Gri bir kenti boyamak; Edi Rama
Balkanlar, geçtiğimiz yüzyılda stratejik pozisyonu gereği her zaman birçok incelemecinin de dediği gibi bir ‘barut fıçısı’ olarak değerlendirilmiştir. Çok da haksız bir tanımlama değildir bu yaklaşım. Değil mi ki dünya ölçeğinde jeopolitik oluşumlara etki eden iki tane Balkan Savaşı ve iki tane de büyük Dünya Savaşı ilk kez o topraklardaki siyasi eylemlerden çıkmamış mıdır?
10 Kasım 2014 tarihinde dünya siyasetinin çok dikkatle izlediği bir buluşma gerçekleştirilir Balkan topraklarının iki küs komşusu arasında. Arnavutluk Başbakanı, liberal sosyalist Edi Rama, son olarak 1946 yılında efsane Arnavut komünist lider Enver Hoca’nın ziyaretinden 68 yıl sonra Sırbistan’a bir resmi ziyaret yapar. Bu ziyaretin siyasi bir skandala yol açacağına kesin gözüyle bakılsa da 4 Temmuz 1964 doğumlu cesur Arnavut liderin bu girişimi dikkatle izlenir dünya siyasileri tarafından. Her ne kadar resmi bir ziyaret için Sırbistan’a gelen ilk Arnavut Başbakanı olan Edi Rama, Sırbistan Başbakanı Aleksander Vucic tarafından resmi bir törenle karşılansa da; karşılamada Arnavutluk milli bayraklarının olmayıp sadece Sırbistan bayraklarının olması, görüşmenin nasıl bir gerilim içinde geçeceğine dair ilk işaretini verir. Bu skandal sayılacak duruma Arnavut Başbakanı Edi Rama’nın nasıl bir karşılık vereceği merakla beklenirken protokol kurallarını yerine getiren iki başbakan, basın toplantısı için iki yüzün üzerinde gazetecinin karşısına çıkarlar. Sırbistan’la Arnavutluk arasındaki en temel sorun ‘bağımsız Kosova’ sorunudur. Ziyaretin en çetin ayağının bu noktadan geleceği tahmin edilse de şu ana kadar herşey yolunda görünmektedir.
Başbakan Edi Rama, daha önce titizlikle hazırlandığı belli olan önündeki notlardan ziyaretin amaçlarını açıklarken sözü Kosova’nın bağımsızlığının Sırbistan tarafından tanınmamış olmasına getirir.“Kosova ile ilgili, iki farklı duruşumuz vardır. Fakat gerçek tektir ve kesinlikle değişmezdir. Kosova, şimdiye kadar 108 farklı ülke tarafından tanınan bağımsız bir devlettir. Bu durum, bölgesel barışın ve güvenliğin yerleşmesi açısından son derece önemlidir.” Bu sözlere tepki olarak, Sırbistan Başbakanı Aleksander Vuciç, kulaklarındaki çeviri kulaklığı çıkarıp, konuşmanın devamını dinlemeyeceği mesajını verir. Fakat konuşmasına devam eden Rama; “Aramızdaki sorunları açık bir dille konuşmamız gerekiyor” diyerek konuşmasına iki ülke arasında gelişecek işbirliğinin hem iki ülkenin hem de bölgenin sosyal, ekonomik ve güvenliği açısından faydalı olacağına olan inancını belirterek devam eder. Konuşması boyunca kullanması beklenen “Büyük Arnavutluk” sözünü etmeden hem de... Hatta ertesi gün, Arnavut azınlığın yoğun olduğu Presheva bölgesinde coşkulu halka yaptığı konuşmada açık bir dille herkese de aynı mesajı verir ve “Büyük Arnavutluk” hayali kurmadıklarını ama tüm Arnavutların Avrupa Birliği çatısı altında olduğu bir hayal kurduklarını söyler.
Bu siyasi cesaret isteyen duruşun sahibi genç Arnavut Başbakan bir anda tüm dikkatleri üstüne toplar. Oysa ki Edi Rama, bu çıkışına kadar ülkesinde oldukça tanınan işlere imza atmış bir siyasidir. Ancak o siyasi olmaktan çok bir sanat adamı olmakla övünen bir başbakandır. O uluslararası sahada onlarca sergi açmış bir ressam, 2011 yılında çıkardığı ‘Kurban’ kitabıyla da bir çok dilde okunan bir yazardır.
