Nihat AK/EGE TELGRAF- Aradan 26 yıl geçti. Takvim değişti ama manzara pek değişmedi. Aynı sorular, aynı eksikler, aynı göz ardı edilen uyarılar…
Oysa uzmanlar her defasında söylediler: Deprem öldürmez, ihmal öldürür. Ve biz hâlâ dinlemeyi bekliyoruz, bir sonraki sarsıntıya kadar.

DEPREM DEĞİL İHMAL ÖLDÜRÜYOR

Hem merkezi idarenin hem de yerel yönetimlerin sorumluluklarını yerine getirmediğini vurgulayan İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İzmir Şubesi Başkanı Bengi Atak, 26 yılın ardından hala ders alınmamış olmasının sonuçlarının 6 Şubat depremleriyle bir kez daha acı şekilde yaşandığını, depremlerin değil ihmallerin öldürdüğünü söyledi.

"6 Şubat 2023 depremleri, 1999’dan bu yana verilen sözlerin tutulmadığını, Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nın ise kağıt üstünde kaldığını gösterdi" diyen Başkan Atak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 6 milyon yapının riskli olduğunu hatırlatarak, “Bu yalnızca bir tahmin. Hangi yapıların riskli olduğu bile bilinmiyor. Oysa yapı stoku envanteri 2017’de tamamlanmalıydı. Tamamlansaydı, 6 Şubat’ta yıkılan 240 binden fazla bina önceden tespit edilebilir, büyük bir yıkım önlenebilirdi” dedi.

‘RANTSAL DÖNÜŞÜM’

Kentsel dönüşüm politikalarının da bilimsel kriterlerden uzak yürütüldüğünü belirten Başkan Atak, “2012’den bu yana yalnızca 238 bin yapının dönüşümü tamamlandı. Bu, toplam riskli yapıların sadece yüzde 4’ü. Üstelik bu dönüşümler rant değeri yüksek bölgelerde yoğunlaştı. Riskli bölgelerde ise çoğu yerde tek bir çivi bile çakılmadı. 1999 sonrasında getirilen Özel İletişim Vergisi başta olmak üzere çeşitli başlıklarla toplanan vergiler var. 2025 yılı başına kadar bu kalemden 40,2 milyar dolar gelir edildi. Aynı dönemde merkezi bütçeden kentsel dönüşüme yalnızca 480 milyar TL ayrıldı” açıklamasında bulundu. Depremlerden kaçınılamayacağını ama afetlerin önlenebileceğine dikkati çeken Başkan Atak, “Deprem doğal bir olaydır; afete dönüşmesi ise insan kaynaklıdır. Bilimsel bilgiyle hareket edildiğinde felaket yaşanmaz. Bu nedenle siyasal irade, yerel yönetimler ve tüm kurumlar, kentlerin planlanmasından yapı denetimine kadar sorumluluklarını yerine getirmelidir. Toplumun yaşam hakkı, siyasal ve ekonomik çıkarlara kurban edilemez. Rantı değil insanı önceleyen bir kentleşme anlayışı derhal hayata geçirilmelidir. Yapı denetimi kamusal hizmet olarak yeniden örgütlenmeli, meslek odaları sürece dahil edilmelidir. Depremler kaçınılmaz; ama afetler önlenebilir. Daha fazla geç kalmadan, bir tek insanımızı daha yitirmeden, bilimin rehberliğinde harekete geçilmelidir” ifadelerini kullandı.

‘DENETLEMEDEN ONAY’

Afetlere karşı dirençli bir toplum olmanın yolunun afet öncesi yapılan planlama ve denetimlerden geçtiğine dikkati çeken Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Sinancan Öziçer, “Afetlerden önce yapılacak bir adım, afet sonrası kaybolacak on adımdan tasarruf sağlar. Önümüzdeki 25 yılın daha sağlam temellere oturtulması için kent bazlı risk analizleriyle, bilimsel, yerel ve disiplinler arası bir planlamaya geçilmesi şart. Yapılacak her iş afet öncesinde yapılmalı ki, afet sonrası acılar, kayıplar ve yıkım daha az olsun” dedi.

