Ege Telgraf Gazetesi'nden Nihat Ak'ın haberine göre, 30 Ekim 2020’de saat 14.51’de Seferihisar açıklarında meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki deprem, İzmir’i yasa boğdu. Bayraklı ve Bornova’da binalar çökerken, Sığacık’ta deniz taşarak sokakları bastı. 117 kişinin yaşamını yitirdiği felakette 107 kişi enkazdan sağ çıkarıldı. İdil Şirin 58, Elif Perinçek 65, Ayda Gezgin ise 91 saat sonra kurtarılabildi.

Deprem sonrasında incelenen 213 bin 762 binadan 9 bin 79’unun hasar gördüğü belirlendi. TOKİ tarafından 5 bin 61 konut ve 357 iş yeri inşa edilerek hak sahiplerine teslim edildi.
ADALET ARAYIŞI
Yargılamalarda Yağcıoğlu Apartmanı sanıklarına 13 yıl 4’er ay, Doğanlar Apartmanı müteahhidine 15 yıl, Emrah Apartmanı sanıklarına 14 yıl 5’er ay hapis cezası verildi. Cumhuriyet Sitesi davasında da mahkumiyet kararları çıktı. Rızabey ve Yılmaz Erbek apartmanlarına ilişkin davalar ile belediye görevlilerinin yargılamaları sürüyor. Barış Sitesi hakkında ise dava açılamadı. Altı yılın ardından geriye unutulmayan acılar ve henüz sonuçlanmayan adalet arayışları kaldı.

TABUTTA YAŞAM
Yaşanan depremlerden yeterince ders çıkarılmadığının altını çizen İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği (İZDEDA) Başkanı Haydar Özkan, “Tabut içinde yaşıyoruz” dedi. Binaların ağır, orta veya az hasarlı olarak sınıflandırılması yerine oturulabilir olup olmadıklarının belirlenmesini isteyen Başkan Özkan, " Kentsel dönüşüm önümüzdeki süreçte çocuklarımızın sağlıklı konutlarda oturması için elzem bir şey. İzmir depremi eğer gelirse Allah korusun şu anda yaşadığımız olayların çok çok fazlasını yaşarız diye korkuyoruz" şeklinde konuştu.
EVİNİ GÖREMEDEN ÖLENLER
Hala yaraların sarılamamış olmasından kaygı duyduğunu belirten Özkan, “Evini göremeden hayatını kaybeden depremzedelerimiz var. Altı yıl geçti, tahminimize göre 15 bin kişi hâlâ yuvasına kavuşmayı bekliyor. İnsanlar evlerinden, mahallelerinden, dostlarından koparıldı. Artan inşaat maliyetleri komşuları birbirine düşürdü, dostlukları bitirdi. Bu yaralar nasıl sarılacak, kaygılıyım. Dünya Bankası kredisinin iki yıl ödemesiz verilmesini, tutarının 3 milyon liradan 4-4,5 milyon liraya yükseltilmesini istiyoruz. Müteahhitlerin hak edişleri hızlandırılmalı, ödemeler bulundukları illerden yapılmalı. Aksi halde müteahhitler işe girmiyor, depremzedelerden daha fazla para istiyor. Bu mağduriyet artık sona ermeli, insanlar evlerine kavuşmalı” ifadelerini kullandı.

