Diploma dediğin nedir ki, hakemlikte de futbolculukta da. Her ikisinde de sıkıntılar dorukta. Kapı gibi lisanları var, profesyonel liglerde harikalar yarattılar. En alttan başladılar, zirveyi de gördüler. Yetenek, liyakat, sabır, mütevazilik fevkaladenin fevkinde. Kendini yaşadıklarını, yaptıklarını ve de yapamadıklarını aktarsalar. Nice mükemmel kaleciler, golcüler, teknik oyuncular ortacılar pasçılar yetiştirirler. Garanti veriyorum. UEFA (A) diploması olan da var, 'Aman boş veer, bu saatten sonra sınavlara giremem' diyeni de 'Çok para isteniyor, işim olmaz' diyeni de var. Başlamıyorlar bile. Kenarda, âtıl kapasitedeler ya evdeler ya da maçlara gidip izliyorlar sadece. Danışan, soran yok. Niye böyle oluyor? İzlediğim ilk ve mükemmel santrfor golcü Kadri Özateşler abimdir, hocamdır. Antrenörlük kursuna gitti, şundan biliyorum. 'Üç orta, beş yan hakemlik' yapmaları zorunluydu, şimdi yok bu uygulama. Birlikte maçlara çıktık. Hayranı olduğum golcüye yan hakem çıktım, düdük de çaldım. En büyük onur ve gurur benim için. İzmirspor'da Halil Erdoğan hocamızdan mükemmel kural bilgileri, insanlık, adamlık ve de sporculuk dersleri aldığı için de. Yan yatmazdı, çamura batmazdı, rakibinin emeğini de çalmazdı, hakemi de kandırmazdı. Her şeye rağmen kafa ile gollerini sıralardı. Öyle bir havaya yükselirdi ki, sanki askıda kalırdı. Atatürk Stadı'nda Milli kaleci Yaşar Duran'a attığı kafa golü hala gözümün önündedir. 'Ben böyle golcü görmedim, üç büyüklerde oynamalı' diyen yabancı teknik adam vardı. Duydum dediklerini, adını unuttum. Diyeceğim şu ki, 'Milli takımımız niye bu kadar kötü' diye ahkam kesiyoruz'. Tek çare, alt yapı. Ufak evlatlarımızı emanet edeceğiz bu büyüklerime, bu hocalarıma bakın görün. Ne cevherler çıkarırlar. 20 bin seyirci önünde gol atmış, atamamış, gol kurtarmış yemiş, harika paslar vermiş verememiş, ama edebiyle haysiyetiyle oynamış bu isimler tecrübelerini de aktarırlar. Fena mı olur? Çocuğu, hatta torunu olanı var, empati yaparlar. Yarışmacı, skor bekleyen değil yetiştirici, spor bekleyen nesiller gelir. 8-10 yaş üstü ve 16'sına kadar. Yetiştirip teslim edecekler, böyle bir sistem kurulmalı. Öneriyorum, istiyorum. Akil insan, öğretmen, önder, danışılan olurlar, maç izleyip rapor verirler. Daha işleri bitmedi, çook ihtiyaç var çok. Sonra da 'Üç büyüklerden var da 3.ligde golcü santrfor yok mu' demeye devam ederiz.
KURTULUŞ; ALT YAPI HOCALARINDA
Bazı kurumlar yaşın ilerledi der, diplomalar ister. Maziye bir bakın, neler neler göreceksiniz. Çocukken, 'Beckenbauer futbol öğretiyor' diye bir kitap bile basıldı. Gündem, moda diye basıldı bence, merhuma bile saçma gelmiştir kitapla futbolu öğretmek. Merak ettim, okudum, fotoğrafları gördüm. Hiçbir şey öğrenemedim. Uygulama yoktu ki. Topa vurmasını Halil Bıçakçı, Hulusi Erdal merhum hocalarım, öğretti. Daha doğrusu öğretmeye çalıştı. Uygulamaya rağmen tam öğretemediysem, kitap mı öğretecek? İlk kez kitaba laf ediyorum, kusura bakmayın. Futbol da hakemlik de kitaptan öğretilmez, öğrenilmez. Top oynamamış, tepiklememiş, dürtüklememiş ve de lisansı bile olmayanlar mı öğretecek, güldürmeyin Allah aşkına. Yanlış anlaşılmasın, yarışmacı dediğimiz liglerde görev yapmalılar, alt yapıda değil. Sporcu yetiştirmek apayrı, bir konu. Hayat çabuk geçiyor. Neredeyse son nesiliz, geçtik gidiyoruz. İkinci kapıya doğru. Vakit geçmeden, yaşarken kadir kıymet bilmeli. Hepsinin akıl, zekâ yerinde şükürler olsun, nefes de alıyorlar. Ee o zaman. Paltosunu sahaya atsa, adım atsa yeter. Trabzonspor'un yıldızı Mehmet Zengin'in okulu var. Çok da iyi, yapıyor. Karşıyaka, Göztepe, İzmirspor ve de Fenerbahçe'den bildiğimiz büyük golcü Cevdet Çapar, HSV Hamburg Bornova'nın başına getirildi. Kimin aklına geldiyse tebrik ederim, HSV'yi. Yeni mezunların da bu isimlerden öğrenecekleri çok şey var. O kadar çok isim listemde var ki. Kimseden maddi veya manevi bir beklentim yok, diplomalı menajer de değilim. Yılların birikimiyle yazıyorum böyle de yapıyorum. Galatasaray'da efsane kaptan B.Mehmet'in (Mehmet Oğuz) arkasında sahaya çıkan Milli kaleci, güzel gözlü kaptan Bahattin Demircan mesela. Görevi yok, gidip maç izliyor sadece. Bir gün tribünde laflıyoruz, 'Kalecinin solu zayıf' dedi, iki dakika geçmedi sol yanından gelen vuruşta, top kalede. İşte; tecrübe, bilgi, görgü, empati budur. Rakip biliyordu, farkındaydı da golü attı belki de ama, kendi takımından hiç kimsenin hatta kendisinin bile bilmediği, fark etmediği garanti. Üzerine çalışmalı. Kim söyleyecek, yaşayan bilir. Yaşlandı denen hocalarım anlar, görür, uyarır. Kulüplerden uygulayan da çıkar mı o da ayrı konu. Herkes her şeyi biliyor da. Örnek vereyim, Erdem Özkayımoğlu'ndan 'Kaptan olup dimdik nasıl ayakta kalınır, adı ve de takımı kirlenmeden', Zeki Yalçınkaya'dan 'Futbolun akılla pratik zekâ ile oynanacağını' da öğrenmiş olurlar. O kadar isim var ki evde oturan, tribüne gelip de 'Vay futbolumuzun haline' diyen. Onları sahada, okulunda, eğitimde görmektir en büyük dileğim, okeye dördüncü değil...