EGE TELGRAF- Oruç ibadetinde kul, imsak vaktinden akşam namazına kadar en temel ihtiyacı olan yemekten, içmekten ve cinsi münasebetten uzak durur. Bedensel arzuların yönetimi kulun iradesinin bir tezahürüdür. Bedende sıklıkla kendisini tekrarlayan açlık ve susuzluk ihtiyacını erteleme iradesi, kişinin kendi insani boyutunu keşfetmesine imkân sağlar. Bu iradenin yaradan kudretin rızası uğrunda yaşanması, ilahi rahmetin kulun iliklerine kadar dolmasına yol açar. Sen yeme dediğin için yemiyorum ya Rabb’i, düşüncesi oruçlu müminin sabahtan akşama kadar lisanı hal ile her anında yaşanır. Allah’ın emrinin kişinin hayatının ve bedenin içine gün boyunca tesir etmiş olması muazzam bir sonuçtur. Gökleri ve yeri var eden kudrete gönüllü bir şekilde teslim oluşumuzun bedenimizde yankılanması, organlarımızdan hücrelerimize kadar uzanır.
ŞEHADET EDER
Kulluk bilincinin bedenle eş güdüm hâlinde gün boyunca kesintisiz yaşandığı bu denli muazzam başka bir ibadet yoktur. Nitekim derilerimiz dahi hesap gününde dile geldiğinde her halimizden haberdar olduklarını Cenab-ı Hakk’a belli edeceklerdir. Nitekim ayeti kerimede şöyle geçer: “Derilerine dediler ki: Niçin aleyhimizde şahitlik ettiniz? Derileri dedi ki: Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu!” Şu hâlde derilerimiz vesair azalarımız her yaptığımıza tanıktır. Bakınız Cenab-ı Hak ne buyuruyor: “Ne işitmenizin ne görmenizin ne de derilerinizin aleyhinizde şehadette bulunmasına karşı kendinizi sakınmıyordunuz!” Binaenaleyh beden ve azalar, kulun yaptığı kötü şeylerden ne denli olumsuz etkileniyorlarsa yaptığı iyi şeylerden de o denli olumlu etkilenirler. Dışa bakan yüzüyle açlık ve zorluk olarak gözüken durum, içe bakan yüzüyle ilahi bir rahmettir. Oruçlu kimsenin dilinin damağının kuruması dahi, Allah katında yakınlığa vesiledir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Oruçlunun ağız kokusu Allah’ın katında misk kokusundan daha hoştur.”
SESSİZ BİR HUZUR
Oruç her yanımızı saran bir sükûnetin adıdır. Bundan bedenimizdeki her organımız nasibini alır. Başta midemiz olmak üzere yıl boyunca sürekli doldur boşalt olmaktan yorgun düşmüş ve oruçla rahata ermiştir. Benzer şekilde yeme ve içmeye bağlı olarak vücutta gelişen tüm hareketliliğin yerini sakinlik alır; tüm organların kendilerini tamir ettikleri bir sessizlik hâkim olur. Orucun yerli yabancı pek çok uzman tabibin önerileri arasında yer alması boşuna değildir. Ne var ki müminlerin tuttukları oruç kulluk bilincinin eşlik ettiği bir açlıktır. Temel gayesi sıhhat değil Allah’ın rızasıdır. Sağlık olsa olsa oruç tutması nedeniyle Cenab-ı Hakk’ın kuluna dünyada yaşattığı promosyon misali küçük bir hediyedir. Bu yüzden, vaktiyle Allah rızası için oruç tutmayanların gün gelip doktor tavsiyesiyle açlık diyetlerine girişmeleri ne kadar hazindir.
TAKVA
Orucun emredildiği ayetlerde Allah (c.c.) farz kılınmasının temel gerekçesini takva olarak belirtmiştir: “Ey imân edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılınmıştır; böylelikle sizler takvaya eresiniz.”8 Kişinin takvalı olabilmesi sakınma refleksinin gelişmesine bağlıdır. Yüce Yaradan’ın emir ve yasakları hususunda belli bir hassasiyetin oluşabilmesi ve hayatın içerisinde bunların gözetilebilmesi birden bire başarılabilecek bir şey değildir. Bunun için bir iradeye ve gayrete ihtiyaç vardır. Kişinin takvaya kavuşabilmek için bu gayretini sergileyeceği önemli bir alıştırmadır ramazan. Bir ay süren bu oruç sayesinde kişi bedenine söz geçirebilmeyi, arzularını tutabilmeyi ve bunları helal daireye öteleyebilmeyi öğrenir.
8 Bakara, 2/183.
EVLİLİĞİN RAHMET KAPISI
Ayet-i Kerime
"Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkarcılara karşı çetin, birbirlerine karşı merhametlidir."
(Fetih, 48/29)
Hadis-i Şerif
Cerir b. Abdullah'ın (r.a.) naklettiğine göre, Resülullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez." (Buhari, Tevhid, 2; Müslim, Feda.il, 66)
"Rahmetim gazabımı geçti." (Buhari, Tevrud, 22) buyuran Cenab-ı Allah insana kendi cinsinden eş yaratıp içlerine sevgi ve merhameti var etmesini, kendi varlığına delil olarak göstermiştir.
