İLAYDA ŞAHİN – EGE TELGRAF / İzmir Ticaret Odası’nın (İZTO) 2027-2030 Dönemi Bilgilendirme Toplantısı, sektör temsilcileri, İZTO meclis üyeleri ve basın mensuplarının katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda açıklamalarda bulunan İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Ortak Akıl & Ortak İrade” başlığı altında Odanın yeni dönem projelerini ve kurumlar arası iş birliği gerektiren kent yatırımlarını anlattı. Atatürk Stadyumu’nun bulunduğu alan için stat, kongre sarayı ve spor müzesi önerilerini paylaşan Özgener, “Bu projenin gündeme gelmesi halinde İzmir Ticaret Odası olarak Kongre ve Sergi Sarayı’nın yapımını üstlenmeyi hedefliyoruz” dedi.

“50 BİN KİŞİLİK STAT”

Özgener, İzmir'in büyük ve modern bir stadyuma ihtiyacı olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasında “İzmir'de düzenlenen 1971 Akdeniz Oyunları için inşa edilen Atatürk Stadyumu sahip olduğu deprem mevcudiyetinin yanı sıra büyük spor organizasyonları için gerekli standartları karşılamaktan uzak. İzmir Ticaret Odası olarak Atatürk Stadyumu'nun yıkılarak yerine 50.000 kişi oturma kapasitesine sahip modern bir stadyum inşa edilmesini öneriyoruz. Bu yapılabildiği takdirde ülkemizin İtalya ile ortaklaşa düzenleyeceği 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapan şehirlerden biri olma fırsatını yakalayabiliriz. Konu özelinde yaptığımız çalışmalar, Atatürk Stadyumu'nun bulunduğu alanın yarısında böyle bir stadyumun yapılabileceğini ortaya koyuyor. Stadyum için kullanılmayan alan içerisinde de büyük bir Kongre ve Sergi Sarayı ile Spor Müzesi'nin yapılmasıyla birlikte bu alan, spor, turizm, kültür ve etkinlik ekonomisini bir araya getiren yeni nesil bir yaşam merkezi haline gelebilir. Bu projenin gündeme gelmesi halinde İzmir Ticaret Odası olarak Kongre ve Sergi Sarayı'nın yapımını üstlenmeyi hedefliyoruz. Bununla klasik bir kongre merkezinin ötesinde bünyesinde sergilerden konserlere, lansman törenlerinden e-spor turnuvalarına kadar birbirinden farklı etkinliklere ev sahipliği yapabilecek teknolojik altyapıyla donatılmış, yeşil ve akıllı bir kompleksi şehrimize kazandırmak istiyoruz” dedi.

İKİNCİ ÇEVRE YOLU, KÖRFEZ GEÇİŞİ VE METROLAR

2025 verilerine göre İzmir'de ortalama trafik yoğunluğu yüzde 54,1'e ulaştı” diyen Özgener, “Yoğun saatlerde ortalama hız 19,9 kilometreye kadar düştü ve sürücüler yıl boyunca yaklaşık 112 saat kaybetti. Akşam yoğunluğunda 10 kilometrelik bir yolculuğun ortalama süresi yaklaşık 35 dakikaya kadar çıkıyor. 4,5 milyonluk bir metropolde ulaşım sorununu çözmek için yeni yollar açmanın, yeni metro hatları inşa etmenin ötesinde Kuzey-Güney İzmir Alt Bölge Merkezleri ile Kent içi Ekonomik Bölgeler bağlamında dikkat çekilen sisteminin bütününü gören bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bununla birlikte, kısa vadede kronik trafik sorununu azaltmak için de bazı yatırımların vakit kaybedilmeden hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, İkinci Çevre Yolu ve Körfez Geçiş Projesi için çalışmalar tamamlanıp bir an evvel yapım aşamasına geçilmesi büyük bir önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra Halkapınar-Otogar Metrosu, Karabağlar Metrosu, Havaalanına ulaşım için alternatif güzergah gibi yatırımların da devreye alınması büyük bir ihtiyaç. Yine denize kıyısı bir kent olarak deniz ulaşımının kent içi ulaşım içerisindeki payını artırmak için yenilikçi çözümler üzerinde daha fazla çalışılması gerekiyor. Ulaşım sorununun çözülmesi ya da azaltılması insanların işe, eğitime ve sosyal yaşama erişmek için harcadıkları zamanı azaltmak, doğrudan doğruya İzmir'in yaşam kalitesini ve ekonomik verimliliğini artırmak demektir. Körfeziyle, çevresiyle daha temiz ve daha erişilebilir bir İzmir, daha yaşanabilir bir İzmir demektir” açıklamasını yaptı.

Izto Izmirin 4 Yillik Gundemini Acikladi 50 Bin Kisilik Stat Onerisi Yeni Kolej Ve 120 Milyon Dol 4

SU, ATIK VE İŞLETME DAYANIKLILIĞI

Özgener, İzmir’in su güvenliği için deniz suyunun arıtılmasını gündeme taşıyarak merkezi ve yerel yönetime iş birliği çağrısı yaptı. Modern atık tesisleri öneren Özgener, Harmandalı’nın rehabilitasyonunun da bu sistem içinde ele alınmasını istedi. İZTO, Future Lab’de işletmelere özel deprem ve kriz dayanıklılığı karneleri hazırlamayı ve İkiz Dönüşüm Merkezi ile KOBİ’lere teknik ve mali destek vermeyi planlıyor. İzmir Körfezi’nin temizliği ve korunmasının merkezi ve yerel yönetimin ortak sorumluluğunda, uzun vadeli bir şehir meselesi olarak ele alınmasını istedi.

120 MİLYON DOLARLIK KAMPÜS

“Önümüzdeki dönemde Güzelbahçe Kampüsünün tamamlanmasıyla birlikte Üniversitemiz için yeni bir sayfa açılmış olacak” müjdesini veren Özgener, “Hedefimiz, ülkemizde Vakıf üniversiteleri arasında ilk sırayı almak ve dünyadaki en iyi 500 üniversite arasına girmek. Bu hedef doğrultusunda hayata geçirilen yeni kampüs, Üniversitemizin kendi öz kaynaklarıyla finanse edilmekte ve toplam 120 Milyon ABD doları bulan maliyetiyle Türkiye'de tek seferde yapılan en büyük eğitim yatırımı olma özelliğine sahip. Mimari projesi, dünyanın en saygın uluslararası organizasyonları arasında yer alan Dünya Mimarlık Festivali'nde kendi kategorisinde Türkiye'den finale kalan tek proje olan Güzelbahçe Kampüsünün en önemli özelliği, çevreci, yeşil ve akıllı bir kampüs olması. Mevcut kampüsün iki katı büyüklüğünde yeşil alana sahip yeni kampüste temiz enerji kaynaklarından yararlanılacak ve teknolojinin en son ve gelişmiş imkanları yer alacaktır. Tamamlandığında 173 bin m2 kapalı alana sahip olacak Güzelbahçe Kampüsünün 68 bin m2 büyüklüğe sahip ilk etabı, 2027 yılının ikinci yarısında hizmete açılacak. Disiplinler arası eğitim ve öğretimi destekleyen ve araştırma-geliştirme odaklı bir mekansal tasarıma sahip kampüs içerisinde derslik binaları ile Ar-Ge merkezlerinin yanı sıra yaklaşık 9 bin m2 büyüklüğe sahip modern bir kütüphane binası ve öğrenci merkezi başta olmak üzere çok sayıda sosyal donatı yapısı yer alacaktır” açıklamasını yaptı.

