Ege Telgraf Gazetesi'nden Nihat Ak'ın haberine göre, sarı altın tezgâha indi, üreticinin yüreğine fiyat endişesi düştü! Erkenci mandalinalar pazar ve manavlarda yerini alırken, Doğu Akdeniz’de yüksek rekolteye daralan ihracat pazarları kaygısı eklendi. Bahçede kilogram fiyatının 10 liranın altında kalması üzerine üreticiler ve temsilcileri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a destek çağrısında bulundu. Bu tablo, hasada hazırlanan dünyaca ünlü Gümüldür mandalinasının üreticilerini de tedirgin etti. Ege Telgraf’a konuşan üreticiler, dalındaki bereketin cebine yansıyıp yansımayacağını sorgularken maliyetlerden tüccar baskısına, işçilikten pazarlamaya kadar çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

DALLAR DOLU, KALİTE YÜKSEK
Sınırlı Sorumlu Gümüşsu Meyve Sebze Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (GÜMESKO) Başkanı Erdoğan Üner, “Bu yıl Ege’de ve Akdeniz’de mandalina bahçeleri yüzümüzü güldürüyor. Dallar dolu, meyvenin kalitesi yüksek; verdiğimiz emeğin karşılığını bahçede görmek bize umut veriyor. Toprağa alın terimizi döktük, ağacımızın bakımını yaptık, sulamasını aksatmadık. Şimdi yeşilin arasından parlayan mandalinalar, sanki bir yıllık emeğimize selam duruyor. Sahadaki gözlemlerimize göre rekolte de kalite de çok yüksek. Farklı bölgelerden edindiğimiz bilgilere göre Türkiye genelinde rekorların egale edileceği bir sezon yaşayacağız gibi görünüyor. Mevsim normalleri devam eder, beklenmedik don, dolu ve fırtına olmazsa hasatta sorun yaşamayacağımızı düşünüyoruz. Bizim derdimiz yalnızca dalı doldurmak değil, kasayı da hakkıyla doldurup ürünümüzü değerinde satabilmek. Mandalina nazlıdır; vaktinde toplanacak, örselenmeden taşınacak” dedi.

‘ALIŞKANLIKLAR SORGULANSIN’
Gümüldür’de ve ülkenin birçok üretim bölgesindeki yaşlı nüfusa sahip çiftçilere akıllı tarımı öğretmenin güçlüklerine vurgu yapan Başkan Üner, “Tarımda alışılmış yöntemleri değiştirmek kolay olmuyor. Ancak yükselen maliyetler karşısında tarımı bilgiyle yenilemek zorundayız. Ben genç kuşağın bir temsilcisi olarak geniş mandalina bahçelerimde akıllı tarıma yöneldim. Zararlılarla mücadelede faydalı böceklerden yararlanıyorum. Toprağı sürmek yerine çıkan otları biçiyor, organik madde olarak yeniden toprağa kazandırıyorum. Vahşi sulama yapmıyorum. Bahçeme yerleştirdiğim elektronik sensörler toprağın nemini ölçüyor, ihtiyaç oluştuğunda sulama sistemini çalıştırıyor. Böylece suyu, enerjiyi ve işçiliği daha verimli kullanıyorum. Zirai ilaç kullanmadan üretim yapıyorum; kalıntı durumunun ise analizle ortaya konulması gerektiğini biliyorum. Çünkü tüketiciye güven vermenin yolu, yaptığımız işi ölçmekten ve belgelemekten geçiyor. Bu dönüşümü yaygınlaştırmalıyız. Ya deneyimli üreticilerimizi uygulamalı eğitimlerle yeni yöntemlerle buluşturacağız ya da gençlerimizi tarıma çekip teknolojiyle donatacağız. En doğrusu, tecrübeyle gençliğin bilgisini aynı bahçede buluşturmaktır. Bizim geleceğimiz yalnızca daha çok üretmekte değil, kaynaklarımızı koruyarak daha düşük maliyetle kaliteli üretmektedir. Maliyetleri düşürmeden tarımda sürdürülebilirliği sağlamak, üreticiyi bahçesinde tutmak mümkün değildir. Toprağın yarınını korumak için bugün alışkanlıklarımızı sorgulamalı, her damlanın ve emeğin kıymetini bilerek birlikte çalışmalıyız” diye konuştu.