Bu önemli bir vurgu ve apaçık bir beyandır. Kadın ve erkek birbirlerine eş olarak Allah'ın varlık delillerindendir. Ancak bu varlık aynı zamanda içinde sevgi ve rahmet barındırmalıdır ki yuvayı cennete dönüştürebilsin. Sevgiyi var etmenin ve onu diri tutmanın yolu merhametti
geçmektedir. Merhamet toplumsal hafızamızda çoğu zaman acıma algısı çağrıştırsa da içinde anlayış, fedakarlık, hoşgörü, gönül yumuşaklığı, kalp inceliği barındırır. Aile içi ilişkilerde
merhameti tesis etmek, öncelikle yumuşak bir dil kullanmak ve hataları affetmekle mümkündür. Yüce Allah, peygamberlerinin tevhit mücadelesindeki muhataplarına kavl-i leyyin (yumuşak söz) ile yaklaşmalarını isterken müminleri de birbirlerine merhametle muameleye yöneltmiştir (Fetih, 48/29). Aileyi oluşturan bireylerin arasındaki iletişimin güçlü bağlar oluşturması, irbirlerine kullandıkları söylemle alakalıdır. İnsanlar en yakınlarından esirgedikleri tatlı dil ve güler yüzü belki bir daha hiç karşılaşmayacakları kişilere gösterirken, bir ömrü birlikte geçireceklerine haksızlık ettiklerinin farkına varmazlar. Nezaket ve incelik merhametin ön adımlarıdır. Yumuşak bir dil ile reddedilmek, hoyratça edilen ikramdan daha az incitir.Evlilik hayatında umutlar, hayaller, sevinçlerle birlikte pek çok sıkıntılı sürecin yaşanması da mümkündür. Peygamber Efendimizin (s.a.s.) örneklik ve rehberliği bu süreçlerden çıkış yolu göstermektedir. Eşler yaşadıkları sorunların çözümünde bireysel haz ve üstünlüklere sarılırlarsa sonuç mutsuzluktur. Toplumda yaşanan pek çok sorunun altında merhametsiz ve şefkat yoksunu bir anlayış yatarken ailelerdeki çözülmeye, parçalanmaya da aynı anlayışın sebep olduğu aşikardır. Zira bu anlayış, beraberinde sevgisizlik ve şiddeti doğurur. Yüce Rabbimiz, aile içindeki farklılıkları ve yanlışlıkları affederek ve kusurları örterek çözmeyi emreder (Teğabün, 64/14). Allah Resülü'nün (s.a.s.) uygulamaları gösteriyor ki, mazereti ne olursa olsun şiddet bir çözüm yolu olamaz. "İnsanlaramerhamet etmeyen kimseye Allah merhamet etmez." buyruğuyla "alemlere rahmet" olarak gönderilen elçi aynı zamanda "merhamet medeniyeti"nin de kurucusudur. Temel amacı "insanı yaşatmak" olan bu medeniyet öncüsünün hayatının hiçbir karesinde, hiçbir canlıya şiddetine şahit olunmamıştır. O, eşlerinin dayağından şikayetçi olan hanımların hakkını korumuş, Cahiliye döneminden kalma kadına karşı şiddet alışkanlığını sürdürme eğiliminde olanları "Allah'ın kadın kullarına vurmayın!" (Ebu Davud, Nikah, 41-42) diyerek uyarmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.) müminleri birbirlerine merhamette, sevmede, lütuf ve yardımlaşmada bir vücuda benzetir. O vücudun bir organı hastalanınca, vücudun diğer kısımlarının
da aynı acıyı hissedeceğini vurgular (Müslim, Birr, 66). Evlilik hayatında eşler birbirlerine en yakın müminlerdir, birinin acısı diğerinin sızısıdır. Merhamet en çok aileye yakışır. Çocuk için görsel duyum ve davranış kazanımlarının ilk mektebi olan aile aynı zamanda merhametli nesillerin devamı için etkin bir ole sahiptir. Aile yuvası kan-koca, çocuklar ve yaşlılar için merhamet ocağıdır.
Fetva
Bir kadının başka başka doğumlarda emzirdiği iki çocuk süt kardeş olur mu?
Kur'an-ı Kerim'de kendisinden süt emilen kadınlar "sütanne", aynı kadından süt emen çocuklar da "süt kardeş" olarak isimlendirilmiş ve bunlar arasında süt akrabalığının
meydana geleceği bildirilmiştir (Nisa, 4/23). Buna göre, ister aynı doğumda iste başka doğumlarda olsun, bir kadından, süt emme müddeti içinde süt emen çocuklar birbirleriyle süt kardeş olurlar.
AYET- DUA
“Ey Rabbimiz!
Bizi Sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olanancak Sen’sin.” BAKARA SÛRESİ 128