“İZTO VAKFI KOLEJİ KURULACAK”

Özgener ayrıca, “İzmir Ekonomi Üniversitesi ile hem İzmir'e hem de Türkiye'ye önemli bir kurum kazandırdık. Bu yıl 25. yaşını kutladığımız üniversitemiz ile yükseköğretim düzeyinde elde ettiğimiz başarıyı, ilk ve ortaöğretim düzeyine de taşımak ve yeni bir kurumu daha İzmir'e kazandırmak istiyoruz. Bunun için önümüzdeki dönemde ilk ve ortaöğretim düzeyinde hizmet verecek İZTO Vakfı Koleji'ni kuracağız. Uluslararası standartlarda eğitim vermesini hedeflediğimiz Kolejimizde öğrencilerimizi sadece akademik olarak değil kültürel farkındalıkları yüksek, dünya sorunlarına duyarlı ve sorumluluk sahibi bireyler olarak hayata hazırlamak istiyoruz" dedi.

Izto Izmirin 4 Yillik Gundemini Acikladi 50 Bin Kisilik Stat Onerisi Yeni Kolej Ve 120 Milyon Dol 5

BALÇOVA KAMPÜSÜNE İLERİ YAŞ SAĞLIKLI YAŞAM MERKEZİ

“Ülkemizin refah seviyesi yükseldikçe ortalama ömür süremiz de artıyor” diyen Özgener, “Bununla birlikte giderek artan yaşlı nüfusa yönelik hizmet kapasitesinin büyütülmesi ve çeşitlendirilmesi önemli bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. İzmir Ticaret Odası olarak önümüzdeki dönemde üyelerimize yönelik bir Vefa Projesini hayata geçirmek istiyoruz. İzmir Ekonomi Üniversite'mizin Güzelbahçe Kampüsü tamamlandıktan sonra Balçova Kampüsümüzün bir bölümünde yüksek kalite standartlarında hizmet verecek bir İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi kuracağız. Bu merkez, kurum olarak sahip olduğumuz üst düzey sosyal sorumluluk bilincinin somut bir nişanesi olarak üyelerimize hizmet verecektir” ifadelerini kullandı.

“ÇANDARLI’YA LİMANI OLAN SANAYİ ÜSSÜ”

“Çandarlı Limanı, 1990'lı yıllardan itibaren İzmir'in gündeminde olan bir konu” diyen Özgener, “İlk dönem yapılan fizibilite çalışmalarında Çandarlı Limanı'nın dünyanın en büyük 10 limanından biri olması hedeflenmiş ve planlamalar buna göre yapılmıştı. Ancak aradan geçen süre içerisinde sadece mendirek inşası tamamlanabildi. Bununla birlikte, aradan geçen süre zarfında dünya ticaretinin dinamikleri değişti, Türkiye'de ve yakın coğrafyada birçok yeni liman inşa edildi. Buna bağlı olarak da 1990'lardaki fizibilite çalışmalarının ortaya koyduğu dünyanın en büyük 10 limanından biri olma vizyonu artık geçerliliğini yitirmiştir. Bugün, Çandarlı için yeni bir hikayeye ihtiyaç var. İzmir'in rüzgar enerjisi potansiyeli ve bu sektörde sahip olduğu sanayi gücü, Çandarlı özelinde yeni bir hikaye yazılması için oldukça elverişli bir zemin sunuyor. Türkiye'nin rüzgar başkenti İzmir. Ülkemizde rüzgardan en fazla enerji üretimi şehrimizde yapıldığı gibi İzmir aynı zamanda rüzgar santrallerine yönelik kanat, kule, türbin başta olmak üzere birçok ekipmanın imalatını yapan, ihraç eden güçlü bir sanayi ekosistemine ev sahipliği yapıyor. İzmir'de ve ülkemizde bugüne kadar hep karasal rüzgar santralleri kuruldu” dedi.

Whatsapp Image 2026 11 04 At 11.56.58

“ÖNEMLİ BİR FIRSAT ÖNÜMÜZDE”

“Ancak gelişen teknoloji sayesinde önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye'nin karasularında inşa edilmiş deniz üstü rüzgar santralleri yükselmeye başlayacak” diyen Özgener, “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız tarafından hazırlanan 2035 Enerji Stratejisine göre, ülkemiz 2035 yılına kadar 5GW büyüklüğünde deniz üstü rüzgar santrali kurmayı hedefliyor. Diğer yandan, Kuzey Denizine kıyısı olan ülkeler başta olmak üzere birçok AB üyesi ülke, karbon sıfır (net zero) hedefleri doğrultusunda büyük ölçekli deniz üstü rüzgar santralleri kurulmasına yönelik yatırım planları açıkladı. İzmir kıyılarından başlayarak Kuzey Ege, ülkemizin en verimli deniz üstü rüzgar sahalarına sahiptir. Bugün itibarıyla ülkemizde Saros Körfezi, Edremit, Gökçeada ve Bozcaada'da olmak üzere 4 adet deniz üstü rüzgar YEKA alanları ilan edilmiş ve bu alanlara yönelik ihalelerin 2027 yılının ilk çeyreğinde yapılması planlanmaktadır. Santrallerin kurulması ufukta görülmüşken karasal rüzgar santralleri için sahip olduğumuz imalat gücünü deniz üstüne taşımak için önemli bir fırsat önümüzde durmaktadır. Bu fırsatı değerlendirmek için de yapılması gereken şey, limanı olan bir sanayi üssü kurmaktır. Neden limanı olan bir OSB'ye ihtiyaç var? Çünkü deniz üstü rüzgar santralleri için üretilen ekipmanlar o kadar büyük ki bu ekipmanları karayoluyla limanlara taşınması neredeyse imkansız. Avrupa'da bu sektörün geliştiği Danimarka'da Esbjerg Limanı, İngiltere'de Hull Limanı, İspanya'da Bilbao Limanı, Almanya'da Cuxhaven Limanı gibi limanlar aynı zamanda art alanlarında deniz üstü rüzgar ekipmanları imalatı yapan sanayi bölgelerine ev sahipliği yapmaktadır” ifadelerini kullandı.

“HEM LİMAN HEM SANAYİ BÖLGESİ”

Özgener, “Burada üretilen parçalar doğrudan limana sevk edilmekte ve gemilere yüklenip santralin kurulacağı sahaya gönderilmektedir. Çandarlı Liman sahası, 6,35 milyon m2 büyüklüğü ile bu iş için adeta biçilmiş kaftan niteliğinde. Lojistik maliyetlerinden ötürü Çin ile rekabet edebileceğimiz nadir sektörlerden biri olan bu sektörü İzmir'e kazandırmak için Çandarlı Limanı'nı deniz üstü rüzgar santralleri başta olmak üzere özel proje yüklerine sahip sektörlere hizmet edecek şekilde hem liman hem sanayi bölgesi olarak işlevlendirilmesi, sadece İzmir için değil Türkiye adına katma değeri yüksek ve ihracat boyutu olan yeni bir sektörü kazanmak demektir. İzmir Ticaret Odası olarak Dikili, Bayındır Kınık Tarıma Dayalı İhtisas OSB'leri ile Kemalpaşa Lojistik Merkezi projesinde sahip olduğumuz tecrübeyle İzmir ve sektördeki paydaşlarımızla önümüzdeki dönemde bu projeyi hayata geçirmeyi hedefliyoruz” dedi.

