Nihat AK-EGETELGRAF/ Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ekim ayı enflasyonunu aylık yüzde 2,55, yıllık ise yüzde 32,87 olarak açıkladı. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise aynı dönemde tüketici fiyat endeksinin (E-TÜFE) yüzde 3,74 arttığını, yıllık artışın yüzde 60 seviyesinde gerçekleştiğini bildirdi. En önemli artış erkek giyimi ve gıda fiyatlarında oldu. Açıklanan TÜİK verileri, maaş zamlarından kira artışlarına, vergi, harç ve ceza oranlarına kadar geniş bir alanda domino etkisi yarattı. Buna göre Kasım ayında konut ve iş yeri kiralarında azami artış oranı yüzde 37,15 oldu. SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için yüzde 10,25, memur ve memur emeklileri için ise yüzde 5 enflasyon farkı yansıtılacak. 2026 yılı için yeniden değerleme oranı yüzde 25,49 olarak belirlendi.
‘FARK CEPTEN’
Gerçek enflasyonu gizleyerek refah yaratamayacağını vurgulayan ekonomist Murat Kartalkaya, “TÜİK ile ENAG arasındaki 27 puanlık fark artık bir istatistik tartışması değil, mutfağında tencere kaynamayan milyonların gerçeği haline geldi. Bir yanda 415 maddelik resmi “sepet”, diğer yanda 230 bin gerçek fişle ölçülmüş halkın enflasyonu… Bu fark neden önemli? Çünkü TÜİK rakamı düşük kaldığında, memurun da emeklinin de maaş zammı düşük kalıyor. Asgari ücretlinin ara zammı engelleniyor, kira tavanı sınırlı kalıyor, TOKİ taksitleri düşük artıyor. Fark vatandaşın cebinden çıkıyor.

Eğer altı aylık enflasyon yüzde 11,75 açıklanıyorsa, memur zammı yüzde 18’de kalıyor. Oysa gerçek enflasyon yüzde 30 olsaydı, 250 milyar lira daha emekliye gidecekti. Bu tablo, enflasyonun sadece bir rakam değil, bir politika aracı haline geldiğini gösteriyor. TÜİK verileri giderek inandırıcılığını yitiriyor. Çünkü toplumun yaşadığı pazar fiyatlarıyla, açıklanan oranlar arasında artık uçurum var. Enflasyonun bu kadar hayatın gerisinde kalması, ekonomik güveni aşındırıyor. TÜİK sepetini genişletmeli, fiyat toplama yöntemlerini şeffaflaştırmalı ve bağımsız bir denetim kuruluna tabi olmalı. ENAG gibi akademik bağımsız girişimlerin varlığı bu yüzden kıymetli; çünkü halka, kendi cebindeki gerçeği gösteriyor. Kâğıt üzerinde düşen oran, sofrada artan açlığı durdurmaz” dedi.
PLASTİK TAKIM PEŞİNDE
Erkek giyiminin zam şampiyonu olmasını değerlendiren İzmir Terziler ve Konfeksiyoncular Odası Başkanı Mustafa Güvenli, “Son dönemde en çok pahalanan ürünlerin başında erkek giyim geliyor. Yüzde 15’i aşan fiyat artışları, artık sadece etiketlerde değil, halkın cebinde de derin izler bırakıyor. Bir mont 10 bin lira, bir gömlek 2 bin 500 lira olmuş durumda. Üretim azaldı, girdi maliyetleri yükseldi. Kumaşın, ipliğin, enerjinin, hatta umudun bile fiyatı arttı. Bugün dar gelirli vatandaşlarımız adeta kumaş yerine plastik karışımlı takımlar giymek zorunda kalıyor. 4-5 bin liraya alınan bu takımlar, artık şıklığın değil, geçim mücadelesinin sembolü oldu. Tekstil ve konfeksiyon sektörü ne yapsın? Girdi maliyetleri artarken, üretici nefes almakta zorlanıyor. Eğer yapısal tedbirlerle bu yük hafifletilmezse yarın çok daha yüksek fiyatlarla karşılaşmamız kaçınılmaz” dile konuştu.

