Fulya OMAÇ- Ruh sağlığı konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı ve ruhsal hastalıkların daha iyi anlaşılmasını amaçlayan Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün bu yılki teması, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “Yaşanmış deneyimlere kulak ver: Gerçek sesler, gerçek değişim” olarak belirlendi. Psikolojik sorun yaşayanların kişisel deneyimlerinin dikkate alınmasını esas alan bu anlayışın tarihsel izleri, 23 asır önce Pergamon Asklepionu’nun sütunları arasında, insanı bedeni, zihni ve yaşadıklarıyla bir bütün olarak ele alan tedavi yöntemlerinde görülüyordu. Adını sağlık ve hekimlik tanrısı Asklepios’tan alan İzmir’in tarihi ilçesi Bergama’daki bu antik tıp kompleksi, eczacılığın babası ve gladyatörlerin hekimi Galenos'un da çalışmalarını sürdürdüğü, dönemin en büyük hastane ve tıp okullarından biri olmasının yanı sıra tarihteki ilk psikoterapi merkeziydi.

Girişinde “Ölümün girmesi yasaktır” sözünün yer aldığı rivayet edilen antik dünyanın bu önemli şifa merkezindehastalığın kaynağına inmeyi amaçlayan çok yönlü bir sağlık anlayışı uygulanıyordu. Rüyaların dinlenip yorumlanmasından telkine, su ve kuş seslerinden müzik ve tiyatroya, şifalı sulardan çamur banyolarına, masaj ve egzersize kadar farklı yöntemlerden yararlanılıyor, hastanın bedensel ve ruhsal durumu birlikte değerlendirilerek tedavi kişiye göre şekillendiriliyordu.

Bu hafta sinemaya gideceklere müjde! 9 yeni yapım vizyona giriyor: İşte film takvimi
Bu hafta sinemaya gideceklere müjde! 9 yeni yapım vizyona giriyor: İşte film takvimi
İçeriği Görüntüle

DÜNYA GELİYOR

Binlerce yıl önce suyun ve müziğin sesiyle ruhları iyileştiren bu kutsal alan, günümüzde tıp tarihine yön veren entelektüel bir buluşma noktası ve Bergama’nın dünyaya açılan en prestijli kültür-turizm vitrinlerinden biri olarak varlığını sürdürüyor. Yaklaşık yarım asırdır ev sahipliği yaptığı psikoterapi kongreleri ve üniversitelerin sağlık buluşmalarıyla antik çağın şifa enerjisini modern tıp dünyasına aktaran merkez, akademik dünyadaki prestijli yerini koruyor. Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı’nın bir parçası olarak 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren ve küresel ölçekte bilinirliği artan tarihi alan, her yıl dünyanın dört bir yanından gelen binlerce turisti ağırlıyor.

KANSERİ GERİDE BIRAKTI

MÖ 4. yüzyılda kuruluşundan itibaren yaklaşık dokuz yüzyıl boyunca şifa arayanların başvurduğu önemli merkezlerden biri olan Asklepion’dan kalan yapılar ve antik kaynaklar bu tarihsel sağlık anlayışının izlerini bugüne taşırken, ruh sağlığı sorunları günümüz dünyasında önemli halk sağlığı konularının başında geliyor. Stres, kaygı, depresif bozukluklar ve tükenmişlik milyonlarca insanı etkilerken, Ipsos araştırmasında ruh sağlığını önemli bir sağlık tehdidi olarak görenlerin oranı 2025’te yüzde 45’e yükselerek yüzde 41’de kalan kanseri geride bırakıyor.