“ALİAĞA LİMANLARINA TIR PARKI VE DEMİRYOLU BAĞLANTISI”

Özgener, “Aliağa Limanları, sadece İzmir için değil Ege Bölgesi ve Türkiye için stratejik öneme sahip bir liman kümesi. 2025 yılında elleçlenen yaklaşık 89,5 milyon ton yük Ege Bölgesinin ihracatının yüzde 58'i, ithalatının yüzde 51'ine karşılık geliyor. Bunun Türkiye açısından yansıması ise, ülke ihracatının yüzde 8'i, ithalatının yüzde 5,5'i bu limanlarda gerçekleşiyor. Ancak bu limanların ve arka bölgesinin ciddi altyapı sorunları bulunuyor. Türkiye'nin en fazla yük elleçlenen limanlarına erişimi sağlayan Sanayi Caddesi'nin kuvvetli bir yağış sonrasında aldığı hal, bölgede herhangi bir tır parkı olmamasının yarattığı parklanma sorunları başta olmak üzere bölgenin çok ciddi altyapı eksiklikleri var. Bu eksikliklere rağmen liman işletmecileri, gümrük müşavirleri, tır şoförleri, vinç operatörleri ve bu süreçte görev alan insanlar her gün canla başla çalışarak Ege Bölgesi'nin can damarı olan bu limanları çalıştırıyor. Sadece İzmir'e değil tüm Ege Bölgesi'ne hizmet veren ve bir bakıma Batı Anadolu'nun dünyaya açılan kapısı olan Aliağa Limanları ve arka alanının ihtiyaç duyduğu altyapı yatırımları vakit kaybedilmeden hayata geçirilmelidir. Bu kapsamda, yol kalitesinin iyileştirilmesinden alternatif güzergahlar oluşturulmasına, tır şoförlerinin en temel ihtiyaçlarını karşılayacağı tır parklarından demiryolu iltisak hatlarının geliştirilmesine varıncaya kadar yapılması gereken birçok iş var. Tüm bu ihtiyaç duyulan altyapı yatırımları ve diğer işler bölge ölçeğinde bir bütün olarak ele alınmalı ve planlanmalı. Bunlar yapıldığı takdirde limanlardaki bekleme süreleri kısalacak, yük transferleri hızlanacak ve buna bağlı olarak da ticaret erbabı ve sanayicilerimizin de rekabet gücü artacak" dedi.

“KEMALPAŞA LOJİSTİK MERKEZİ"

“Kemalpaşa, İzmir'in sanayi bölgeleri ile limanları arasında stratejik bir noktada bulunuyor” ifadelerini kullanan Özgener, “Bu nedenle Kemalpaşa Lojistik Merkezi'ni yalnızca yüklerin depolandığı bir alan değil; demiryolu, karayolu, liman ve üretim merkezlerini birbirine bağlayan ana lojistik düğüm olarak değerlendirmek gerekiyor. Yalnızca İzmir için değil güçlü sanayi altyapısı olan Manisa, Aydın, Denizli, Uşak, Balıkesir gibi çevre iller ile Ege Bölgesi hinterlandındaki diğer üretim ve ticaret merkezleri açısından da büyük bir öneme sahiptir. Ortakları arasında İzmir Valiliği, EBSO ve Ege İhracatçı Birlikleri ile Odamızın da yer aldığı şirket eliyle önümüzdeki dönem içerisinde onaylı imar planı ve projeler çerçevesinde ihtiyaç duyulan yatırımları hızlı bir şekilde tamamlayıp Kemalpaşa Lojistik Merkezi'nin hizmete alınması hedeflenmektedir. Bu kapsamda, öncelikli olarak 1,3 milyon m2 büyüklüğündeki ilk etabın en kısa sürede tamamlanması akabinde de 1,7 milyon m2 büyüklüğündeki ikinci etabın yapım çalışmalarına başlanması planlanmaktadır. Kemalpaşa Lojistik Merkezi'nin çalışmaya başlamasıyla birlikte sanayicimizin lojistik maliyetleri azalacak ve kent merkezindeki trafiği olumsuz etkileyen ağır taşıt trafiği de büyük ölçüde ortadan kalkmış olacak. Bununla birlikte, İzmir'in liman avantajını gerçek bir rekabet avantajına dönüştürmek için üretim alanı ile liman arasındaki zincirin her halkasının güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu da Kemalpaşa Lojistik Merkezi'nin limanlarla olan demiryolu bağlantılarını güçlendirmekten geçiyor. Bu konunun da İzmir ve Ege Bölgesi sanayisinin gelişimi açısından gündemde tutulması büyük önem taşımaktadır” açıklamasını yaptı.

KUZEYDE ALİAĞA, GÜNEYDE TORBALI!

“İzmir, kuzeyden güneye doğru uzanan bir aks boyunca büyüyor” diyen Özgener, “Kuzeyde Aliağa-Bergama, güneyde ise, Torbalı-Tire sanayinin giderek yoğunluk kazandığı ilçeler. Bu bölgeler yeni kurulan fabrikalarla gelişmekle birlikte henüz bu fabrikalarla birlikte gelen nüfusu kendi bünyesinde barındırabilecek sosyo-kültürel altyapıya sahip değil. Rakamlar bu durumu net bir şekilde ortaya koyuyor. Bugün Aliağa'da çalışanların yüzde 55'i, Torbalı'da çalışanların ise yüzde 45'i farklı ilçelerden özellikle de kent merkezindeki ilçelerden geliyor. Kent içinde merkezden çevreye doğru her gün yaşanan bu hareketlilik kentsel altyapı üzerinde ciddi bir baskıya yol açtığı gibi zaman ve kaynak israfına da yol açmaktadır. Diğer yandan, Kuzey'de Bakırçay, Güney'de ise, Küçük Menderes Havzaları ülkemizin en önemli tarımsal üretim merkezleri arasında yer alıyor. Dikili, Kınık ve Bayındır'daki tarımsal ihtisas OSB projeleriyle birlikte bölgedeki tarımsal üretimde verimlilik ve üretkenlik daha da artacaktır. Sanayinin ve tarımsal üretimin gelişme eğilimi dikkate alındığında, İzmir'in kent planlamasında şehir merkezli yaklaşımın terk edilmesi gerekmektedir” dedi.

