Ahmet Buğra TOKMAKOĞLU-EGETELGRAF/ Balıklıova, İlkçağ’dan 19. yüzyıla kadar “Polikhne” adıyla bilinen ve Akdağ’ın koruyucu eteklerine yaslanan mütevazı bir Ege yerleşimiydi. Zaman içinde balıkçılık, enginar başta olmak üzere sebze tarımı ve tertemiz kıyılarıyla tanınan köy; yaz aylarında canlanan, kışın ise sessizliğe bürünen tipik bir kıyı kasabası görünümü sergiliyordu.
Karaburun Yarımadası’nın doğu yakasında konumlanan Balıklıova, kadim dönemlerde Erythrai ve Klazomenai gibi iki önemli İon kent devletinin sınır hattında yer alıyordu. Pers istilalarından itibaren izleri takip edilebilen bu derin geçmiş, bugün daha çok terk edilmiş taş yapılar, harabe hâline gelmiş sokaklar ve birkaç mimari kalıntıyla kendini gösteriyor. Modern dönemde ise yazlıkçı evleri, balıkçı barınağı ve sade kumsalıyla öne çıkan küçük bir sahil yerleşimine dönüşmüş durumda.
ESKİ BİR RUM KÖYÜ
Urla ve çevresindeki yerleşimlerle ilgili değerlendirmelerde bulunan Yunan yazar Georgios Nakracas, bölgedeki bazı köylerin 1821 Mora İsyanı sonrası Rum göçünden etkilendiğini aktarır. Ancak hem kaynaklarda hem de köylülerin aktardığı tanıklıklarda eski Balıklıova’da Rum nüfusuna dair ciddi bir iz bulunmamaktadır. Bu da köyün tarihsel demografisinin diğer kıyı köylerinden farklı bir çizgide ilerlediğini düşündürür.

1968 yılı ise Balıklıova’nın kaderini tamamen değiştirmiştir. Deprem sonrası Akdağ’dan kopan büyük kaya parçalarının köye düşmesi halk arasında büyük panik yarattı. O dönem hem ekonomik imkânsızlıklar hem de korku nedeniyle köylüler yerleşimi terk ederek yaklaşık bir kilometre aşağıda, bugün deniz kıyısında yer alan Balıklıova’ya taşındı. Bu süreçte eski evlerin büyük kısmı sökülerek ovadaki yeni yapıların inşasında kullanıldı. Dağın eteğinde kalan eski Balıklıova ise çatıları çökmüş evleri, sessiz sokakları, harap olmuş okul binası ve mezarlığıyla yalnızlığa mahkûm edildi.
KÖYÜN ESKİ ÇEŞMESİNDEN
Bütün bu yıkım ve terk ediliş içinde ayakta kalmayı başaran birkaç yapıdan biri, köyün eski çeşmesidir. Köyün ana yolunda, mezarlığın tam karşısında yer alan bu iki gözlü kemerli çeşme; kesme taş, yığma taş ve devşirme malzemelerin uyum içinde kullanıldığı dikkate değer bir örnektir. Zamanla gözlerinden biri kapatılmış olsa da diğerinden hâlâ su akması, çeşmeye adeta hayata tutunma gücü kazandırmıştır.

Eskiden yolculara ve köylülere hayat veren bu su, bugün artık terk edilmiş sokakların sessizliğini bozan tek ses niteliğindedir. Çeşme, yalnızca bir su kaynağı değil; aynı zamanda köyün hem acı hem gururlu geçmişine tanıklık eden bir hatıradır.
Bugün Eski Balıklıova; doğanın izleriyle sarılmış taş duvarları, zamanla yok olan okulunun yıkık gövdesi, mezarlığının sessizliği ve hâlâ ayakta duran çeşmesiyle ziyaretçilerini hüzünlü bir nostaljiyle karşılar. Burası sadece terk edilmiş bir köy değil, aynı zamanda Karaburun Yarımadası’nın unutulmuş tarihine açılan bir kapıdır.
Eski Balıklıova Köy Çeşmesi ise bu kapının en önemli anahtarlarından biri olmayı sürdürüyor.