“Politikacı olup olmadığımdan emin değilim, sanırım ben bir sanatçıyım ve politikayı da değişim için bir araç olarak kullanıyorum”(2004 yılında verdiği bir söyleşisinden)
15 Eylül 2013’ten beri Arnavutluk’un 32. Başbakanı olarak görev yapan Edi Rama, aynı zamanda 2005 yılından beri Arnavutluk Sosyalist Partisi’nin de lideri... Tiran doğumlu olan Rama, 2 metre 2 santim boyuyla dünyanın en uzun boylu siyasetçisi aynı zamanda... Bu magazin bilginin ardındaki bilgi bizi daha çok ilgilendirmeli. Çünkü Başbakan Edi Rama, bu uzun boyuyla ilgili Arnavutluk Milli Basketbol Takımı’nın bir oyuncusu olacak kadar spora ve sanata yakın bir yöneticidir.
Sanata ve spora yakınlığı bu kadarla bitmiyor ki; ilk eşi Matilda Makoçi’nin bir oyuncu olması, okuduğu Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretmeni Adrian Klosi’yle birlikte ‘Refleksione’ adıyla bir resim kataloğu yayınlaması ya da siyasete, Kültür ve Spor Bakanı olarak girmesi onun dünyasında sanatın ve siyasetin ilişkisi üzerine sağlam fikirler verir kanısındayım.
1989-1991 yıllarında tüm dünyada olduğu gibi Arnavutluk’ta da değişime uğrayan komünist yapı, daha entegre ve daha liberal bir sosyalizmi ortaya çıkarır. Genç muhalif Edi Rama, siyasete girdiği 1998 yılında sosyalist lider Fatos Nano’nun görevlendirmesiyle hükümette Kültür Bakanı olur. (1998-2000) Ancak onun radikal sayılan ve dikkat çeken eylemleri, 2000 yılında kazandığı Tiran Belediye Başkanlığı’ndan sonra yaptıklarıyla gelir. Ekim 2000’de, Besnik Mustafa adlı rakibini yenerek kazanır belediye başkanlığını Rama. İsterseniz bir sanat adamı ülkenin metropol sayılan bir şehrine belediye başkanı olursa önce neler yapar sorusuna yanıtlar arayalım.
“Şehrinizi boya ile geri alın. Şehri güzelleştirin, yolsuzluğu engelleyin.”
Rama, Tiran kentine belediye başkanı seçildiğinde kentte çevre bilinci yoktur. Her taraf molozlar, çıkmaz sokaklar ve yeterli olmayan yollar ve yeterli olmayan kanalizasyon sistemleri yüzünden, kentlilik lezzeti olmayan bir başkent görüntüsündedir. Çünkü kaldırımlar düzensiz, yerel parklar yetersiz, belediye arazileri üzerinde birçok kaçak yapı vardır. Tüm kent bu çarpıklığın elinde sömürülmekte ve kıvranmaktadır. Gözlemci incelemecilerin deyimiyle Tiran ‘gri bir kenttir’. Kentin içinden geçen Lana Nehri bile bu kıyımdan kurtulamamış, kirli akmaktadır. Rengi solmuş kent için, ilk girişimi sanat adamlığının iradesinde gerçekleşir Rama’nın. Gri görünen kentin büyük binalarını boyamaya başlar. Şehre renk renk, cıvıl cıvıl bir görünüm katar Rama. Ardından yolları genişletmek amacıyla büyük bir şehir planlamasını devreye sokar. Şehri çirkin gösteren tüm yapıları yıkar. Kaçak inşaatlara savaş açar; şehri sömüren tüm mikropları tek tek ifşa ederek ruhsatlarını iptal eder. Özellikle inşaat sahasındaki vurgun ve yolsuzluklarla mücadele eder. Yüzlerce kaçak yapıyla işgal edilmiş Tiran’ı büyük bir cesaretle yıkarak, yeniden inşa eder. Şehir yavaş yavaş göz doldurmaya, Lana Nehri kendi rengini bulmaya başlar. Edi Rama, belediye başkanı olarak bu dönemde Arnavutluk Başbakanı Ilir Meta tarafından desteklenir. Hiçbir iyi girişimin cezasız