“GÜÇLÜ İSTİHDAM MERKEZLERİ”

“Bunun yerine İzmir, kuzey ve güneyinde alt bölge merkezleri olan gerçek bir metropol olarak ele alınmalıdır” diyerek açıklamasını sürdüren Özgener, “Bu bağlamda, kuzeyde Aliağa'nın ve güneyde Torbalı'nın bulundukları bölgenin merkezi olacak şekilde planlanması büyük bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. Bu planlama sanayi ile tarım arasındaki dengeyi gözetmeli, önümüzdeki 20-30 yıllık gelişme dinamikleri çerçevesinde doğabilecek ihtiyaçları projekte etmeli, bu projeksiyonlar doğrultusunda konut, ulaşım, lojistik, enerji, çevre ve sosyal altyapı düzleminde yapılması gerekenleri net bir şekilde ortaya koymalıdır. Bu yapılabildiği takdirde, Kuzey İzmir ve Güney İzmir alt bölgeleri, rekabetçi bir küme niteliği kazanacak ve sonuç olarak da İzmir'in rekabet gücünü artıracaktır. Sanayi yatırımları kuzeyde Aliağa, güneyde Torbalı ekseninde yoğunlaşarak güçlü istihdam merkezleri oluşturmuştur. İzmir Kalkınma Ajansı'nın (İZKA) çalışmalarına göre, Aliağa'da çalışanların yaklaşık yüzde 55'i İzmir'in diğer ilçelerinden ve Manisa'dan, Torbalı'da çalışanların ise yaklaşık yüzde 45'i ilçe dışından gelmektedir. Torbalı'nın nüfusu 2017-2022 döneminde 172 binden 208 bine yükselmiş (yıllık ortalama yüzde 3,8), bugün 220 bin düzeyine ulaşmıştır. Bu tablo, iki ilçenin konut, sosyal ve kültürel altyapı yatırımlarıyla birer alt bölge merkezine dönüşme potansiyelini ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.

GIDA ÇARŞISI VE SANAYİ SİTELERİNDE DÖNÜŞÜM

Özgener, “Kemeraltı, İzmir'in büyük bir değeri ve önemli bir markası. Şehrimizin kadim ticaret merkezi. Bir zamanlar gıda toptancıları, ayakkabı imalatçıları, oto tamircileri, döküm ustaları ve diğer birçok sektör hep birlikte Kemeraltı'ndaydı. Zaman ilerledikçe İzmir büyümeye başladı, İzmir büyüdükçe Kemeraltı'nda yetişen esnafımız, tacirimiz, küçük üreticimiz işini büyütmek ve büyüyen şehrin ihtiyaçlarına cevap vermek için yeni alanlara taşındı. Gıda Çarşısı, Birinci, İkinci, Üçüncü Sanayi, Ayakkabıcılar Sitesi, Dökümcüler Sitesi, Karabağlar'daki mobilya imalatçıları hep bu büyüme sürecinin ürünü olarak ortaya çıktı. İlk kuruldukları dönemlerde kent merkezinin çeperinde yer alan ve görece meskûn mahal olmayan bu bölgeler şehrin büyüme hızı karşısında zamanla kentle bütünleştiler ve kentin bir parçası haline geldiler. Bugüne kadar kent içinde kalmış bu ekonomik bölgelerin hep kentin dışına taşınması üzerinde duruldu. ‘Gıda Çarşısı'na tırlar giremiyor, şehrin dışına taşınması lazım. Birinci, İkinci ve Üçüncü Sanayilerin etrafı iyice yapılaştı, trafik çekilmez hale geldi, bu sanayiyi kent dışına çıkarmalıyız. Mobilyacılar yüzünden Yeşillik Caddesi'nde trafik akmaz oldu, hepsini taşımak lazım.’ Bu konu özelindeki tartışmalar daima bu ve benzeri açıklamalar etrafında yürütüldü. Halbuki bir kentin içinden üretimi tamamen çıkarmanın sonuçları üzerinde fazla durulmuyor. Avrupa'da kent içinden üretimi çıkarmış şehirlerin zaman içerisinde dinamizmini yitirdiği ve boşalan üretim alanlarına yeni işlevler kazandırmaya yönelik projelerle bu dinamizmi yeniden yakalamaya çalıştıkları örnekler, kent içi ekonomik bölgelerin bir şehrin dinamizmi açısından önemini ortaya koyuyor. Bundan ötürü, İzmir Ticaret Odası olarak kent içindeki üretim faaliyetlerini kentin dinamizmini besleyen ana faktör olarak değerlendiriyor ve bu bölgeler yeni nesil ekonomik bölge yaklaşımı doğrultusunda ele alınmalıdır. Kentin içinde kalmış ve birbiriyle etkileşim halinde olan bu bölgeleri şehrin dışına taşımak yerine öncelikle yerinde dönüşümü üzerinde durulmalıdır. Örnek vermek gerekirse, Gıda Çarşısına tırlar giremiyor, doğru bir tespit. Peki, ne yapılmalı? Tüm Gıda Çarşısına hizmet verecek bir cep lojistik merkez kurulabilir, tüm tırlar buraya gelir ve ardından mikro mobilite çözümleri ile mallar dükkanlara taşınabilir. Mevcut yapılar depreme dayanıklı olmayabilir, alternatif finans yöntemleri kullanılarak planlı bir yerinde dönüşüm süreci yönetilebilir, aynı yerde daha iyi planlanmış ve modern çarşılar, sanayi siteleri inşa edilebilir. Teknik çalışmalar yerinde dönüşüme imkan olmadığını ortaya koyuyorsa o takdirde taşınma ihtimali gündeme alınmalıdır” dedi.

ÇEŞME VE İNCİRALTI İÇİN İKİ AYRI TURİZM GÜNDEMİ

“Çeşme Turizm Projesi'nin güncel koşullar ve ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden ele alınmalıdır” diyen Özgener, “Projenin yeni bir yaklaşımla değerlendirilmesi, İzmir'in turizm kapasitesini güçlendireceği gibi İzmir merkezli uçuşların artmasına da önemli katkıları olacaktır. Havayolu erişiminin artması, yalnızca Çeşme'ye ve turizme değil, İzmir ve Ege Bölgesi'nin dış dünyayla ekonomik ilişkilerine de olumlu şekilde yansıyacaktır" dedi. Özgener, “İnciraltı'nın uzun yıllardır devam eden planlama sorunlarının çözülmesini ve bölgenin İzmir ekonomisine kazandırılması İzmir'in gelişimi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bölgenin özellikle sağlık yatırımları açısından çok büyük bir potansiyeli bulunmaktadır. Bu potansiyelin değerlendirilmesi, İzmir'in sağlık turizmi kapasitesini önemli ölçüde artırabilir ve kentin yüksek katma değerli turizm hedeflerine katkı sağlayabilir" açıklamasında bulundu.

TURİZMİ 12 AYA YAYMA HEDEFİ

Konuşmasına devam eden Özgener, “İzmir'in çok önemli bir avantajı var; Turizm tek bir bölgeye ve tek bir sezona bağlı değil. Bergama ve Selçuk'taki tarih ve inanç mirası, Urla ve Yarımada'daki gastronomi, Bakırçay ve Küçük Menderes Havzasındaki ilçelerde agro-turizm ve eko-turizm, kıyılarda su sporları ve yelken gibi birbirinden farklı ürünleri aynı destinasyon içinde sunabilmektedir. Bu potansiyelden tam anlamıyla istifade edilebilmesi, her bir turizm türü ayrı ayrı ele almak yerine bunlar arasında bağlantı kuran, rotalar, etkinlik takvimleri, ulaşım bağlantıları ve uluslararası tanıtımla birleşen yeni bir yaklaşıma geçilmesiyle mümkündür. Böylelikle turizm yılın tamamına ve İzmir'in her ilçesine yayılabilir. İzmir Adnan Menderes Havalimanı 2025 yılında 12,66 milyon yolcuya hizmet vermiştir; 35 milyon yolcuya ulaşan kapasitesiyle kent, turizm açısından güçlü ve büyümeye hazır bir erişilebilirliğe sahiptir. Bergama ve Selçuk'taki tarih ve inanç mirasından Urla'daki gastronomiye, kırsal turizmden su sporlarına uzanan çeşitlilik, turizmin yılın tamamına yayılmasına imkan tanımaktadır. Alternatif turizm türlerinde ziyaretçi başına harcama, deniz-kum-güneş turizmine kıyasla 2 ila 4 kat daha yüksektir ve yerel ekonomide daha fazla katma değer bırakmaktadır" açıklamasında bulundu.