7 KİŞİDEN 1’İ

DSÖ’nün geçtiğimiz 23 Eylül’de yayımladığı "World Mental HealthToday: Latest Data" verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 1,2 milyar insan (her 7 kişiden biri) ruhsal bir bozuklukla yaşıyorve bu durumun yarattığı üretim kaybı küresel ekonomiye yıllık 1 trilyon dolara mal oluyor. Türkiye’de de tablo kaygı verici. Ipsos’un 2025 araştırmasına göre her dört kişiden üçü son bir yılda stres nedeniyle başa çıkamayacağını hissettiğini belirtirken, 2026 araştırmasında her 10 kişiden yaklaşık 8’i ruh sağlığı için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini ifade ediyor. 2026 Dünya Mutluluk Endeksi’nde ise Finlandiya 9. kez liderliğini korurken, Türkiye 5,3 puanla 147 ülke arasında 94. sırada ve Avrupa listesinin de sondan ikinci basamağında yer alıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülkede her 100 bin kişiye yaklaşık 9 psikiyatri uzmanı düşerken, antidepresan tüketimi 2025 yılında 71,5 milyon kutuya ulaştı. Günümüzde milyarlarca insanın yaşamını etkileyen ruhsal sorunlara, Bergama Asklepionu’nda yüzyıllar önce beden ve ruhu birlikte ele alan yöntemlerle çare aranıyordu. Dünyada ilk psikoterapi yöntemlerinin uygulandığı sağlık merkezlerinden biri kabul edilen Asklepion, Pergamon’dan başlayan yaklaşık üç kilometrelik Kutsal Yol’un sonunda, Antik Çağ’ın dört bir yanından şifa arayan insanları ağırlıyordu. Kapısında “Ölümün girmesi yasaktır” ibaresinin bulunduğu rivayet edilen bu antik sağlık merkezinin 2 bin yılı aşan geçmişini, profesyonel turist rehberi Fahri Satılmış ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyle sayfalarımıza taşıdık. Bu özel röportajımızda yüzyıllar boyunca şifa merkezi olarak ün kazanan Asklepion’un kuruluş efsanelerinden antik dönemde uygulanan sıra dışı tedavi yöntemlerine, zehrin panzehire yılanın tıbbın simgesine dönüşme öyküsüne, hastaların merkeze kabul süreçlerindenRoma imparatorları ile gladyatörlerin ünlü Bergamalı hekimi ve eczacılığın babası kabul edilen Galenos’un tıp bilimine kazandırdığı ölümsüz değerlere kadar merak edilen pek çok tarihi detayı konuştuk.

Antik dünyanın ilk psikoterapi yöntemlerinin uygulandığı Asklepion'un kuruluş öyküsünü kısaca anlatabilir misiniz?

-Bu kuruluşun temelinde bir vefa ve şükran hikayesi yatar. Pergamon’un ilk Prytan’ı, yani o dönemin en yüksek mülki amiri olan Arkhias, Yunanistan’da avlandığı sırada talihsiz bir şekilde ayağından ağır yaralanır. Şifa bulmak amacıyla antik çağın en önemli tıp merkezlerinden biri olan Epidaurus Asklepionu’na başvurur. Epidaurus ve Kos adasındaki şifahanelerin en prestijli sağlık merkezleri kabul edildiği o dönemde, burada gördüğü tedaviyle sağlığına kavuşan Arkhias memleketine döner. MÖ 4. yüzyılda Pergamon’a gelen mülki amir, sağlık tanrısı Asklepios’a duyduğu şükranın bir ifadesi olarak, yanında getirdiği rahip-hekimlerle birlikte bugünkü Bergama Asklepionu'nun ilk temellerini atar.

Asklepion’un yer seçiminde hangi etkenler belirleyici oldu ve bu şifa merkezi yüzyıllar içinde nasıl büyük bir sağlık merkezine dönüştü?

Asklepion’un yer seçiminde coğrafya ve özellikle su kaynakları belirleyici bir rol oynadı. Geyikli Dağı'nın eteklerinde, bu şifalı pınarların çevresinde yükselen ilk yapılar, merkezin dokuz yüz yıl boyunca kesintisiz sürecek tıp geçmişinin de başlangıcı oldu. Kentin büyümesindeki ana etken de bu doğal kaynaklardır. Asklepion'daki tüm tedavi anlayışında hayati bir yere sahip olan bu kutsal kaynak, yaklaşık 2 bin 300 yıl sonra bugün de aynı yerde akmaya devam ediyor. Yüzyıllar içinde yeni tapınaklar ve şifahane yapılarıyla genişleyen merkez, özellikle Roma İmparatoru Hadrianus döneminde gerçekleştirilen büyük imar faaliyetleriyle anıtsal bir görünüme kavuşarak tıp ve eczacılık eğitiminin de verildiği geniş bir sağlık kompleksine dönüştü.