kalmayacağını bilen bizler, Rama’nın bu girişimlerinin ardından, muhalefet ve işbirlikçiler tarafından suçlanacağını da tahmin edebiliriz sanırım. Edi Rama, muhalefet tarafından yolsuzluk ve fonları kötü yönetmekle itham edilir ve suçlanır. Peki Rama ne yapmıştır bu suçlamayı hak etmek için? 2000 yılında başlattığı ‘Temiz ve Yeşil Proje’yle; kente 96 bin 700 metrekare yeşil arazi ve park kazandırır. Yaklaşık 1 milyon 800 bin ağaç dikimi yaptırır. Gri görünümlü yaşlı Tiran kentini baştan aşağı boyar. Hem de son derece cesur renklerle. Çok parlak pembelerle, sarılarla, yeşil ve morlarla... Çok geçmeden bu ‘radikal’ belediye başkanı hem olumlu hem de olumsuz anlamda dikkat çekmekte gecikmez. 2004 yılının Aralık ayında Rama; merkezi Londra'da bulunan ve ticari bir kaygısı olmayan Dünya Belediye Organizasyonu CITYMAYORS tarafından düzenlenen uluslararası bir yarışmada‘Dünya Örnek Belediye Başkanı’ seçilirken; ülkesinde, onun yaptıklarını eleştirenlerce, elektrik ve içme suyu sıkıntısı gibi önemli sorunları tümden ortadan kaldırmadan, ‘şehre makyaj yapmak’ ya da onların dediği gibi dersek‘şehre kozmetik müdahaleler’ yapmakla suçlanır. Bu çekişmeler birkaç yıl sürer. 2003 yılında, kapalı yapılan mahkemeler tarafından bu suçlamalar değerlendirilir ve Rama’nın suçsuzluğunun onanmasıyla son bulur. Ancak çalışkan başkanın bu günleri unutmadığını 2011 yılında, bu günleri ve yapılan saldırıları anlattığı ‘Kurban’ adlı bir biyografik-roman yazmasından anlarız. Orijinal adı ‘Kurbani’ olan roman ilk kez, Dudaj Yayınevi tarafından 444 sayfa olarak yayınlanır. Ardından, bu karizmatik başbakanın kitabı birçok dile çevrildiği gibi, bizim dilimize de çevrilir ve İletişim Yayınları tarafından yayınlanır. Rama, Kurban’da her ne kadar belediye başkanlığı döneminde yaşadıklarını, Arnavutluk siyasetinin iç yüzünü anlatsa da; aslında dünyanın her yerindeki “siyasi arenalarda” yaşanan entrikaları, yozlaşmaları, çarpıklıkları, vizyonsuzluğu cesurca ele alır. Bir tür “itirafname” olan kitabıyla bir yandan kendisiyle, projeleriyle, gerçekleştirdikleri ve gerçekleştiremedikleriyle hesaplaşırken bir yandan da “iktidar”ı sorgular.
“Ne pahasına olduğunu henüz bilmiyorum ancak alıştım; çamura, bıçağa, yaraya, çelmeye, salyaya alıştım. Ne var ki, hiçbir zaman alışmadığım bir şey var: Bu ülkede siyasetin sadece bu şekilde yapılabileceği fikrine; siyasetin toplumun sorunlarına merhem olabileceğine inananlara buna karşılık olarak damgalanma verdiği düşüncesine; en büyük domuzdan, en küçük salağa kadar profesyonel yalancılar sürüsüne meslek ve gelir sağlayıp ekmek yedirdiği inancına alışmak istemiyorum… Her zaman, her yerde, dünyanın bir ucunda ya da en unutulmuş köyünde, iktidarın sunduğu cezbedici yaşam için değil, iktidarın esir alamadığı iç tutkularından ilham alarak, içinde yaşadıkları toplum veya toplulukla ilgili amaçları olan, iktidarın sonsuz kışkırtıcılığına karşı durabilen, fikir ve hayalleri yolunda onun vazgeçilmez gücünü kullanabilmek için onunla ortak yaşayan insanlar vardır. Bu güç olmaksızın, dünyayı değiştirme hayalleri, daha yanmadan sönen hayalî ışıklara benzer...”