‘KIRILGANLIK FARKI’

Yapı envanterinin hızlı bir şekilde tespit edilmesi gerektiğine, her kentin ve mahallenin farklı riskler barındırdığına değinen Öziçer, “Heyelan, zemin sorunları, taşkın gibi farklı risk alanlarını tespit ederek kent bazlı risk analizleriyle dirençli kent planlamaları yapılmalıdır” diye konuştu. Zemin etütlerine dair önemli bir eksikliğe de değinen Öziçer, bu çalışmaların mühendislik kriterlerine ve yönetmeliklere uygun olarak yapılıp yapılmadığının mutlaka denetlenmesi gerektiğini vurguladı. Ancak en büyük sorunun bu denetimin sağlıklı yapılamaması olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:“İzmir'de 30 ilçenin 20'sinde jeofizik mühendisi yok. Bu ne demek? Bu 20 belediyeye gelen zemin etüt raporları, jeofizik mühendisi tarafından incelenmeden, denetlenmeden onaylanıyor demek. Bu ciddi bir eksikliktir ve mutlaka giderilmelidir.”

HATIRLAMAK YETMEZ!

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 26. yıldönümünde, sadece yüreklerde derinleşen acıların tazelenmesi değil, o acıların bir daha yaşanmaması için atılacak adımların da önemi yeniden gündemin odak noktası oldu. İzmir’in 2020’de yaşadığı depremin hemen ardından kurulan İzmir Afet Bilinci, Çevre ve İklim Farkındalığı Derneği (İZ-AFED), toplumun afetlere karşı uyanışını ve bilincini artırmak için büyük bir özveriyle çalışıyor.

İZ-AFED’in, 2020’de İzmir’de yaşanan depremden kısa süre sonra kurulup, farklı disiplinlerden uzmanlarla multidisipliner bir kadro oluşturduğunu hatırlatan Ertaş, “Derneğimiz, teknik, sosyal ve sanatsal alanlarda çok yönlü projeler geliştirerek afetlere karşı toplumsal ve kentsel dirençlilik için çalışıyor” dedi. Her depremin yıl dönümünde tazelenen acıların bir daha yaşanmaması için neler yapıldığının önemine vurgu yapan İzmir Afet Bilinci, Çevre ve İklim Farkındalığı Derneği (İZ-AFED)Başkanı Servet Ertaş, “Başka depremlere hazır mıyız? İşte asıl mesele budur. Tıpkı Hamlet'in efsanevi repliğindeki gibi "Olmak veya olmamak, işte bütün mesele bu" diyoruz. Çünkü bir ülkenin afetlere karşı farkındalığı, bilinci, direnci, hazırlığı, dayanıklılığı veya kırılganlığı, bir sonraki seferde yaşayacaklarının da göstergesi ve sebebidir” diye konuştu. Afetlere karşı dirençli bir toplum ve kent yapısı oluşturmak amacıyla, çok disiplinli ve çok yönlü çalışmalar yürüttüklerini belirten Başkan Ertaş, “Kurduğumuz derneğimiz, mühendislikten sosyal bilimlere, sanattan çevre bilincine kadar geniş bir yelpazede farkındalık çalışmaları yürütmektedir.Bu kapsamda, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 26. yılında, Konak Belediyesi Afet İşleri Müdürlüğü, NARKUT ve KEAK iş birliğiyle "Depreme Hazırlıklı Olmak" başlıklı bir etkinlik düzenliyoruz.

Etkinliğimizde; fotoğraf sergisi, kısa video gösterimi, “Hazır mıyız?” adlı tiyatro oyunu ve uzman söyleşileri yer alacak. Panelde ise Yüksek Jeoloji Mühendisi Bora Sonuvar, Yüksek İnşaat Mühendisi Mutlu Burak Paksoy, KEAK Ekip Lideri Ajlan Alpay ve NARKUT Ekip Lideri Neval Emir deneyimlerini paylaşacak” şeklinde konuştu.

