Nihat AK-EGETELGRAF/ Bu yıl otomotiv sektörü üretimde, ihracat adedinde ve iç pazarda gerileme yaşandı. Toplam üretim yüzde 7,3 azaldı, otomobil üretimi yüzde 19 düştü. İhracat adedi yüzde 12 azalırken, gelir yüzde 2,5 arttı. Kapasite kullanım oranı yüzde 59’da kaldı. Toplam pazar yüzde 12, otomobil pazarı yüzde 14 daraldı. Yerli otomobil payı yüzde 35, hafif ticaride yüzde 23 olarak gerçekleşti.

Ege Telgraf’a değerlendirmede bulunan İzmir Ticaret Odası Meclis Üyesi Enver Mehmet Torun, yüksek faizden kapasite kaybına, yan sanayiden elektrikli araç dönüşümüne uzanan riskleri sıraladı; sektörün yeniden ivme kazanması için finansman, rekabetçi sanayi politikası ve teknoloji yatırımı çağrısı yaptı

Meyve ve sebzelerde analiz dönemi! Migros’tan gıda güvenliğinde şeffaflık adımı: Raporlar artık ürün sayfalarında
Meyve ve sebzelerde analiz dönemi! Migros’tan gıda güvenliğinde şeffaflık adımı: Raporlar artık ürün sayfalarında
İçeriği Görüntüle

‘RAKAMLAR YANILTMASIN’

Oluşan tabloyu yalnızca ihracat gelirindeki artış üzerinden başarı olarak okumanın doğru olmayacağı uyarısında bulunan İzmir Ticaret Odası Meclis Üyesi Enver Mehmet Torun, “Sektörün gerçek gücünü üretim adedi, kapasite kullanımı, iç pazar ve ihracat miktarı birlikte gösterir. Üretimin yüzde 7,3, otomobil üretiminin yüzde 19, ihracat adedinin yüzde 12 gerilemesi ciddi bir uyarıdır. İhracat gelirinin 27,2 milyar dolara çıkmasında kur hareketleri, araç fiyatlarındaki yükseliş, ürün karmasının değişmesi ve daha yüksek katma değerli araçların payı etkili olabilir. Ancak fabrikalar daha az üretirken bunu kalıcı bir başarı olarak görmek yanıltıcıdır. Asıl mesele üretim hacmini, rekabet gücünü ve kapasite kullanımını yeniden artırabilmektir. Türkiye otomotivde güçlü bir üretim ülkesi olma iddiasını koruyacaksa maliyet, finansman, yatırım ve ihracat pazarlarında rekabet sorunlarını hızla çözmek zorundadır” dedi.

Otomotv11

‘FABRİKALAR YARIM GAZDA’

Kapasite kullanımının yüzde 59’a gerilemesinin birkaç sebebi olduğunun altını çizen Torun, “Tek bir nedeni yok, birkaç baskı aynı anda sektörü zorluyor. İç pazarda yüksek faiz ve krediye erişim sorunu talebi sınırlarken, Avrupa başta olmak üzere ihracat pazarlarındaki yavaşlama da siparişleri azaltıyor. Bunun yanında enerji, işçilik, finansman ve hammadde maliyetlerindeki artış Türkiye’nin üretim avantajını zayıflatıyor. Kur seviyesinin maliyet artışlarını yeterince telafi etmemesi de ihracatçının rekabet gücünü aşağı çekiyor. Fabrikalar sipariş kadar üretim yapıyor. Kapasiteyi yeniden yükseltmek için finansman koşullarının iyileşmesi, maliyet baskısının azalması ve dış talebin güçlenmesi gerekiyor. Bu tablo yatırım iştahını ciddi biçimde zayıflatıyor” diye konuştu.

SİPARİŞLER AZALIYOR

Ana sanayideki üretim kaybının İzmir’deki yan sanayiye doğrudan yansıdığına vurgu yapan Torun, “Siparişler azalıyor, üretim planları daralıyor, tahsilat süreleri uzuyor ve işletme sermayesi ihtiyacı büyüyor. Özellikle metal, plastik, kalıp, makine ve yedek parça üreten KOBİ’ler hem iç pazardaki yavaşlamadan hem de ihracat siparişlerindeki düşüşten etkileniyor. Bugün birçok sanayici yeni kapasite yatırımı yapmaktan çok mevcut kapasitesini korumaya, çalışanını kaybetmemeye ve nakit akışını yönetmeye odaklanmış durumda. Çünkü yüksek faiz ortamında yeni makine yatırımı yapmak son derece maliyetli. Buna enerji, işçilik ve hammadde giderleri de eklenince yatırım iştahı zayıflıyor. İzmir sanayisinin üretim kabiliyeti güçlü ancak bu gücün korunabilmesi için siparişlerin canlanması, finansmana erişimin kolaylaşması ve öngörülebilir bir maliyet ortamının oluşması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Otomotvi2