Edi Rama’nın devletçilik anlayışını açıkladığı bir söyleşisi aslında her şeyi apaçık ortaya koymaktadır:
"Benim için, Tiran Belediye Başkanı olmak ya da siyaset yapmak, kavramsal sanatın en yüksek biçimidir ve her gün iyi nedenler için mücadele edilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü dünyanın en heyecan verici işi sanat yapmaktır ve saf devletin gücü, onun ürettiği sanatla eş bir yükselim gösterir. "
Edi Rama 2004 yılında ayrıldığı ilk eşi oyuncu Matilda Makoçi’den sonra fanatik Arnavutları bir kez daha ayağa kaldıran ikinci bir evlilik yapar. Bu kez kendisine eş olarak seçtiği kadın Müslüman asıllı Lindita Xhillari’dir. Kendisi bir Ortodoks aileden gelen ancak Katolik Kilisesi’nde vaftiz olunan bir devlet başkanı, şimdi de Müslüman bir eş mi alıyor? Bu ve benzeri radikal sayılan girişimler, Edi Rama’yla partisinin bağnaz taraftarlarının arasını açar. Örneğin eski komünist Arnavutluk döneminde gizli polisin eski şefi Gramoz Ruçi ve diğerleriyle arası açılan Rama, partisinde ciddi bir muhalefetle karşılaşır. 21 Ocak 2011 tarihinde içlerinde Rama’nın da yer aldığı Arnavut muhalefet gösterileri sırasında dört kişi ölür ve 150 kişi yaralanır. ‘İlerleyenin önüne kim çıkabilir?’ düşüncesine dayanarak, Haziran 2013 seçimlerine gelir taraflar. 2013 yılının 23 Haziran’ında yapılan ve iktidardaki Sali Berişa’ya karşı, Sosyalist Parti ve koalisyon ortakları parlamento seçimlerini kazanır. 9 Eylül'de toplanan meclisten sonra, ertesi gün Cumhurbaşkanı Buyar Nişani, Edi Rama’yı hükümeti kurmak için başbakanlığa atar. 15 Eylül 2013 günü görevine başlayan Rama’nın ilk işi, yükselen suçla mücadele amacıyla iç güvenlik altyapısını yeniden yapılandırmak olur. Sporda ‘milli’ forma giyecek kadar ilerleyen, sanatta uluslararası boyutta kabul gören bu genç başbakanın asıl ustalığı olan resim sanatı adına aldığı yol da hiç küçümsenecek gibi değil... Edi Rama’nın kendi ülkesinde açtıklarını bir kenara koysak bile, uluslararası resim sergileri onun sanata nasıl bağlı olduğunu göstermesi adına dikkat çekicidir. Rama, birçok kişisel resim sergisi açmıştır. Janos Galerisi, New York (1993), Acud, Berlin (1993), Sao Paulo, Brezilya (1994), İsrail (1995), Talep de Médiathèque, Fransa (1995) ve Palais Jalta, Frankfurt (1997) sergilerini söylesek bile onun dünya resim sanatındakini yerini anlamış oluruz bence. Ajandasına resim çizen Edi Rama, ülkemizde de bir resim sergisi açar. Ocak 2016’da, Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde açılan sergi, ressamın ülkemizdeki ilk kişisel sergisidir. 28 Haziran 2016'da, yerel saatte 21.22’de İstanbul'un Bakırköy ilçesindeki Atatürk Havalimanı'nda gerçekleştirilen silahlı ve bombalı saldırıda, (Tarihimize Atatürk Havalimanı Saldırısı diye geçmiş bu olayda; 45 kişinin ölmüş, 236 kişinin yaralanmıştır) İstanbul Atatürk Havalimanı’na iniş yapan ve kıl payı ölümden kurtulan Edi Rama adındaki bu radikal siyasiyi, dünyayı sanatın sihirli dokunuşuyla değiştirmek isteyen bu devlet yöneten sanat adamını büyük bir dikkatle izlemeliyiz. (Meraklısına Not; Edi Rama, Osmangazi Köprüsü’nün açılış törenine katılmak için Türkiye’ye gelmişti.)