‘İZMİR DEPREME HAZIR DEĞİL!’
İzmir’in deprem riskini değerlendiren Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, kentin henüz depreme hazır olmadığını vurguladı. İzmir’de bir milyonun üzerinde yapı bulunduğunu belirten Sözbilir, yapı stokunun yaklaşık yüzde 50’sinin sorunlu olabileceğine dikkat çekti. Deprem Master Planı kapsamında fay hatları, tsunami tehlikesi ve yapı güvenliğinin araştırıldığını belirten Sözbilir, Seferihisar ve Balçova’nın ardından Bayraklı, Bornova ve Karşıyaka’da yapı envanteri çalışmalarının sürdüğünü söyledi. Tuzla, Gülbahçe, Seferihisar ve Bergama faylarının belirli ölçekte tehlike taşıdığına vurgu yapan Sözbilir, riskli yapıların güçlendirilmesi veya yenilenmesi gerektiğini ifade etti.
5 YILLIK KRİTİK HEDEF
AFAD öncülüğünde yürütülen Dünya Bankası destekli “Dirençli İzmir” projesine değinen Sözbilir, “İzmir’i depreme hazır bir kent olarak değerlendiremeyiz. Ancak önümüzdeki beş yılda yapılacak çalışmalarla tüm afetlere karşı dirençli bir İzmir ortaya çıkarabiliriz” dedi. Kentsel dönüşümün önemine dikkati çeken Sözbilir, risk azaltma çalışmalarının hızlandırılmasını istedi. Sözbilir, önümüzdeki birkaç yıl içerisinde tüm ilçelerin yapı stoku envanterinin tamamlanmasının hedeflendiğini de belirterek, deprem gerçekleşmeden önlem alınmasının önemini vurguladı.
DIŞARIDAN ANLAŞILMAZ!
İzmir’in mevcut yapı stokunun deprem güvenliği açısından ciddi biçimde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yüksek İnşaat Mühendisi Mutlu Burak Paksoy, 30 Ekim depreminin mühendislik ve denetimin önemini ortaya koyduğunu belirtti. “Özellikle eski, mühendislik hizmetleri yetersiz veya günümüz deprem güvenliği koşullarını karşılamayan binaların bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi gerekiyor” diyen Paksoy, Bayraklı’daki yıkımların nedenlerine dikkat çekti. “30 Ekim depreminde Bayraklı’da yaşanan yıkımlar, yalnızca depremin büyüklüğünün değil; zemin özelliklerinin, yapı tasarımının, malzeme kalitesinin, uygulamanın ve denetimin de hayati önem taşıdığını acı bir şekilde gösterdi” ifadelerini kullandı. Binaların dış görünüşüne güvenilmemesi gerektiğini belirtirken, “Bu nedenle yapı güvenliğini yalnızca binanın dış görünüşüyle veya yapım yılıyla değerlendirmek doğru değildir. Her yapının durumu, uzmanlar tarafından teknik incelemelerle ortaya konulmalıdır” uyarısında bulundu. Riskli yapılarda güçlendirme veya yeniden yapım seçeneklerinin teknik incelemelere göre belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Paksoy, mevcut yapı stokunun iyileştirilmesinin geciktirilmemesi çağrısında bulundu.

AYRICALIK DEĞİL, HAKTIR!
Kentsel dönüşümün yalnızca bina yenileme faaliyeti olarak görülmemesi gerektiğini dile getiren Paksoy, bilimsel planlama ve toplumsal sorumluluğun önemini vurguladı. “Kentsel dönüşüm, yalnızca binaları yenilemek değil, yaşam güvenliğini yeniden inşa etmektir. Bu süreç; bilimsel esaslara, şeffaflığa, hak sahiplerinin bilgilendirilmesine ve kamu yararına dayanmalıdır” diyen Paksoy, vatandaşların hukuki hakları ve güçlendirme seçenekleri konusunda bilinçlenmesi gerektiğini söyledi. Yapı güvenliğinin farklı meslek disiplinlerinin ortak sorumluluğu olduğunu belirterek, “Unutmamalıyız ki yapı güvenliği yalnızca inşaat mühendislerinin değil; mimarların, şehir plancılarının, jeoloji ve jeofizik mühendislerinin, yerel yönetimlerin, kamu kurumlarının ve vatandaşların ortak sorumluluğudur” ifadelerini kullandı. Depremin önlenemeyeceğini ancak kayıpların azaltılabileceğini vurgulayan Paksoy, “Afetlere dirençli bir İzmir için güvenli yapılar oluşturmak, riskleri önceden belirlemek ve gerekli önlemleri gecikmeden almak zorundayız. Çünkü güvenli bir yapıda yaşamak ayrıcalık değil, herkesin temel hakkıdır” sözleriyle çağrısının altını çizdi.