TALEP BAŞKA ÜRETİM BAŞKA

Yerli otomobil payının yüzde 35’te kalmasının yalnızca maliyet meselesiyle açıklanabilmesinin pek yeterli olmayacağını belirten Torun, “Türkiye’de tüketicinin tercih ettiği SUV, hibrit, elektrikli ve üst donanımlı araç segmentlerinde ithal modellerin ağırlığı oldukça yüksek. Yerli üretimde ise model çeşitliliği aynı ölçüde geniş değil. Dolayısıyla tüketici talebi ile Türkiye’de üretilen araçların ürün gamı arasında belirgin bir uyumsuzluk oluşuyor. Bir diğer önemli unsur, küresel markaların Türkiye’yi önemli bir satış pazarı olarak görmesi ve çok sayıda modeli ithalat yoluyla pazara sunmasıdır. Vergi sistemi de motor hacmi, fiyat ve teknoloji tercihlerinde pazarın yönünü etkiliyor. Yerli payını artırmak için yalnızca mevcut modelleri daha fazla üretmek yetmez. Türkiye’de yeni nesil araçların, özellikle elektrikli, hibrit ve yüksek talep gören gövde tiplerinin üretimini çoğaltmak gerekiyor. Tüketici hangi aracı istiyorsa onu Türkiye’de üretebilir hale gelmeliyiz” ifadelerini kullandı.

YATIRIM RAFA KALKIYOR

Bugünkü faiz düzeyinde otomotiv sanayisinde yatırım kararı almanın çok daha zor hale geldiğini dile getiren Torun, “Yeni bir üretim hattı, robotik sistem ya da teknoloji yatırımı kısa sürede geri dönen harcamalar değil. Sanayici önce sermayenin maliyetine, ardından yatırımın geri dönüş süresine bakıyor. Kredi pahalı olduğunda birçok proje fizibilite aşamasında rafa kalkıyor. Bu durum sadece bugünkü üretimi değil, gelecek yıllardaki rekabet gücümüzü de etkiliyor. Küresel otomotiv yatırımları ülkeler arasında yarış halinde. Türkiye finansman, teşvik ve yatırım ortamında avantaj üretemezse yeni projelerin Doğu Avrupa, Asya veya Kuzey Afrika gibi alternatif üretim merkezlerine kayması ciddi bir risk haline gelir” değerlendirmesinde bulundu.

DÖNÜŞEMEYEN KAYBEDECEK

Elektrikli araçlara dönüşümün ertelenemeyecek nitelikte bugünün önemli bir konusu olduğunu belirten Torun, “Türkiye’nin özellikle güçlü olduğu metal işleme, kalıp, plastik, kablo, elektronik ve makine alanları bu dönüşüm için önemli bir altyapı sağlıyor. İzmir de bu açıdan ciddi bir tedarik gücüne sahip. Ancak mevcut kabiliyetleri korumak yeterli değil; batarya teknolojileri, güç elektroniği, sensörler, yazılım, hafif malzemeler ve akıllı üretim sistemlerine hızla yatırım yapılması gerekiyor. Çünkü elektrikli araç, geleneksel içten yanmalı motorlu araçtan çok farklı bir tedarik zinciri oluşturuyor. Bugün dönüşemeyen firmalar beş yıl sonra ana üreticilerin tedarik listelerinde yer bulmakta zorlanabilir. Buradaki en büyük risk pazarın tamamen kaybedilmesi değil, katma değeri yüksek yeni nesil parçaların başka ülkelerde üretilmesidir. İzmir sanayisinin bu yarışta kalabilmesi için teknoloji yatırımı, nitelikli iş gücü ve Ar-Ge desteği birlikte ilerlemelidir” dedi.

ÜÇ HAMLE ŞART

Gelecek açısından en büyük endişesinin sorunların birbirini besleyen bir zincire dönüşmesi olduğunu dile getiren Torun, “Üretim düşerse kapasite atıl kalır, ihracat pazarlarında pay kaybı başlar, ardından yeni yatırımlar başka ülkelere yönelir. Bunun devamında yan sanayide şirket kapanmaları ve istihdam kayıpları kaçınılmaz hale gelebilir. Bu nedenle bugünden önlem alınmalı. Birincisi, sanayiciye uzun vadeli ve erişilebilir yatırım finansmanı sağlanmalı. İkincisi, otomotivde enerji, vergi ve üretim maliyetlerini azaltacak rekabetçi bir sanayi politikası uygulanmalı. Üçüncüsü ise elektrikli araç, batarya, yazılım ve ileri teknoloji yatırımlarına güçlü ve uzun vadeli teşvikler verilmelidir. Otomotiv sektörü günü kurtaran değil, en az beş-on yıllık perspektifle yönetilmesi gereken stratejik bir alandır” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Ege Telgraf