Nihat AK/EGE TELGRAF- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayına ilişkin enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık yüzde 3,23, yıllık yüzde 33,29 arttı. Böylece enflasyon beklentilerin üzerinde gerçekleşirken aylık enflasyonda 8 ayın zirvesi görüldü, yıllık enflasyon 16 ay sonra artış gösterdi. Eğitim ve gıda ürünlerindeki ciddi artış ile giyim ve ayakkabı ürünlerindeki düşüş dikkat çekti.

GEÇİCİ DEĞİL KALICI
Enflasyonda yapısal zaaflara dikkat çeken Ekonomist Murat Kartalkaya, “Mayıs 2024’ten bu yana enflasyonda kademeli bir düşüş eğilimi izliyorduk. Ancak bu tablo, Eylül 2025 verisiyle birlikte ciddi bir kırılma yaşadı. TÜFE aylık yüzde 3,23 ile açık ara beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Hatırlatmak gerekir ki, piyasanın iyimser beklentisi yüzde 2,5, kötümser tahmin ise yüzde 3 civarındaydı. Bu rakam, yalnızca bir aylık sapma değil; yapısal zaafların hâlâ çözülemediğinin kanıtıdır.
Enflasyon yüzde 75’lerden yüzde 30’lara gerilerken görünürde bir başarı elde edilmiş gibi görünse de, bu düşüşün hızının yüzde 30 seviyelerine yaklaştıkça belirgin şekilde yavaşladığını görüyoruz. Direnç burada kendini açıkça gösteriyor. Mevcut veriler ışığında, yüzde30’un altı artık kolay kolay görülecek bir eşik değil. Hatta yılsonu hedefinin tutturulması için Aralık ayında negatif enflasyon yaratmak gibi teknik bir mucizeye ihtiyaç duyulabilir.

Öte yandan, Eylül verisiyle birlikte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın Ekim toplantısında faiz artışı değilse bile, en azından pas geçmesi gerekir. Çünkü bu kadar sıkı para politikasına rağmen enflasyon yukarı dönüyorsa, o zaman ya uygulanan sıkılaşma yeterli değildir ya da yapısal adımlar hâlâ gösterilmiyor demektir. Ancak büyük olasılıkla, karar metninde “Eylül geçici bir sapmaydı, genel eğilim düşüş yönünde” gibi ifadelerle faiz indirimine gidilecek ve muhtemelen 200 baz puanlık bir indirim göreceğiz.
Bu noktada sorulması gereken soru şu: Veri mi politika yapıcıyı yönlendiriyor, yoksa politika yapıcı mı veriyi kendi tercihine göre yorumluyor? Enflasyonla mücadele vitrinle değil, zemindeki yapıyı değiştirmekle olur. Aksi takdirde, bu rakamlar geçici değil, kalıcı bir sıkışmışlığa işaret etmeye başlayacak” dedi.
AYAKKABICIDAN SON UYARI
Düşüşün yüzeysel aldatıcı bir bahar havasında olduğunu belirten Ayakkabı İmalatçıları Dernek Başkanı Hulisi Çıtak, “Bu yüzeysel düşüş, ne yazık ki aldatıcı bir bahar havasıdır. Çünkü bu rakamların ardında, ayakkabıcı esnafımızın tükenen nefesi, kan kaybeden sermayesi ve çırpınan emeği yatmaktadır. Biz ayakkabıcılar bugün, tabiri caizse kendi emeğimizin altına düşen fiyatlarla mücadele ediyoruz. Bir yanda kira, personel, enerji ve hammadde maliyetleri her gün artarken, öte yanda raflarımızdaki ürünler geçen yılın fiyatlarından bile daha ucuza satılmak zorunda kalınıyor. Bu tablo, rekabetin değil, mecburiyetin sonucudur. Zira artık birçok üreticimiz elindeki stoku nakde çevirmek için maliyetin altında satış yapıyor. Çünkü ayakta kalabilmek için değil, hayatta kalabilmek için çalışıyoruz.

