31 Mart Yerel Seçimleri yalnızca belediye başkanlarını belirleyen bir süreç olmadı, aynı zamanda siyasal tercihlerin, örgütsel aklın ve liyakat anlayışının da sınandığı bir dönüm noktası oldu. Bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri ise Serik’te yaşandı.

Yıllarını emek mücadelesine adamış, sendikal hareketin içinden gelmiş, bedel ödemiş bir isim olan Mehmet Balık, Cumhuriyet Halk Partisi’nden Serik Belediye Başkan Aday Adayı olduğunda aslında sadece bir aday değil, emeğin, direncin ve örgütlü mücadelenin temsilcisi olarak sahadaydı. O, klasik siyasetçinin aksine “kapı kapı dolaşarak” değil, yılların birikimiyle, güvenle ve halkın gönlünde kurduğu yerle öne çıktı. Yapılan anketlerde sürekli birinci çıkması da bunun en somut göstergesiydi.

Çünkü Mehmet Balık, yalnızca bir isim değildi. O, biber gazı yemiş, gözaltına alınmış, yargılanmış ama geri adım atmamış bir mücadele insanıydı. Emekçinin yanında durmuş, haksızlığa karşı susmamış, bedel ödemekten kaçmamış bir duruşun sahibiydi. Böyle bir ismin halk nezdinde karşılık bulması şaşırtıcı değildi.

Ancak siyaset her zaman halkın nabzına göre şekillenmiyor. Ne yazık ki Serik’te de böyle oldu. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi, tüm bu gerçeklere rağmen Mehmet Balık’ı aday göstermedi ve Kadir Kumbul’u tercih etti. O gün alınan bu karar belki bir “tercih” olarak görüldü ama bugün geldiğimiz noktada bunun bir “hata” olduğu çok daha net anlaşılıyor.

Seçimlerin ardından Mehmet Balık yılmadı, küskünlüğe kapılmadı. Partisine sırtını dönmedi. Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Serik Belediyesi Meclis Üyesi olarak seçildi. Ardından Serik Belediye Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Bu süreçte de sorumluluktan kaçmadı, üzerine düşeni yaptı. Çünkü onun için mesele makam değil, mücadeleydi.

Fakat bu hafta yaşanan gelişme, Serik’teki siyasi tablonun ne kadar kırılgan temeller üzerine kurulduğunu gözler önüne serdi. Serik Belediye Başkanı Kadir Kumbul, Cumhuriyet Halk Partisi’ne sırtını dönerek AKP’ye geçti. Bu sadece bir parti değişikliği değil, aynı zamanda seçmenin iradesine, verilen sözlere ve siyasi ahlaka yönelik ciddi bir sorgulamayı da beraberinde getirdi.

İşte tam da bu noktada Mehmet Balık’ın duruşu bir kez daha farkını ortaya koydu. O, koltuğunu korumayı değil, değerlerini korumayı seçti. CHP’ye olan aidiyet duygusundan taviz vermedi ve Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etti. Bu karar, günümüz siyasetinde nadir görülen bir ilkeli duruşun ifadesidir.
Bugün dönüp geriye baktığımızda şu soruyu sormak kaçınılmazdır: Eğer Mehmet Balık aday gösterilseydi, bugün Serik Belediyesi bu durumda olur muydu?

Cevap aslında çok açık. Hayır.
Çünkü Mehmet Balık’ın geçmişi, duruşu ve siyasi ahlakı, böyle bir tabloya izin vermezdi. O, siyasi rüzgâra göre yön değiştiren bir isim değil, inandığı değerler uğruna bedel ödemiş bir mücadele insanıdır. Bu yüzden Serik’te yaşanan bu kırılmanın temelinde yalnızca bir kişinin parti değiştirmesi değil, yanlış aday tercihinin yarattığı domino etkisi yatmaktadır.

Siyasette liyakat, sadakat ve mücadele geçmişi göz ardı edildiğinde, ortaya çıkan sonuçlar da ne yazık ki böyle oluyor. Kısa vadeli hesaplar, uzun vadeli kayıplara dönüşüyor. Serik bunun en güncel ve en acı örneklerinden biri haline geldi.

Bugün Serik Belediyesi’nin AKP’ye geçmiş olması, sadece yerel bir kayıp değil, aynı zamanda doğru aday belirlemenin ne kadar hayati olduğunu gösteren somut bir derstir. Eğer o gün halkın sesine kulak verilse, anket sonuçları dikkate alınsa ve emek mücadelesinden gelen bir isim tercih edilseydi, bugün çok farklı bir tabloyu konuşuyor olurduk.

Mehmet Balık’ın duruşu ise bu sürecin en onurlu sayfası olarak hafızalara kazındı. O, koltuk uğruna ilkesinden vazgeçmeyenlerin hâlâ var olduğunu gösterdi.

Ve belki de en önemlisi şunu hatırlattı:
Siyaset, sadece kazanmak değil; nasıl durduğunla, neyi savunduğunla ve ne uğruna vazgeçtiğinle anlam kazanır.