ÇÜRÜMÜŞLÜĞE DUR DEMEZSEK…

Depremzedelerin sesini ve görüşlerini ilk ağızdan devlet yetkililerine anlatabilmek için dernek kurma ihtiyacı hissettiklerini vurgulayan İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği (İZDEDA) Başkanı Haydar Özkan, “1999’daki 17 Ağustos Depremi olduğunda, hepimiz büyük bir şok yaşadık. Ne olacağını, nasıl başa çıkacağımızı bilmiyorduk. Geçmişte farklı depremler yaşamıştım ama 99, bambaşkaydı… İnsanları yerinden sıçratan, ruhlarda derin yarıklar açan bir sarsıntıydı. Bu depremin ardından devlet bir adım attı, “Deprem vergisi” adı altında bir kaynak oluşturulmasına karar verildi. O günden bugüne 26 yıl geçti. Van, Bingöl, Elazığ sallandı, ardından İzmir... Ve İzmir’de yaşanan depremin hemen ardından biz de elimizi taşın altına koyduk. Bir dernek kurduk. Depremzedelerin yaşadıklarını doğrudan devlete aktaracak bir yapı oluşturduk. O günlerde sağ olsunlar, sesimize kulak verdiler, bizi dinlediler” dedi. Sistemde bir düzenleme yapılmaması halinde yaşanan çürümeye dur denilemeyeceğini savunan Başkan Özkan, "Ben o günlerde çok yalvardım, ‘Bir kamera koyun, yaşadıklarımızı anlatayım; hafızalara kazınsın, ders olsun’ dedim. Ama belki de beni yanlış anladılar, ‘Ünlü olmaya çalışıyor’ sandılar… Derken 6 Şubat geldi. Rabbim bir daha yaşatmasın. Büyük acılar yaşadık, hâlâ yaşıyoruz. Önce can, sonra mal derdi…

İzmir’deki depremin üzerinden neredeyse 5 yıl geçti ama hâlâ yerimizde sayıyoruz. 7169 sayılı kanun gereği ağır, orta ve az hasar ayrımı yapıldı. Ağır hasarlılar yeni konutlara kavuştu. Biz orta hasarlılar ise güçlendirme dahi yapamadık; kredi yok, destek yok. Sadece zorla aldığımız emsal hakkı dışında hiçbir şey görmedik. Şimdi, Dünya Bankası kredisiyle evimizi yapmaya çalışıyoruz. Ama asıl içimi acıtan şu: 1999’da deprem vergisi kondu, denildi ki ‘Şehirler direnç kazansın’. Ama o düşünce hiç hayata geçmedi. Bakan bile çıkıp 'O vergiler başka yerde kullanılmış olabilir' diyebiliyor. Olabilir... Ama deprem için toplanan para, günü geldiğinde yerine konmalıydı. Konmadı…

Ben bir İzmir depremzedesiyim. Orta hasarlı evim için bugüne kadar devletten tek kuruş yardım almadım. Ama yıllarca vergi verdim, hâlâ da veriyorum. 6 Şubat sonrası ek MTV geldi, onu da ödedim. Çünkü mecburduk, aldılar. Bu sistemi düzeltmezsek, bu çürümüşlüğü durdurmazsak, 1999’un acısı sadece geçmişte kalmaz; geleceğe dair umutlarımızı da silip süpürür" şeklinde konuştu.

DONMA, HAZIR OL

Depremin ardından gelen ilk 72 saatin hayatla ölüm arasındaki çizgi olduğunu vurgulayan Herkes İçin Acil Sağlık Derneği Başkanı Uzman Dr. Ülkümen Rodoplu, “Arama kurtarma gecikebilir; bu yüzden hazırlık ve ilk yardım bilgisi şart” dedi. Depremlerden hayatta kalabilmeye dair deneyimlerin olduğunu hatırlatan Rodoplu, bazı bilgilerin mutlaka içselleştirilmesi gerektiğini söyledi.

BEYİN DONUP KALIYOR

Deprem tatbikatları yapmanın önemli olduğunu belirten Dr. Rodoplu, “Hayatta kalabilmemiz için evin içinde bazı noktaları belirleyip iş bölümü yapıp mutlaka o dağılımdan sonra da tatbikat yapmalıyız. Uygulamayı yapmazsak ne yazık ki donup kalıyoruz. Çünkü beynimiz donmak, korkmak, dua etmek üzerine şartlı. İlk 72 saatte erken dönemde basit, önemli dört tane malzemeye de ihtiyacımız var. Türkiye'de her bireyin çantasında ya da cebinde bulundurmasını ısrarla öneriyorum. Yerimizi belli etmek için, karanlıkta yolumuzu bulabilmek için düdük ve fener. Çok amaçlı bir çakı ve olmazsa olmaz maske. Hem kendimizi depreme daha hazır hissedeceğiz hem de hayatta kalma şansımızı ve kendi yerimizi gösterme şansımızı artıracak. Depremden sonra en çok insanların ölümüne neden olan kırık, çıkık, ezilmeler ve kanamalar. Dolayısıyla o ilk 72 saatte bildiğimiz o basit ilk yardım uygulamalarını çocuğumuza, komşumuza, o etraftaki toplanma alanındaki insanlara uygulamak gerekir. Bunun için mutlaka o ilk yardım, hayatta tutma bilgilerini öğrenmeli, uygulamalı ve bugünden hazırlık yapmalıyız" diye konuştu.

Kaynak: Haber Merkezi