Asklepion denilince aklımıza ilk gelen kalıntılardan biri de girişteki iki yılan kabartmalı mermer sütun. Bu sütun neyi simgeliyor?

Asklepion’un girişindeki kutsal avluda yer alan o sütun, antik çağın şifa anlayışını doğrudan yansıtır. Sağlık tanrısı Asklepios’un kutsal hayvanı olan yılan, derisini değiştirerek kendini yenilediği için bilgeliğin, iyileşmenin ve yeniden doğuşun simgesiydi. Zaten Asklepios’un çevresine yılan dolanmış asası, günümüzde de tıbbın evrensel simgesi olarak kullanılıyor.

Bu meşhur sütunun bir de Galenos ile ilişkilendirilen bir efsanesi mi bulunuyor?

Rivayete göre, dönemin en büyük hekimi olan Galenos zamanında, iyileşme umudu kalmayan ağır bir hasta, Asklepion'un "Buraya ölüm giremez" kuralı gereğince tapınaktan çıkarılır ve giriş kapısının önüne, yakınlarının alması için bırakılır. Çaresizlik ve acı içinde ölümü bekleyen hasta, kapının önünde duran bir taş oyuğun (veya kasenin) içindeki sütten içen iki yılan görür. Bu iki yılan sütü paylaşamayarak kavga etmeye başlar ve öfkelerinden zehirlerini sütün içine

kusarlar. Acı çekerek ölmektense hızlı bir ölümü tercih eden hasta, hayatına son vermek amacıyla bu zehirli karışımı son damlasına kadar içer. Ancak karışımı içtikten sonra derin bir uykuya dalan hasta, ölmek yerine tamamen iyileşmiş, dinç bir şekilde ayağa kalkar. Durumu öğrenen ünlü hekim Galen, yılan zehrinin doğru dozdaki şifa verici gücünü (farmakolojinin temelini) anlar. Sağlık Tanrısı Asklepios'a bir adak olarak, üzerinde aynı kaptan süt içip zehir kusan iki yılanın resmedildiği mermer bir sütun diktirir ve bunu merkezin sembolü yapar. Hikayenin gerçekliği tartışmalı olsa da, günümüzde tıp ve eczacılığı simgeleyen çifte yılan figürünün kökeni bu Bergama’daki bu şifa efsanesine dayanır.

HER HASTAYA ÖZEL TEDAVİ

Bir hasta Asklepion’a kabul edildikten sonra nasıl bir tedavi sürecinden geçiyordu? Hekimler hangi yöntemleri uyguluyordu?

-Merkezde herkese uygulanan tek tip bir tedavi yoktu. Hastanın durumuna göre bedeni ve ruhu birlikte ele alan farklı yöntemlerden yararlanılıyordu. Asklepion’un kutsal kaynağından akan su, tedavinin temel unsurlarından biriydi. Hastalar öncelikle “kutsal ve şifalı” olduğuna inanılan bu sudan belirli miktarlarda içiyordu. Suyun içerdiği minerallerin ve hafif radyoaktif özelliklerinin sindirim sistemi ve genel vücut sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğuna inanılıyordu. Hastaların ihtiyaçlarına göre çamur banyoları ile sıcak ve soğuk su uygulamaları da yapılıyor, böylece suyun farklı biçimlerde kullanıldığı fiziki arınma yöntemlerinden yararlanılıyordu.

RUHUN ŞİFASINDA TELKİN, SU VE MÜZİK

Bedenin tedavisi bu kadar farklı yöntemle ele alınırken hastanın ruhsal durumu için nasıl bir yol izleniyordu?

-Ruhsal iyileşme de tedavinin en önemli parçasıydı. Hastalara telkin uygulanıyor, uyku ve rüyalardan yararlanılıyor, gördükleri rüyalar yorumlanıyordu. Hastaları sakinleştirmek ve ruhsal olarak rahatlatmak amacıyla su ve kuş seslerinin yanı sıra müzikten de yararlanılıyordu. Kutsal kaynaktan gelen suyun sesi de bu ortamın bir parçasıydı. Asklepion’da insanın yalnızca fiziksel rahatsızlığına odaklanılmıyor, bedensel ve ruhsal iyilik hali birlikte ele alınıyordu.

Kaynak: Haber Merkezi