ACI HALA YÜREKLERDE
Yaşananların ardından geçen süreçte depremle ilgili önemli bir adım atılmadığını savunan Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan, “Türkiye bir deprem bölgesidir. İzmir ve Ege de büyük risk altında. Deprem öldürmez, binalar öldürür. Sadece binaları yenilemek bir işe yaramaz, Bunu her defasında tekrarlıyoruz. Dönüşümler ada bazına gerçekleştirilmeli, tek tek yıkılıp yeniden yapılması yerinde dönüşüm olur. İnşaatların kontrolü düzenli olarak yapılmıyor. Bunun için herkes elini taşın altına koymalı” dedi.
BİZ HAZIRIZ
Her oluşuma hazır olduklarını dile getiren Başkan Aslan, “Yıllardır Menemen veya Torbalı aksında ‘uydu kentler’i hayata geçirelim diyoruz. Önemli olan devletin bizlere arazi göstermesi. Arsa konusu büyük sıkıntı yaratıyor, fiyatların da artmasına neden oluyor. Bu yüzden vatandaş zorluk yaşıyor. Hayat pahalılığı ortada, geçim sıkıntısı herkesin belini büküyor. Hükümet ve yerel yönetimler elele vererek arazi sorununu bir an evvel çözmeli. Bizler de elimizden ne geliyorsa Ege-Koop olarak yapmaya hazırız, bütün belediyelerimizle ortak proje üretebiliriz” diye konuştu.
DİRENÇLİ KENTİN 2 ŞARTI!
İzmir’in deprem gerçeğinde güvenli binalar kadar bilinçli toplumun da hayati önem taşıdığına dikkat çeken İzmir Afet Bilinci, Çevre ve İklim Farkındalığı Derneği İZ-AFED Başkanı Servet Ertaş, “Afetlere dirençli kentlerin iki temel unsuru vardır: Afetlere dirençli yapılar ve afetlere dirençli toplum. Güvenli binalar can kayıplarını azaltırken; bilinçli, hazırlıklı ve örgütlü bir toplum afetlerin etkilerini azaltır, müdahale ve iyileşme süreçlerini güçlendirir. Bu iki unsurdan biri eksik olduğunda, gerçek anlamda afet dirençli bir kentten söz etmek mümkün değildir” sözleriyle önemli bir pencere açtı. İzmir’de yapı stoku envanteri, fay araştırmaları ve afet planlamalarında ilerlemeler sağlandığını belirten Ertaş, mevcut yapıların güvenliğinin hâlâ ciddi sorun oluşturduğunu vurguladı. Eski ve mühendislik hizmetleri yetersiz binaların bilimsel yöntemlerle incelenmesini isteyen Ertaş, riskli yapılarda güçlendirme veya yeniden yapım süreçlerinin hızlandırılması gerektiğini belirtti. Depreme hazırlığın yalnızca sarsıntı anındaki davranışlardan ibaret olmadığını, evlerdeki eşyaların sabitlenmesinden aile afet planlarına kadar günlük yaşamın her alanını kapsadığını hatırlattı.

FELAKET GELMEDEN ÖNLEM!
Afetlere dirençli İzmir için mahalle ölçeğinde örgütlenmenin, bilimsel kentsel dönüşümün ve kurumlar arası iş birliğinin zorunluluğuna işaret eden Başkan Ertaş, “Mahalle düzeyinde örgütlenme: MİAD–MİAG modeliyle yerel afet gönüllülüğünü, eğitimleri ve dayanışma ağlarını geliştirmek. Bilimsel ve adil kentsel dönüşüm: Rantı değil, can güvenliğini ve yapı dayanıklılığını esas alarak, İzmir’in yapı stokunu büyük ölçüde yenileyip, depreme ve iklim değişikliği kaynaklı hidrometeorolojik afetlere karşı dirençli hale getirmeliyiz” değerlendirmesiyle yapılması gerekenler konusunda uyarıda bulundu. Okullardan mahallelere sürekli ve uygulamalı afet eğitimlerinin yaygınlaştırılmasını isteyen Ertaş, kamu kurumları, üniversiteler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı. İZ-AFED’in 30 Ekim depreminden sonra AFAD çalışanlarının öncülüğünde kurulduğunu hatırlatan Ertaş, toplumsal farkındalık çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Ertaş, afetlere karşı mücadelenin felaket sonrasında değil, öncesinde riskleri azaltarak başlaması gerektiğini de özellikle vurguladı.

BİNLERCE ÇOCUĞUN UMUDU!
30 Ekim depreminde 15 yaşındaki ikizleri Sayra ve Çınar Alpgündüz’ü kaybeden Tülin Batmaz, evlat acısını başka çocukların geleceğine umut olacak bir iyilik hareketine dönüştürdü. İkizlerin anısına kurduğu Sayra ve Çınar Vakfı aracılığıyla çocuklara ve gençlere eğitim, kültür ve sosyal yardım desteği sağlayan Batmaz, bursiyerlerin mezuniyet sonrasında da yanlarında olduklarını belirtti. Gençlik konseyi, kütüphane projeleri ve sosyal girişimcilik çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan acılı anne, “En büyük isteğim, Sayra ve Çınar Vakfı’nın çocukların ve gençlerin güvenle kapısını çalabileceği, benden sonra da yaşamaya ve fayda üretmeye devam edecek bir kurum olmasıdır. Bu nedenle tüm mal varlığımı vasiyetimle vakfa bıraktım” dedi. Evlatlarının adını başka çocukların hayallerinde yaşatmak istediğini vurgulayan Batmaz, “Sayra ve Çınar için kurmayı hayal ettiğim geleceğin, başka çocukların ve gençlerin geleceğine katkı sunmasını istiyorum” sözleriyle yürekleri burktu. İstanbul maratonu ve sanat buluşmalarıyla eğitim desteğini büyütmeyi hedefleyen vakıf, Ankara’da yeni bir kütüphane açmayı da planlıyor.




