Gebelik, tek bir hücreden yeni bir yaşamın şekillendiği son derece hassas ve etkileyici bir süreçtir. Bu dönemde hücreler hızla çoğalır, genetik bilgi kopyalanır ve organları oluşturacak hücre grupları farklılaşmaya başlar. Dolayısıyla anne adaylarının radyasyon konusunda endişe duyması oldukça anlaşılırdır. Ancak önemli olan yalnızca “radyasyona maruz kalmak” değil; radyasyonun türü, dozu, maruziyet süresi ve gebeliğin hangi döneminde gerçekleştiğidir.
Her radyasyon aynı mı?
Radyasyon temel olarak iyonlaştırıcı ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon şeklinde iki grupta ele alınır. Röntgen ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinde kullanılan X ışınları iyonlaştırıcı radyasyondur. Bu radyasyon türü yeterli dozlarda hücresel moleküllerle etkileşime girebilecek enerjiye sahiptir. Cep telefonları, Wi-Fi sistemleri ve benzeri günlük teknolojik cihazların oluşturduğu radyo-frekans elektromanyetik alanlar ise iyonlaştırıcı değildir. Bu enerji, X ışınlarından farklı olarak DNA’daki kimyasal bağları doğrudan koparabilecek enerjiye sahip değildir. Bu nedenle tüm radyasyon kaynaklarını aynı risk kategorisinde değerlendirmek aslında olarak doğru değildir.
DNA ve radyasyon arasında
Moleküler açısından iyonlaştırıcı radyasyonun en önemli hedeflerinden biri DNA’dır. Radyasyon DNA ile doğrudan etkileşebileceği gibi hücre içerisindeki su moleküllerinden reaktif moleküllerin oluşmasına da yol açabilir. Bunlar DNA bazlarında değişiklikler veya DNA zincirinde kırılmalar meydana getirebilir.
Fakat DNA’mız sürekli olarak hasarı algılayan ve onarmaya çalışan moleküler sistemlerle korunur. Hücre, oluşan hasarı onarabilir veya onarım tamamlanana kadar hücre bölünmesini durdurabilir. Hasarın çok ağır olduğu durumlarda ise hasarlı hücrenin çoğalmasını engellemek amacıyla programlı hücre ölümü mekanizmaları devreye girebilir.
Bu nedenle radyasyona maruz kalmak, tek başına DNA hasarı veya fetüste gelişim problemi oluşacağı anlamına gelmez.
Gebeliğin hangi döneminde maruziyet olduğu önemli
Embriyo ve fetüsün radyasyona duyarlılığı gebeliğin dönemine göre değişebilir. Erken dönemde hücreler yoğun şekilde bölünürken sonraki haftalarda organ oluşumu, büyüme ve dokuların olgunlaşması ön plana çıkar. Bu nedenle olası biyolojik etkiler değerlendirilirken yalnızca alınan radyasyon dozu değil, gebelik haftası da dikkate alınmalıdır.
Yüksek doz iyonlaştırıcı radyasyon gelişmekte olan dokular açısından risk oluşturabilir. Ancak tanısal amaçlı birçok tıbbi görüntüleme işleminde fetüsün maruz kaldığı doz, ciddi doku etkileriyle ilişkilendirilen düzeylerin oldukça altında kalır. Ayrıca çekimin yapıldığı vücut bölgesi de fetüsün aldığı dozu belirleyen önemli faktörlerden biridir.
Radyasyondan korkmak
Gebelik sırasında amaç, gerekli tıbbi işlemlerden kaçınmak değil, gereksiz radyasyon maruziyetini önlemektir. Çünkü bazı durumlarda tanının gecikmesi veya gerekli bir görüntülemenin yapılmaması anne ve bebek açısından daha önemli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle görüntüleme yöntemleri seçilirken tıbbi gereklilik, kullanılacak yöntem ve olası fetal maruziyet birlikte değerlendirilir.