“STRATEJİK BİR BAKIŞ AÇISINA İHTİYAÇ VAR”

“İzmir coğrafyası ve iklimiyle turizmi 12 ay boyunca değerlendirebilecek bir potansiyele sahiptir” diyen Özgener, “Ancak bu potansiyelden şehir olarak yeterince istifade edebildiğimizi söylemek mümkün değildir. Bunun için de İzmir'in doğru bir konumlanmaya ve stratejik bir bakış açısına ihtiyacı vardır. Şehrimizin gücü kitlesel turizmden ziyade eko-turizm, agro-turizm, sağlık turizmi, inanç turizmi, spor turizmi, gastronomi turizmi gibi katma değeri yüksek alternatif turizm türlerindedir. Urla merkez olmak üzere Yarımada dünya çapında bir gastronomi destinasyonu olma yolunda ilerlemektedir. Kuzeyde Bergama ve Kınık; Küçük Menderes Havzasında Beydağ, Kiraz, Ödemiş, Tire ve Bayındır eko-turizm ve agro-turizm açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Çeşme Turizm Projesi, spor ve kongre turizminin; İnciraltı Projesi ise, sağlık turizminin gelişmesi adına büyük fırsatlar sunmaktadır. Tüm bunları İzmir'in 8.500 yıllık zengin tarihi ve Efes ile Bergama gibi dünya kültür mirası olan değerleriyle bir bütün halinde değerlendirilmesi turizmde ‘değer’ odaklı bir döneme geçiş yapmak adına oldukça elverişli bir zemin sunmaktadır. Bu bağlamda, önümüzdeki dönemde İzmir'in turizmde hedefi ziyaretçi sayısını artırmak kadar niteliği ve ziyaretçi başına yaratılan değeri artırmak olmalıdır" dedi.

İZMİR’DEN LEVANTEN ROTASI!

Özgener, “İzmir, önemli bir Levanten kültür mirasına ev sahipliği yapıyor. Sahip olduğumuz bu kültür mirasını uluslararası alanda tanıtmak ve kent turizmine katma değeri yüksek bir katkı sağlamak amacıyla İzmir gibi Levanten kültür mirasına ev sahipliği yapan Selanik, Beyrut ve İskenderiye şehirleriyle birlikte bir Levanten Kültür Rotası oluşturmak için birlikte çalışacağız. Odamızın liderlik edeceği çalışmalar neticesinde oluşacak rotanın, Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Ağına akredite edilmesi için başvuruda bulunacağız. Bununla kentimizin Levanten kültür mirasını uluslararası kültür turizmi açısından değer üreten güçlü bir ürüne dönüştürmeyi hedefliyoruz" diye konuştu.

“KAPLICALAR İÇİN AVRUPA ROTASI ADAYLIĞI”

İzmir, tarihi Agamemnon Kaplıcaları başta olmak üzere birçok tarihi kaplıcaya sahiptir” diyen Özgener, “Her biri ayrı birer şifa kaynağı olan bu kaplıcalarımızın uluslararası alanda daha fazla tanınmasını sağlamak amacıyla Avrupa Konseyi bünyesinde 2009 yılında oluşturulan Avrupa Tarihi Termal Kentler Kültür Rotasına üye olmak için ilgili paydaşlarımızla iş birliği içerisinde ihtiyaç duyulan çalışmaları tamamlayıp adaylık başvurumuzu yapacağız. Avrupa'nın 20 farklı ülkesinden 53 kentin yer aldığı bu rotanın bir parçası olmak, şehrimizin termal turizm potansiyelinin değerlendirilmesine ve uluslararası alanda daha fazla tanınmasına önemli katkılar sağlayacaktır" dedi.

“FUARIN 100’ÜNCÜ YILINDA ADAYLIK”

“2031 yılında İzmir Enternasyonal Fuarı'nın 100. Yılını kutlayacağız” diyen Özgener, “Kentimiz için böylesine önemli bir tarihi, Dünya Odalar Kongresi'ne ev sahipliği yaparak taçlandırmak istiyoruz. Bu kapsamda, 2031 yılında Dünya Odalar Kongresi'ne ev sahipliği yapmak için adaylık başvurusunda bulunacağız. TOBB ile koordineli bir şekilde yürüteceğimiz başvurumuzun kabul edilmesi için gerekli lobi faaliyetlerini yürütecek ve dünyanın dört bir yanından iş dünyası temsilcilerini 2031 yılında İzmir'de buluşturmak için elimizden gelen her türlü gayreti göstereceğiz" ifadelerini kullandı.

SGK, VERGİ DAİRESİ VE İŞKUR İŞLEMLERİ

İZTO için yeni ofisin müjdesini veren Başkan Özgener, “İZTO bünyesinde üyelerimizin farklı kamu kurumlarındaki işleri için zaman kaybetmeden doğru bilgiye ve doğru yönlendirmeye ulaşabilecekleri, resmi dairelerdeki işlemleri için başvuru evraklarını doğrudan Odamızda teslim edebilecekleri, bir Ofis kuracağız. Bakanlıkların İl Müdürlükleri, SGK, Vergi Dairesi, İŞKUR ve üyelerimizin en fazla temas ettiği diğer kamu kurumlarının birer temsilcisinin bu ofiste görev yapmasını hedefliyoruz. Böylece üyelerimizin kamu işlemlerini hızlandırmayı ve bürokratik süreçlerde yaşanan zaman kaybını azaltmayı amaçlıyoruz" açıklamasını yaptı.

ENDEKS İZMİR KENT EKONOMİSİNİN NABZINI TUTACAK!

Ayrıca Özgener, “Oda bünyesinde uzmanlardan oluşturulacak bir araştırma ekibinin görev yapacağı bu merkezde, yapay zeka ve dijital teknolojiler başta olmak üzere dünyadaki mega eğilimler, sektörel analizler, makro ekonomik raporlar, uluslararası jeopolitik gelişmeler, geleceğin sektörleri vb. alanlarda stratejik araştırmalar yapılacak. Bununla birlikte, ticaret için geleceğe dair doğru öngörüler yapmak kritik öneme sahiptir. Olası risklere karşı tedbir almak ya da olası fırsatları değerlendirmek için bilimsel yöntemlerin ürünü olan veriye dayalı öngörülere ihtiyaç vardır. Bu araştırma biriminde aynı zamanda önümüzdeki dönemde hayata geçireceğimiz Endeks İzmir Platformu'nda kent ekonomisinin nabzını tutmaya yönelik sektör bazlı endeksler ve göstergeler paylaşacağız. Böylece hem kurumumuz hem de üyelerimiz için ticaret ve yatırım kararlarında yön gösterici olacak güçlü bir bilgi altyapısı inşa etmek istiyoruz" dedi.

