Sabahın erken saatlerinde feribotun güvertesinde yüzünü yalayan tuzlu rüzgarla gözlerini açıyorsun. Ufukta beliren siluet önce sıradan görünüyor; fakat yaklaştıkça, mavinin ve yeşilin iç içe geçtiği bir ada manzarası beliriyor gözlerinin önünde. Her kıyısı bir tablo gibi işlenmiş, her köyü birer zaman kapsülü… İşte burası, orası Gökçeada.

Yalnızca denizle kara arasındaki bir geçiş noktası değil; geçmişle bugünün, doğayla insanın uyum içinde yaşadığı eşsiz bir diyar. Burada zaman yavaş akıyor. Zeytinli Köyü'nde bir Rum ninesinin elinden çıkan sakızlı muhallebiyi tadarken, Tepeköy’ün rüzgârında bin yıllık sırları fısıldayan taş evlerin önünde buluyorsun kendini.

Modern dünyadan birkaç mil uzakta, ama kalbinin tam merkezinde… Gökçeada, seni sadece bir yolculuğa değil, kendine dönüş yolculuğuna çıkarıyor.

PLİNİUS’TAN GÜNÜMÜZE: İMBRUS’TAN GÖKÇEADA’YA UZANAN TARİH

Antik çağda Plinius’un “Imbrus” ya da “Imbros” olarak adlandırdığı, Osmanlı döneminde “İmroz” ismini alan Gökçeada, 29 Temmuz 1970 tarihinde bugünkü ismine kavuştu. Ada, Piri Reis’in ünlü eseri Kitab-ı Bahriye'de de “İmroz” adıyla yer almakta.

Pelasglar’dan Atinalılara, Romalılardan Osmanlı’ya kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapan ada, 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. 1923’te Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanan Gökçeada, tarihi dokusunu günümüze kadar büyük ölçüde korumayı başarmış nadir yerlerden biri.

ÇANAKKALE’NİN MAVİ GÖZLÜ ADASI

Kuzeydoğu Ege’de yer alan ve 289.5 km² yüzölçümüne sahip olan Gökçeada, Çanakkale’nin en az nüfuslu ikinci ilçesi. Kara bağlantısı, Gelibolu Yarımadası’ndaki Kabatepe Limanı’ndan düzenli feribot seferleriyle sağlanıyor. Çanakkale’ye 32 mil, Kabatepe Limanı’na ise sadece 14 mil uzaklıkta.

ANDEZİT TEPELERDEN ŞİFALI ÇAMURA

Andezit tepeleri, vadileri, tatlı su kaynakları ve kıyı şeridiyle eşsiz bir doğaya sahip olan Gökçeada, doğal yapısını korumayı başaran ender adalardan. Güneydeki Aydıncık (Kefalos) Plajı, kuzeydeki Kuzu Limanı ve Kale Köy Plajı, adanın en çok tercih edilen doğal plajları arasında. Yıldız Koy, Yelken Kaya ve Peynir Kayalıkları gibi doğal yapılar, fotoğraf ve doğa tutkunlarını kendine çekiyor.

TÜRKİYE’NİN TEK SUALTI MİLLİ PARKI

Yıldızkoy ile Yelkenkaya arasında kalan bölge, Türkiye’nin tek sualtı milli parkı olarak dikkat çekiyor. TÜDAV’a tahsis edilen bu alan, dalış meraklıları ve deniz biyolojisi araştırmacıları için eşsiz bir keşif noktası.

KORUMA ALTINDAKİ KÖYLER VE TARİHİ MİRAS

Adanın köyleri adeta birer açık hava müzesi gibi. Zeytinli, Dereköy, Eski Bademli ve Tepeköy, taş yapıları, kiliseleri, tarihi çamaşırhaneleri ve çeşmeleriyle dikkat çekiyor. 1950’lerde 600 haneye sahip olan Dereköy, günümüzde büyük ölçüde terkedilmiş olsa da mimari mirasını koruyor. Ayrıca Marmaros Şelalesi, adanın en görkemli doğal oluşumlarından biri.

TÜRKİYE’NİN İLK “SAKİN ADASI”

2002’den bu yana organik tarım faaliyetlerinin yürütüldüğü Gökçeada, 2008 sonrası tarım turizmiyle de adından söz ettirmeye başladı. 2011 yılında Cittaslow (Sakin Şehir) unvanı alan Gökçeada, bu özelliğiyle dünyanın ilk ve tek “Sakin Adası” olma ayrıcalığını taşıyor.

GÖKÇEADA’NIN LEZZET DURAĞI

Zeytinli Köyü’nde yapılan “cullama” adlı yöresel yemek, ısırgan otu ve rezeneyle hazırlanıyor. Sakızlı muhallebisi ve ada kahvesiyle meşhur olan Gökçeada, gastronomi turizmi açısından da büyük potansiyel taşıyor.

GÖKÇEADA’YA NASIL GİDİLİR?

GESTAŞ feribotları ile Kabatepe Limanı’ndan her gün düzenli seferler yapılmaktadır. Ayrıca yaz sezonunda Çanakkale merkezden de Gökçeada’ya ulaşmak mümkün.

GÖKÇEADA, DOĞAYI SEVENLER İÇİN EŞSİZ BİR KAÇIŞ NOKTASI

Tarihî mirası, doğal güzellikleri, sakin yaşam tarzı ve koruma altındaki köyleriyle Gökçeada, hem tatil hem de keşif rotası arayanlar için biçilmiş kaftan. Tatil planınızı yapmadan önce bu saklı cenneti keşfetmeye ne dersiniz?

Kaynak: HABER MERKEZİ