Bir zamanlar işçimizin çekiciyle şekil bulan deriye, şimdi piyasanın kıskacı vuruyor. Her çifti emeğin, sanatın ve sabrın eseri olan ayakkabılarımız, artık değerinin altında bir pazarlık unsuru haline geliyor. Stoklar bitecek. Bugün 500 liraya satılan bir ayakkabının, yarın üretim maliyeti 800 lira olacak. Ama üretici olmayacak. O atölyeler kapanacak, makineler susacak, ustalar mesleğini bırakacak. Ve o zaman sokaklarımız sessiz kalacak; çünkü bir toplumun sesi, ayakkabısının altından duyulur.
Bugün yaşadığımız bu durum bir durgunluk değil, bir tükeniştir. Dışarıdan bakıldığında fiyatların düşmesi, vatandaşa bir "rahatlama" gibi görünebilir. Ama biz biliyoruz: Bu düşüş refahın değil, çöküşün habercisidir. Ayakkabıcı bugün elindekini satar; ama yarın ne üretir, bilemez.
Ayakkabı fiyatlarının TÜFE üzerindeki düşürücü etkisi, bir başarı değil; üretici açısından bir alarmdır. Eğer gereken adımlar atılmazsa, çok yakın bir gelecekte yerli üretimin bittiği, ithalata mahkûm olduğumuz bir piyasaya uyanacağız. Ve o zaman, kaybettiğimiz sadece bir sektör değil, aynı zamanda istihdam, kültür ve yerli üretim gücü olacaktır. Bu ülkenin üretim damarlarının korunması için uyarıyoruz. Ayakkabıcının sessiz çığlığına kulak verin! Çünkü bu çığlık sadece bir sektörün değil, üretimin, emeğin ve yerli sanayinin çığlığıdır” dedi.
ACİL EYLEM PLANI
Gıda enflasyonunun finansal yöntemlerle değil acil tarımsal eylem planlarıyla çözülebileceğini vurgulayan Finansal Piyasalar Uzmanı Irmak Nural, “Ülkemizde gıda OECD ortalamasının yaklaşık 10 katı seviyesine yükselmiştir. Mutfağımız yangın yeri; market sepeti ağır, sofra daha boş.Bu fark, sadece para politikasıyla açıklanamaz. Zira bu artışın kaynağı, talep değil; doğrudan arz sorunudur. Bu yıl, iklim krizinin etkilerini tarımda çok net şekilde yaşadık. Erken çiçeklenen meyve ağaçları, donla kavruldu. Kiraz fiyatları altınla yarıştı. Rekolte düştü, fiyatlar uçtu. Su krizi birçok şehirde kapıya dayandı. Toprak susadı, bitki şaşırdı. Doğa takvimini değiştirdi. Bizim ülkemiz hâlâ eski ezberle politika üretmeye çalışırsa yanlış yapılmış olur.

Merkez Bankası’nın faizleri artırması ya da indirmesi, bu gıda enflasyonuna çözüm değildir. Tohum donla kavga ederken, politika metinleri havada kalır. Bu başka bir cephede verilmesi gereken bir savaştır. Artık acil bir Tarım Eylem Planı şarttır. Fenolojik izleme sistemleri kurulmalı, çiftçiye erken uyarılar sağlanmalıdır. Don koruma teknolojileri yaygınlaştırılmalı, iklime dirençli tohumlar desteklenmelidir.Sulama altyapısı yenilenmeli, eğitim ve sübvansiyonlarla çiftçi güçlendirilmelidir.Üniversiteler, kooperatifler, araştırma merkezleri iş birliği içinde çalışmalıdır.Türkiye'nin gıda güvenliği, ekonomik istikrar kadar, ekolojik istikrarla da mümkündür. Tarladaki sorun çözülmeden sofradaki yangın sönmez” ifadelerini kullandı.