İZTO’NUN YENİ DÖNEMİ

“İzmir, üretim kapasitesi, liman altyapısı ve ihracat performansıyla Türkiye ekonomisinin önde gelen merkezlerinden biri” diyen Özgener, “Kentin önümüzdeki dönemde gelişimini ve ekonomik büyümesini sürdürülebilir kılması ve hızlandırması için mekansal planlama, altyapı ve yaşam kalitesi alanlarında önemli gelişim fırsatları bulunmaktadır. İzmir Ticaret Odası olarak ‘Ortak Akıl & Ortak İrade’ mottosuyla hazırladığımız bu kitapçık, bu fırsatları küresel ve ulusal gelişmeler ışığında ortak bir çerçevede ele almakta; büyümenin uygun alanlara yönlendirilmesini, liman altyapısının üretim alanlarıyla bütünleştirilmesini, turizmde nicelikten değere geçişi ve kentin afetlere ve iklim risklerine karşı dirençli kılınmasını hedeflemektedir" dedi.

“ORTAK AKIL ORTAK İRADE”

Ayrıca Özgener, “İzmir Ticaret Odası olarak ‘Ortak Akıl, Ortak İrade’ mottosuyla hazırladığımız bu çalışmanın proje düzlemi; kurum olarak İZTO'nun üstleneceği projeler ile İzmir'in gelişimi adına önemli gördüğümüz ve gerçekleştirilmesi kurumlar arası iş birliği gerektiren İzmir Projeleri olmak üzere iki alt eksene sahiptir. İzmir Ticaret Odası olarak 2018 yılından itibaren üyelerimize yönelik hizmetlerin kalitesini artırmak ve kurumsal kapasitemizi geliştirmek adına birçok çalışma yaptık, çok sayıda birbirinden farklı projeyi hayata geçirdik. Bu kapsamda, dijital altyapıya yapılan neticesinde birçok hizmet elektronik ortamda yapılabilir hale gelmiştir. UR-GE projeleriyle sektörlerin rekabet gücünü artırmaya yönelik faaliyetler yürütülmüş; yıl boyunca sayısız etkinlik aracılığıyla üyelerimizin güncel gelişmeler hakkında bilgi sahibi olması amacıyla eğitim programları, söyleşiler, çalıştay gibi organizasyonlar düzenlenmiştir" dedi.

“İZMİR İLK ÜÇ KENTTEN BİRİ”

“İzmir; nüfus, ekonomik büyüklük, ihracat, liman ve yenilenebilir enerji göstergelerinde Türkiye'nin ilk üç kenti arasında yer almaktadır” diyen Özgener, “Söz konusu göstergeler, kentin güçlü bir ekonomik tabana sahip olduğunu ve önümüzdeki dönemin önceliğinin bu kapasitenin bütünleşik biçimde yönetilmesi olduğunu ortaya koymaktadır. Ekonomik büyüklük bakımından İzmir, 2024 yılında 2,56 trilyon TL'lik gayrisafi yurt içi hasılasıyla Türkiye ekonomisinin yüzde 5,7'sini üreterek İstanbul ve Ankara'nın ardından üçüncü sırada yer almıştır. Kentin 2025 yılı ihracatı 23,6 milyar dolar olmuş ve Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 8,6'sını oluşturmuştur; İzmir, 2026 yılında da ihracatta Türkiye üçüncülüğünü korumaktadır. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre, İzmir'de faaliyet gösteren 14 organize sanayi bölgesinde üretime geçen 1.955 parselde yaklaşık 127 bin kişi istihdam edilmektedir. İzmir'deki yaklaşık 12 bin hektarlık sanayi ve üretim alanının yüzde 56'sı organize sanayi bölgesi, endüstri bölgesi ve serbest bölge gibi planlı alanlarda yer almaktadır. Küçük sanayi siteleri ve münferit sanayi alanlarından oluşan diğer yüzde 44'lük bölüm, bütüncül bir planlama ile verimliliği artırılabilecek ve kent dokusuyla uyumu güçlendirilebilecek önemli bir dönüşüm potansiyeli taşımaktadır” dedi.

İZMİRLİ OLMAK NE DEMEK?

İzmir Kalkınma Ajansı’nın 2025’te yayımladığı araştırmanın sonuçlarını da paylaşan Özgener, “İzmir genelini temsil eden bir örneklem seçilerek yapılan araştırmaya göre, İzmir'de yaşayanların kendilerini İzmirli olarak tanımlama oranı, yüzde 81 gibi oldukça yüksek bir düzeye sahip. Bununla birlikte, kişilerin kendilerini İzmirli tanımlama nedenleri sorulduğunda, buna verilen cevap da yüzde 75 gibi yüksek bir oranla İzmir'de yaşamak şeklinde cevaplanmıştır. 4,5 milyonu aşkın nüfusa sahip şehrimizde İzmir doğumlu olanların sayısı yaklaşık 1,8 milyondur. Dolayısıyla, bu iki veri birlikte değerlendirildiğinde İzmir'in insanları kısa sürede İzmirlileştirdiğini ileri sürmek mümkündür. Bu da aslında İzmir'in sahip olduğu yaşam kültürü ve yaşanabilir bir şehir olmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Demografik yapı da yaşam kalitesi gündeminin bir parçasıdır: İzmir'de toplam doğurganlık hızı 2025'te 1,1 ile Türkiye'nin en düşük ikinci değeri olmuştur” ifadelerini kullandı.

EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ’NİN BAŞARILARI

“2018-2026 dönemi içerisinde Üniversitemiz idari, mali ve akademik açıdan önemli başarılar elde etmiştir” diyen Özgener, “Akademik açıdan eğitim kalitemizdeki artışı hem Üniversitemizin tercih edilebilirlik göstergeleri hem de araştırma çıktılarıyla takip etmek mümkün. Bu kapsamda, 2018 yılında ön lisans ve lisans programlarımızın doluluk oranı yüzde 79 iken, 2023 yılında bu oranı yüzde 99,92 seviyesine yükselmiştir. 2020-2026 dönemi boyunca programlarımızın ortalama doluluk oranı yüzde 98,2 olarak gerçekleşmiş olup bu oran ülkemizdeki vakıf üniversitelerinin ortalama doluluk oranlarının yaklaşık 13 puan üzerinde bir seviyeyi ifade etmektedir. 2025 yılı itibarıyla Üniversitemize kayıt yaptıran öğrencilerimizin yüzde 54'ünün ilk üç tercihinde İzmir Ekonomi Üniversitesi vardı. Bu sayede, 2018 yılında vakıf üniversiteleri arasında birinci olan sadece 3 bölümümüz varken, 2025 yılına geldiğimizde bu sayı 15'e yükselmiştir. Diğer yandan, 2018 yılında akredite olan program sayımız sadece 2 iken, bugün akredite olan program sayımız 29'a yükselmiştir. Böylece lisans programlarımızın yüzde 64'ü akredite edilmiş oldu. Ülkemizde vakıf üniversitelerinde bu oranın ortalamasının yüzde 17 olduğu düşünülürse, kısa bir süre içerisinde kat edilen mesafe daha iyi anlaşılmaktadır” açıklamasını yaptı.