AGROTURİZM MASAYA YATIRILMALI
Sürdürülebilir tarım için agroturizmin geliştirilmesi gerektiğini savunan GÜMESKO Başkanı Üner, “Yaklaşık yirmi yıl ABD’de finans danışmanlığı yaptım. Orada üreticinin doğrudan satışla tüketiciye ulaştığı modelleri gördüm. Bizim çiftçimizin de ürünün nihai değerinden daha fazla pay almasını sağlayacak pazarlama ağına ihtiyacı var. Kooperatifler, ortak paketleme tesisleri ve dijital satış kanallarıyla aracılık maliyetlerini azaltabilir, üreticinin pazarlık gücünü artırabiliriz. Mandalinayı yetiştiren, markasının ve satış gelirinin de sahibi olmalıdır. Ancak kazancı büyütmek yalnızca satışla mümkün değil; Gümüldür’de üretim alanlarını da yeniden planlamalıyız. Çevredeki uyumlu çeşitlerden gelen polenler, uygun koşullarda satsumada çekirdek oluşumunu artırabilir. Bu nedenle yeni dikimler, çeşit seçimi ve bahçelerin konumu bilimsel değerlendirmeyle belirlenmeli; ürünümüzün ayırt edici özellikleri korunmalıdır. Bahçeleri koruyacaksak üreticiye tamamlayıcı gelir fırsatları da sunmalıyız. Mevzuata uygun, tarımsal dokuyu bozmayan, belirli alanlarla sınırlı bungalov konaklamaları ve hasat deneyimleriyle agroturizmi geliştirebiliriz. Böylece aynı bahçe hem üretimden hem ziyaretçiden gelir sağlar. Toprağın kokusunu turizmin imkânlarıyla buluştururken esas sermayemiz olan mandalina ağaçlarını korumalıyız. Hedefimiz, bahçeyi satmayı düşündüren çaresizliği, bahçeyi yaşatmayı kazançlı kılan ekonomik modele dönüştürmektir. Bunun yolu planlı yatırım, güçlü örgütlenme ve üreticinin gelirini artıran sürdürülebilir bir değer zinciridir” sözleriyle tarıma farklı bir pencere açtı.
ZİNCİRDE ADALET ŞART
Gümüldür Turizm ve Tanıtım Derneği Başkanı Erkan Cura, “Kendi bahçemde de başka üreticilerin hasadında da çalışıyorum; mandalinanın dalından sofraya yolculuğunda alın terinin ağırlığını biliyorum. Sürümden biçime, zararlılarla mücadeleden kesime, sınıflandırmadan kasalamaya kadar her aşamada insan eli gerekiyor. Teknoloji henüz bu işleri bütünüyle insansız yapamıyor. İşçinin de geçim derdi var ancak yükselen yevmiyeler üretim ve pazarlama maliyetini zorluyor. Sahada erkenci hasadında günlük 3 bin lira isteyenlerle karşılaşıyoruz. Adana ve Mersin’de bin 500 yüz liraya ulaşan yevmiyelerin, hasat yoğunlaşınca 2 bin liranın altında kalmayacağını düşünüyorum. Bazı ekipler zeytinde, topladıkları 3 kilogramın gelirinden ikisini kendilerine, birini bahçe sahibine öneriyor. Bu paylaşım yaygınlaşırsa üreticinin hesabı iyice daralır. Örnek hesapla, bahçede 10 liralık mandalinaya kesim, kasalama ve yüklemede kilogram başına 10 lira, nakliyede 3 lira eklenebiliyor. Fire ve aradaki giderlerle perakendeciye 35 liraya ulaşan ürün, 15 liralık ilaveyle 50 liraya satılabilir. Aynı ürüne 35 lira eklenirse tüketici yetmiş lira öder. Üreticinin emeğini, işçinin geçimini, tüketicinin bütçesini koruyacak şeffaf maliyet ve makul kazanç anlayışına ihtiyacımız var. Dalımızdaki bereket, zincirin hiçbir halkasında adaletsizliğe ve kayba dönüşmemeli” sözleriyle tarladan sofraya uzanan mandalinanın fiyatlandırma evrelerine açıklık getirdi.

