulmamalı, uykudan en az 1.5 - 2 saat önce tüm ekran bağlantısı kesilmelidir. Hafta sonları dahil sabah uyanma saati sabit tutulmalı, sabah uyanır uyanmaz perdeler açılarak odaya doğal ışık girmesi sağlanmalıdır. Biyolojik saatin 'gün başladı' sinyalini alması, gece uykusunun garantisidir. Yatak odası serin (yaklaşık 18-20C), havalandırılmış ve tamamen karanlık tutulmalıdır. Gece lambası gerekiyorsa mavi veya beyaz değil; loş, gözü yormayan kehribar veya kırmızı tonları tercih edilmelidir. Uykudan önceki son 2 saatte sindirimi zor, ağır proteinli ya da şekerli gıdalar verilmemelidir. Ilık bir duş, diş fırçalama, hafif bir masaj, loş ışıkta masal okuma ya da ninni gibi sinir sistemini sakinleştiren 20 dakikalık değişmez bir geçiş ritüeli oluşturulmalıdır. Çocuğun gün içinde açık havada koşup oynamasına, enerjisini akıtmasına alan tanınmalıdır; gün içinde hareket edip açık hava alan çocuk akşam içsel bir huzurla uykuya dalar. Ayrıca uyku bir ayrılık kaygısı oluşturmamalıdır. Bebeği kapıyı kapatıp yalnız ağlatmak (Cry-It-Out) güvenli bağlanmayı zedeleyebilir. Bunun yerine kültürümüze de çok uygun olan, bebeği ağladığında kucağa alıp sakinleştirip tam dalmadan yatağına bırakan 'Kaldır-Koy' gibi şefkatli yöntemlerle bebeğe güvende olduğu hissettirilmelidir. Unutmayın, uyku düzeni robotik bir kural listesi değil, çocuğunuzla kurduğunuz sevgi dolu bağın bir uzantısıdır. Bu kuralları haftanın 7 günü katı bir askeri disiplinle uygulamak yerine 'çoğu gün' sürdürmek hem bebeğe hem de aileye nefes aldırır."