“İHRACATTA KARBON MALİYETİ DÖNEMİ”

“Türkiye 2025 yılında 273,4 milyar dolarlık ihracatla Cumhuriyet tarihinin en yüksek yıllık ihracat değerine ulaşmıştır” diyen Özgener, “Toplam ihracatın yaklaşık yüzde 43'ü (117 milyar dolar) Avrupa Birliği'ne yönelmekte ve AB, Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı konumunu korumaktadır. Avrupa Birliği ile kurulan güçlü ticari bağ, AB'nin iklim politikalarını Türk sanayisi için doğrudan bir rekabet koşuluna dönüştürmektedir. AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), 1 Ocak 2026 itibarıyla geçiş döneminden kesin döneme geçmiş; demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen ürünlerinde AB'ye yapılan ithalat için karbon maliyeti doğmaya başlamıştır. 2026 yılına ait yükümlülükler için SKDM sertifikalarının satışı 1 Şubat 2027'de başlayacaktır. 9 Temmuz 2025'te Resmi Gazete'de yayımlanan 7552 sayılı İklim Kanunu, 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda ulusal bir Emisyon Ticaret Sistemi'nin hukuki zeminini kurmuş; sisteme ilişkin yönetmelik Ağustos 2026'da yürürlüğe girmiştir. Karbon maliyeti artık hem ihracat pazarında hem de iç piyasada üretimin bir parçası haline gelmektedir. Yeşil dönüşümü erken tamamlayan üretim merkezleri, Avrupa pazarındaki konumlarını güçlendirme imkanı bulacaktır” ifadelerini kullandı.

“KENT ÖLÇEĞİNDE BİR DÖNÜŞÜM”

Ayrıca Özgener, “Çok sektörlü sanayisi ve güçlü tarımsal üretim altyapısıyla İzmir, Türkiye'nin başlıca ihracat merkezlerinden biridir. Elde edilen başarının sürdürülebilir kılınması ve daha ileriye taşınması, kentin iklim dostu ve rekabetçi bir üretim yapısına geçmesine bağlıdır. Burada kastedilen, firma ya da sektör ölçeğindeki yeşil dönüşüm çabalarının ötesinde kent ölçeğinde bir dönüşümün hayata geçirilmesidir; kentsel mekan ve altyapıya yönelik çalışmalarla tamamlanmayan çabalar, gerçek bir dönüşüm yaratmakta yetersiz kalacaktır” dedi.

SAVUNMA SANAYİSİ VE İHRACATTA YENİ PAZARLAR

Savunma Sanayii ile ilgili de açıklamalarda bulunan Özgener, “Savunma sanayi alanında elde edilen başarılar, diğer sektörler için hem bir rol model olmakta hem de birçok firmayı savunma sanayine yönelik üretim yapmaya sevk etmektedir. Önümüzdeki dönemde savunma sanayi bağlantılı olumlu çarpan etkisinin artmasıyla birlikte birçok sektör özelinde benzer başarıların elde edilmesi mümkündür. Diğer yandan, ihracatımız açısından yeni pazar fırsatları oluşmaktadır. Bu kapsamda, Kanada, Latin Amerika ve Sahra Altı Afrika ülkeleri ülkemiz sanayisi için önümüzdeki dönemde değerlendirilmesi gereken yükselen pazarlar olarak öne çıkmaktadır” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE’NİN BÜYÜMESİ VE HİZMET İHRACATI

Türkiye ekonomisine ilişkin verileri paylaşan Özgener, “Türkiye ekonomisi 2025 yılında yüzde 3,6 büyümüş; cari fiyatlarla gayrisafi yurt içi hasıla yaklaşık 1,6 trilyon dolara, kişi başına gelir ise 18.040 dolara yükselmiştir. OECD'nin Eylül 2026 Ara Dönem Ekonomik Görünüm raporu, Türkiye ekonomisinin 2026'da yüzde 2,7, 2027'de ise yüzde 3,6 büyümesini öngörmektedir. Hizmet ihracatı da güçlü bir ivme yakalamıştır. Türkiye'nin hizmet ihracatı 2025'te yüzde 4,6 artışla 122,6 milyar dolar ile tarihi bir rekora ulaşmış; turizm sektörü 63,9 milyon ziyaretçi ve 65,2 milyar dolar gelirle hizmet ihracatının başlıca kalemi olmuştur. Avrupa'ya yakınlık, gelişmiş sanayi altyapısı ve güçlü lojistik ağları, Türkiye'yi yeniden şekillenen tedarik zincirlerinde öne çıkaran başlıca avantajlardır” dedi.

RÜZGAR VE GÜNEŞTE 120 GW HEDEFİ

Ayrıca Özgener, “Türkiye'nin elektrik kurulu gücü Eylül 2026 itibarıyla 127.355 MW'a ulaşmıştır. Kurulu gücün yüzde 63,1'i yenilenebilir kaynaklardan, yüzde 34,4'ü yalnızca rüzgar ve güneşten oluşmaktadır; güneş enerjisinin kurulu gücü 28.222 MW, rüzgarınki ise 15.540 MW düzeyindedir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın Ekim 2024'te açıkladığı yol haritasına göre, rüzgar ve güneş kurulu gücünün 2035 yılına kadar 120 GW'a çıkarılması hedeflenmektedir. Hedefe ulaşmak için her yıl en az 2.000 MW kapasiteli Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) yarışması düzenlenmesi öngörülmekte; sektör temsilcileri gereken yatırımı yaklaşık 80 milyar dolar olarak tahmin etmektedir. Enerji alanında İzmir, rüzgar enerjisinde hem kurulu güç hem de kanat, kule ve türbin imalatı bakımından ülkenin öncü kentidir; Temmuz 2026 itibarıyla 2.310 MW'lık kurulu gücüyle İzmir, ülkemizde rüzgardan en fazla enerji üretilen kentidir” dedi.

ALİAĞA LİMANI İLK 100’DE

Özgener, “Türkiye limanlarında 2025 yılında 553,3 milyon ton yük gerçekleşmiştir; bir önceki yıla göre yüzde 4 artışı ifade eden bu değer, Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesidir. Elleçlenen yükün 414,4 milyon tonu yurt dışı taşımacılıktan, 69,2 milyon tonu transit taşımacılıktan oluşmaktadır. Lloyd's List'in dünyanın en büyük 100 konteyner limanı listesinde Türkiye'den beş liman yer almıştır. Aliağa Limanları da ilk kez ilk 100 liman içerisinde yer almıştır. Denizyolu, Türkiye'nin dış ticaretinin omurgası olmaya devam etmektedir. 2025 yılında dış ticaretin değer bakımından yüzde 58,9'u, ağırlık bakımından ise yüzde 87,6'sı denizyoluyla taşınmıştır. İzmir limanları kentin yanı sıra hinterlandındaki 10'a yakın şehre de hizmet vermekte ve bu şehirlerin dünyaya açılan kapısı işlevini görmektedir. Türkiye limanlarında elleçlenen her altı tondan yaklaşık biri Aliağa'dan geçmektedir” açıklamasında bulundu.

