Nihat AK/EGE TELGRAF- Hayatın ritmi, kahve kokusuyla dolan bir mekânda yavaşlar. İnsanlar kahkahalarını, fikirlerini ve düşlerini paylaştıkları bu küçük dünyalarda kendilerine bir nefes alır. Ancak kahve fincanlarının ardına gizlenmiş ticari kaygılar, bu huzurlu anlara gölge düşürebilir. İzmir'in üniversite kenarlarındaki sokaklarında yankılanan bir tartışma, sadece kahveye değil, sosyalleşmenin özüne dair bir meseleyi gündeme taşıyor: Kafeler, yaşamın bir parçası mı, yoksa bir tüketim dayatması mı?

‘SOSYAL KISITLAMA’

Kafelerin sosyal yaşamın bir parçası olduğunu farklı nedenlerle buna kısıtlama yapılamayacağını vurgulayan İzmir Kahveciler Odası Başkanı İsmail Hakkı Kırdı, “Günümüzde, Türk halkının büyük bir kısmı, neredeyse yüzde 85'i, her gün en az bir bardak kahve içiyor. Kahvenin, bizler için sadece bir içecek olmanın ötesinde, günlük yaşamın önemli bir parçası haline geldiği açık. Türkiye’de, sıcak kahvelerin yanı sıra, soğuk kahve çeşitlerine olan ilgi de gün geçtikçe artıyor. Bu yeni trendin en belirgin yönü ise, dışarıda kahve içmenin maliyetinin oldukça yüksek olması ve bunun sıkça gündeme gelmesidir. Son yıllarda, kahve içmek sadece bir içecek tüketme eylemi olmaktan çıkıp, adeta bir gösteriş aracına dönüşmüş durumda. Sosyal medyanın etkisiyle, gençler bazen kahve isimlerini doğru telaffuz edemedikleri halde, bir filmde ya da fenomenlerde gördükleri kahve çeşitlerini içiyorlar. Bununla birlikte, kahve fiyatlarının artması da bu gösteriş kültürünü daha da pekiştiriyor. Bu durumu fırsat bilen zincir kahve markaları ve şirket kafeleri, kahve fiyatlarını sürekli artırıyor. Dahası, üniversite çevresindeki kafelerde, genç müşterilere belirli bir süre zarfında, örneğin yarım saat ya da bir saat gibi kısa aralıklarla, bir şeyler tüketmeleri gerektiği belirtiliyor. Eğer bu süre içinde kahve ya da başka bir şey içilmezse, kafenin içinde daha fazla kalmaya devam etmeleri mümkün olmuyor ve kafe yetkilileri tarafından çıkmaları isteniyor. Bu durumu biz, esnaf olarak kesinlikle doğru bulmuyoruz. Kafelerde geçirilen zaman, sadece bir içecek tüketmekle sınırlı olmamalıdır. İnsanlar, arkadaşlarıyla sohbet etmek, ders çalışmak, dinlenmek veya sadece bir süre kalıp rahatlamak için de bu mekanları kullanmak isteyebilirler. Kafeler, sosyal yaşamın bir parçası olmalı, ticari bir araç olmaktan öte, bir yaşam alanı sunmalıdır. Öğrencilerin veya gençlerin sadece içecek almaları şartıyla kafelerde oturmalarının beklenmesi, aslında mekânların gerçek amacından sapması anlamına gelir. Her bireyin, o an içmek isteyip istemediği konuda özgürlüğü olmalıdır” dedi. Böylesi kısıtlamalar yaşamak istemeyen öğrencileri ve gençleri Başkan Kırdı, esnaf kıraathanelerini kullanmaya çağırdı. 

‘DOĞRU BULMUYORUZ’

Tarihi ve kültürel zenginlikleriyle İzmir’in sosyal yaşamın da renkli ve canlı olduğu bir şehir olduğunu hatırlatan Kordon İş Adamları Derneği Başkanı Ömür Şanlı, “Kordon, İzmir’in en gözde mekanlarına ev sahipliği yapıyor. Her gün binlerce insanı ağırlıyor. Burada, bizler misafirlerimizi sadece birer müşteri, tüketim aracı veya para kazanma kaynağı olarak görmeyiz. Bizim felsefemiz çok basit: Müşterilerimize sıcak bir karşılama, kaliteli hizmet ve en önemlisi huzurlu bir ortam sunmak. Misafirlerimiz gelir, kimi yiyecek tüketir, kimi bir meşrubat içer. Yiyecek alanlara, kurumsal olarak biz de onlara ücretsiz çay ve kahve ikram ederiz. Kafemize gelen kişiler, keyifle sosyalleşir, arkadaşlarıyla sohbet eder. Bu sosyal ortamda, kimseyi rahatsız etmedikleri sürece, bizim için en önemli şey, müşterilerimizin rahat ve huzurlu bir şekilde vakit geçirmeleridir. Ancak son zamanlarda, özellikle üniversite çevresindeki bazı kafelerde öğrencilere yönelik bir uygulama duyduk. Bu uygulama, misafirlerin belirli bir süre aralıklarında tüketim yapmalarını ve yapmadıkları takdirde işletmeden ayrılmalarının istenmesini öngörüyor. Bu tür bir yaklaşımı kesinlikle doğru bulmuyoruz” ifadelerini kullandı.

‘KAFE KÜLTÜRÜ’

Üniversitelerin sadece akademik birer kurum değil, aynı zamanda öğrencilerin sosyal gelişimlerini destekleyen, bilimsel çalışmalarla donatan ve çeşitli sportif faaliyetlerle bedenlerini güçlendiren merkezler olması gerektiğine dikkati çeken Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, “Üniversiteler, öğrencilerine, içinde kendilerini geliştirebilecekleri, üretken ve yaratıcı bir atmosfer sunmalıdır. Ancak bu sadece derslerle sınırlı bir durum değildir. Üniversiteler, öğrencilerin her anlamda sosyalleşebilecekleri, fikirlerini özgürce paylaşabilecekleri etkinliklere de ev sahipliği yapmalıdır. Öğrencilerin üniversiteye gitmek yerine, yan taraflarındaki kafelerde vakit geçiriyor olmaları, orada sosyalleşmeye çalışıyor olmaları, bizler için bir eksiklik belirtisidir. Burada bir sorun vardır. Eğer bir üniversite öğrencisi, kendi kampüsünde vakit geçirmek yerine, çevredeki kafe ve benzeri mekanlarda zaman harcıyorsa, bu, üniversitenin sunduğu sosyal ve akademik ortamda bir boşluk olduğunun açık bir göstergesidir. Eğer öğrenciler kafelere sığınıyorlarsa, burada bir başka sorun da devreye girer. Kafelerde geçirilen zaman, bazen ticari kaygılarla, öğrencilerin sürekli bir şeyler almaya zorlandığı, içtikleri çay ya da kahve kadar olur ise burada bir problem vardır. Yaşam boşluk bırakmaz. Eğer öğrenciler, üniversite kampüslerinde vakit geçirmek yerine, kafe kültürüne itilmişse, bu sadece bir eğitim sorunu değil, aynı zamanda toplumsal bir sorun haline gelir. Üniversiteler, öğrencilerinin sosyalleşebileceği, sağlıklı, güvenli ve dinamik ortamlar sunmalıdır. Çünkü gençlerimizin en değerli zamanı, üniversitelerinde geçirecekleri zamandır” dedi.

Kaynak: EGE TELGRAF