DALIMIZDAKİ ALTININ KAYMETİ
Gümüldür mandalinasının kendine özgü aroması ve ince kabuğuyla dünya pazarlarında kıymet taşıyan bir ürün olduğuna dikkati çeken sektörün önde gelenlerinden Hüseyin Adalı, “Biz bahçemizin bereketini kazanca dönüştürmek için maliyetimizi bilmek kadar piyasayı okumak da zorundayız. Gümüldür, Ahmetbeyli, Özdere Ortaköy’de üreticilerimiz, kendi masrafına ve rekoltesine bakarak fiyat bekliyor. Bu yaklaşım bireysel açıdan anlaşılır; fakat piyasa fiyatı yalnızca bizim bahçemizde oluşmuyor. Rakip bölgelerin üretimi, ürün kalitesi, ihracat talebi ve nakliye giderleri de fiyatı belirliyor. Benim arkadaşlarıma önerim, üreticilerin ortak bütçeyle tarafsız bir piyasa araştırma komisyonu kurmasıdır. Komisyon, rakip üretim bölgelerini gezmeli, rekolte tahminlerini karşılaştırmalı, gerçekleşen satışları incelemeli ve bahçede kilogram başına istenebilecek fiyat aralığını üreticiye açıklamalıdır. Bu çalışma ortak fiyat dayatması değil, sağlıklı karar desteği sunmalıdır. Piyasanın üzerinde beklenti alıcıyı uzaklaştırır; altında kalan fiyat ise alın terimizi ucuza götürür. Biz dalımızdaki altını tahminle değil, bilgiyle değerlendirmeliyiz. Doğru veri, pazarlık gücümüzü artırır; belirsizliği azaltır, üreticiyle tüccarın güvenle buluşmasını sağlar. Böylece bahçeden pazara uzanan zincirde değer kaybını sınırlar, emeğimizi korur, ticaretin sürdürülebilirliğini güçlendirir, bölgesel rekabet avantajımızı büyütürüz” dedi.

KURTULUŞ İMARDA
Kendini kurnaz zanneden ihracatçılardan çiftçinin yaka silktiğini belirten Adalı, “Ben mandalina yetiştiriyor, alım satımını ve paketlemesini yapıyorum. Üreticinin malını pazara ulaştıran, alın terinin karşılığını ödeyen tüccar başımızın tacıdır. Ama çiftçinin çaresizliğini fırsat bilenlere sözümüz var. Bahçeye geliyorlar; “İhracat yolu kapandı, pazar daraldı, bu mal satılmaz” diyerek fiyatı aşağı çekiyorlar. Her laflarında üreticinin sırtındaki yük biraz daha
ağırlaşıyor. Madem satılmıyor, ucuza kapattığınız mandalina nasıl oluyor da Avrupa’nın tezgâhlarında alıcı buluyor? Elbette nakliyenin, ambalajın, işçiliğin masrafı var. Biz bunları biliyoruz; hesabın açık olmasını, kazancın insafla paylaşılmasını istiyoruz. Bahçe başında yeminle güven isteyip satışta üreticinin hakkını unutmak ticarete yakışmaz. Gübreyi biz alıyoruz, suyu biz veriyoruz, ağacın derdini biz çekiyoruz. Dalda meyve büyürken borcumuz da büyüyor. Sonra çiftçi neden imar bekliyor, neden bahçesini satmak istiyor diye soruluyor. İnsan emeğinin karşılığını alamayınca toprağından soğuyor. Biz başkaları mandalina yesin, temiz hava solusun diye zararına bahçe bekçiliği yapamayız. Bu bahçelerin yaşaması için üreticinin de evine ekmek götürmesi gerekiyor. Alın terimizi pazarlıkta ezmeyin; kökü kuruyan yalnız ağaç olmaz, memleketin üretim umudu da kurur. Biz sadaka değil, hakkımızı istiyoruz; artık yeter!” şeklinde konuştu.
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ZAYIFLIYOR
Mandalina üretimine genç nüfusun ilgi göstermemesinden şikayetçi olan Hikmet Faralyalı, “82 yaşındayım; ömrüm Gümüldür’de mandalinanın dilini anlamakla geçti. Araştırdım, denedim, bilimsel çalışmaların peşinden koştum. Bahçenin havasına uygun ağaç seçtim, dikim düzenini ona göre kurdum. Yaprak bitleriyle organik mücadeleye, organik gübreye emek verdim. Toprağa yalnız terimi değil, merakımı da kattım. Ancak ailemde benden sonra bu işi sürdürecek hevesli kimse kalmadı. Son yıllarda benim de gücüm azaldı, bahçenin işleri gerilemeye başladı. Üretimin devamlılığı için işimi çeviren aileye, bahçenin taşlık, ekime elverişsiz köşesinde küçücük bir baraka yaptım. Ardından uydu tespitiyle ceza geldi. Otursam kabahat, kalksam kabahat der olduk. Biz kuralsızlık istemiyoruz; üretimin ihtiyacını gören, uygulanabilir çözüm gösteren bir kamu anlayışı bekliyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan, ilgili kurumlardan talebimiz açıktır: Personel yalnızca masa başından hüküm vermesin, bahçeye gelsin. İşçilik, barınma ve yatırım sorunlarımızı dinlesin. Üreticinin sermayesi erirken yalnız ceza üzerinden kurulan ilişki, tarımsal sürdürülebilirliği zayıflatır. Bize yol gösterecek, yasal seçenekleri anlatacak, üretimin önünü açacak görevliler lazım. Çünkü bahçede eksilen her emek, yarının üretiminden ve gelirinden eksiliyor” ifadelerini kullandı.