‘SORUN DERİNLEŞMESİN’
Gıda fiyatlarındaki artışların büyük oranda iklimsel kaynaklı olduğunu belirten İzmir Pazarcılar Esnaf Odası Başkanı Hamdin Erişen, “Sonbaharla birlikte tarla mahsulleri dönemini kapattık. Artık tezgâhlarımızdaki sebze ve meyveler, büyük oranda örtü altı seralardan geliyor. Ancak bu üretim şekli, beraberinde doğal olarak yüksek maliyetler de getiriyor. Akaryakıttan personel giderine, her kalemde artış yaşanıyor. Biz pazarcı esnafı olarak elimizden gelen fedakârlığı yapıyoruz. Sabahın en erken saatinde evinden çıkan, çocuklarının yüzünü karanlıkta gören, akşam yine yorgun ama onurlu bir şekilde evine dönen esnafımız, alın terini tezgâhında halka sunuyor. Bizim tek derdimiz, vatandaşa taze ve uygun fiyatlı ürün ulaştırmak. Ancak son dönemde bazı belediyelerin, daha fazla gelir elde etme hırsıyla semt pazarlarını gereksiz yere çoğaltma eğiliminde olduğunu görüyoruz. Oysa bir semt pazarına gelen vatandaş sayısı bellidir. Aynı bölgede fazla pazar kurulursa, satış düşer, maliyet artar, sonunda vatandaşa da fiyat yüksekliği olarak yansır. Buradan tüm seçmenlere sesleniyorum: Belediyelerinizi uyarın. Pazarlar belirli günlerde, belli düzen içinde kurulsun. Biz istiyoruz ki hem esnaf kazansın, hem halk uygun fiyata alışveriş yapsın” ifadelerini kullandı.
‘GELSİN SEÇİM’
TÜİK enflasyon açıklamasının ardından, emekli, çalışan ve muhalefet temsilcilerinden peş peşe tepkiler geldi. Emekli ve Emekçiler Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Gönül Boran Özüpak, verilerin halkın yaşadığı geçim sıkıntısını yansıtmadığını belirterek, “Bu ülkenin enflasyonu tabloda değil; sofrada, kirada, faturada. Millet pazarda etikete değil, sepete bakıyor. Cüzdan yanıyor, market yanıyor, ev sahibi kapıda... Ama TÜİK hâlâ hissedilmeyen rakamlar açıklıyor. Derdimiz geçim, gelsin seçim!” dedi.

‘MASALLAR KABİLİNDEN’
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, “TÜİK'in paylaştığı enflasyon verisi değil! TÜİK iktidarı, Erdoğan'ı memnun edecek rakamları, garibin sofrasından eksilecek lokmanın tutarını, büyüyecek yoksulluğu paylaştı. Bir de utanmazlığı, vicdansızlığı, adaletsizliği... AKP iktidarı ise 2,5 yıl evvel yine TÜİK’in belirlediği yüzde 38’lik enflasyonu nasıl başarıyla yüzde 33’e düşürdüğünü anlatacak masal kabilinden…” sözleriyle tepki gösterdi.
‘HALKIN BELİNİ BÜKÜYORLAR’
CHP Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcüsü Veli Ağbaba da TÜİK verilerinin “makyajlı” olduğunu savunarak, “açıklanan enflasyon yüzde 32,87 ama pazarda, mutfakta yaşanan yüzde 100’ün üzerinde. Her yıl olduğu gibi bu yıl da işçiye, memura, emekliye düşük zam vermek için rakamları düşürüyor, halkın belini büküyorlar. Bu ülkenin yoksulu, emekçisi, emeklisi TÜİK tablolarıyla değil, gerçeklerle yaşıyor! Gerçekleri gizleyemezsiniz” ifadelerini kullandı.
SARI SENDİKALARLA
Düşük rakamlarla refah payı ödemesinden kaçınıldığını öne süren Hür-Sen Konfederasyonu ve Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, “Aradaki fark yıllara yayıldığında, çalışanların alım gücünün neden eridiği açıkça görülür. Bu cendereden çıkmanın tek yolu her 6 ayda yüzde 10 refah payı ödemesidir” dedi. Kuruoğlu, “Hükümet ve sarı sendikalar el ele, yokluk ve yoksulluk üretmiştir” sözleriyle sert eleştirilerde bulundu.