Harmandalı için rehabilitasyon çağrısı! İZTO Başkanı Özgener İzmir’in atık yükünü açıkladı
Harmandalı için rehabilitasyon çağrısı! İZTO Başkanı Özgener İzmir’in atık yükünü açıkladı
İçeriği Görüntüle

“65 YAŞ VE ÜZERİNİN PAYI ARTIYOR”

“Türkiye'nin nüfusu 2025 sonu itibarıyla 86,1 milyona ulaşmıştır” diyen Özgener, “Doğurganlıktaki düşüş, nüfusun yaşlanmasını hızlandırmaktadır. Buna bağlı olarak ortanca yaş 34,9'a yükselmiştir. Toplam doğurganlık hızı 2001'deki 2,38 düzeyinden 2025'te 1,42'ye gerilemiş ve son dokuz yıldır nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,1'in altında kalmıştır. 65 yaş ve üzeri nüfusun payı 2025'te yüzde 11,1 iken, TÜİK projeksiyonlarına göre bu oranın 2050'de yaklaşık yüzde 23'e yükselmesi beklenmektedir. Demografik dönüşüm; sağlık, bakım, erişilebilir ulaşım ve yaşam kalitesi alanlarında yeni hizmet ve yatırım ihtiyaçlarını gündeme getirirken, nitelikli işgücüne erişimi de kentler için giderek daha belirleyici bir rekabet unsuru haline getirmektedir” dedi.

DÜNYA TİCARETİNDE YENİ DENGELER

“Son otuz yılı belirleyen serbest ticaret ve karşılıklı bağımlılık düzeni, yerini jeopolitik rekabetin şekillendirdiği yeni bir döneme bırakmaktadır” ifadelerini kullanan Özgener, “Dünya yeniden bloklara ayrılırken küresel güçlerin yanı sıra Türkiye başta olmak üzere bölgesel güçlerin etkisi artmakta; ticaret, teknoloji, enerji, sermaye ve bilgi jeopolitik rekabetin parçası haline gelmektedir. Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) Ekim 2026 tarihli Dünya Ekonomik Görünüm raporuna göre, küresel büyümenin 2025'teki yüzde 3,5 düzeyinden 2026'da yüzde 3,1'e gerilemesi, 2027'de ise yeniden yüzde 3,4'e yükselmesi beklenmektedir. Gelişmiş ekonomilerin 2026'da yüzde 2,1, gelişmekte olan ekonomilerin ise yüzde 3,7 büyümesi öngörülmektedir. IMF, Orta Doğu kaynaklı enerji fiyatı baskısının büyümeyi sınırladığını, yapay zeka altyapısına yönelik yatırımların ise bu etkiyi kısmen dengelediğini vurgulamaktadır. Küresel mal ticareti hacmi 2025'te yüzde 4,2 artarken Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) 2026 için yüzde 3,9 düzeyinde bir büyüme beklemektedir; 2026'nın ilk yarısında küresel mal ticaretindeki değer artışının yüzde 47'si yapay zekayla ilişkili ürünlerden kaynaklanmıştır. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nın (UNCTAD) Dünya Yatırım Raporu 2026'ya göre, küresel doğrudan yabancı yatırımlar 2025'te yüzde 6 artışla 1,6 trilyon dolara ulaşmış, ancak akışların yüzde 80'inden fazlası en büyük 20 ekonomide yoğunlaşmıştır. Yapay zeka altyapısı, yarı iletkenler, enerji dönüşümü ve kritik mineraller gibi stratejik sektörlerin yeni yatırım projelerindeki payı 2020'deki yüzde 16'dan 2025'te yüzde 44'e yükselmiştir. Sermaye, giderek daha seçici bir biçimde güvenli, öngörülebilir ve teknolojiye hazır coğrafyalara yönelmektedir” açıklamasını yaptı.

344,7 MİLYAR DOLARLIK YAPAY ZEKA YATIRIMI

Özgener, “Modern teknoloji ve girişimcilik dünyasının kurulmasında hatırı sayılır bir yeri olan Stanford Üniversitesi'nin geliştirdiği AI Index 2026 raporuna göre, 2025 yılında küresel özel yapay zeka yatırımı 344,7 milyar dolar olarak gerçekleşmiş; bunun 285,9 milyar doları (yaklaşık yüzde 83) ABD'de yapılmıştır. Bugün dünya yatırım alanları sıralamasında yapay zeka, enerjinin ardından ikinci sırada gelmektedir. Yapay zeka; sağlık, eğitim, bilim ve sanayide verimliliği artırma potansiyeli taşımaktadır. Nobel ödüllü iktisatçı Prof. Dr. Daron Acemoğlu'nun son çalışmalarında vurguladığı gibi belirleyici olan, bu teknolojinin insan emeğinin yerine geçen bir otomasyon aracı mı, yoksa insanın bilgi, beceri ve üretkenliğini büyüten bir araç mı olarak konumlandırılacağıdır” dedi.

AFETLERİN FATURASI 3,5 TRİLYON DOLAR

“Dünya Meteoroloji Örgütü'nün verilerine göre, son 50 yıl içerisinde hava koşulları kaynaklı afetlerin sayısında 5 katlık bir artış yaşanmış ve bunun ekonomik faturası ise, yaklaşık 3,5 trilyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir” diyen Özgener, “Gelinen aşama itibarıyla iklim kriziyle mücadele konusunda küresel ölçekte bir mutabakat oluşmuştur. Bu bağlamda, Paris İklim Anlaşması ve AB Yeşil Mutabakatı bu mücadeleye yön veren ana uluslararası gündemler olarak dikkati çekmektedir. Uluslararası gündem incelendiği takdirde, doğrusal ekonomiden döngüsel ekonomiye doğru bir geçiş, iklim kriziyle mücadelenin odak noktası olarak belirmektedir” ifadelerini kullandı.

“İZMİR, 333’ÜNCÜ SIRADA”

İzmir’in endeksteki yerini de açıklayan Özgener, “İstanbul, 2026 Küresel Kentler Endeksi'nde bir önceki yıla göre 42 basamak yükselerek 64. sıraya yerleşmiştir. Aynı endekste Ankara 201., İzmir ise 333. sırada yer almaktadır; İzmir, dünyanın en büyük 1.000 kenti arasında ilk üçte birlik dilimde ve Türkiye'de üçüncü sıradadır. Endeksin beşeri sermaye ve yaşam kalitesine verdiği yüksek ağırlık, güçlü bir yaşam kültürüne, köklü üniversitelere ve geniş bir üretim tabanına sahip İzmir için önemli bir fırsat alanına işaret etmektedir” diye konuştu.

“GELECEĞİ BİRBİRİMİZDEN BEKLEMEYELİM”

Son olarak “İzmir'in geleceği, herhangi bir kurumun tek başına yazabileceği bir hikaye değil. Bu hikayenin içinde hepimiz varız” diyerek sözlerinin sonuna gelen Özgener, “Bu kentin geleceği için hepimize düşen sorumluluklar var. Merkezi ve yerel yönetime, üniversitelere, meslek kuruluşlarına, iş dünyasına ve sivil topluma düşen sorumluluklar var. İzmir'in 8 bin 500 yıllık tarihi bize büyük bir miras bıraktı. Dünyaya açık olmayı, ticareti, üretimi, farklı kültürlerle birlikte yaşamayı ve öncülük etmeyi öğretti. Cumhuriyetimizin ekonomik geleceğinin tartışıldığı İzmir İktisat Kongresi'nden bugüne kadar bu kent, sadece kendi geleceği için değil, Türkiye'nin geleceği için de önemli sorumluluklar üstlendi. Bizden önceki kuşakların bıraktığı bu büyük mirası korumak kadar, bizden sonra gelecek kuşaklara nasıl bir İzmir bırakacağımızı düşünmek de bizim sorumluluğumuz. İzmir'in geleceğini birbirimizden beklemeyelim. Birlikte üstlenelim, birlikte çalışalım, birlikte başaralım” sözleriyle açıklamasını tamamladı.

Muhabir: İlayda Şahin